“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum.  Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”

Kitabın arka yüzünde böyle tanıtıyor Sabahattin Ali içimizdeki şeytanı. Bazı kitapların değerinin neden yitirtilmediği tartışılır ya hani bunun en güzel cevabı insanı anlatmasıdır derim. Her şey değişebiliyor çünkü ancak insanın sahip olduğu duygular ve hisler özünde aynı kalıyor. Sabahattin Ali bunu başarabilmiş bir isim.

Romanımızda içindeki şeytan ile boğuşan ve başka bir hayat istemiyle düşüncelere dalan ancak bunun olmayışının sebebini içindeki şeytana aklatan bir isim var: Ömer.

Ömer ve Nihat iki arkadaştır. Nihat Ömer’i şöyle tanımlar ki aslında içindeki şeytanla karmaşa yaşayan insanların da kendisini bulacağı bir tanımdır bu.

“Hala bizim Ömer’i öğrenemediniz. Küçük bir şey onu muazzam heyecanlara götürebilir. Küçük bir yaprağın arkasında bir dünya gördüğünü zanneder de koca dünyayı görmeden yaşar. İçinde bir türlü aslını öğrenemediği bir kâinat bulunduğu kanidir.”

Böyle tanımlanır Ömer çünkü insan olarak gerçekçi olmak hep daha yaşanılır olmayı gerektirmiştir insanlar için. Akıllı davranmak çıkarcı olmakla özdeşleşmiş bencil olmakla kaynaşmıştır. Ömer bu tanımların içine sığamayacak kadar bir dünya inşa etmek ister kendine ancak önce kendisini yenmesi gerekmektedir.

İçimizdeki ŞeytanBir gün Nihat ile Ömer vapur yolculuğu yaparken Ömer bir anda donup kalır. Karşısında gördüğü kız daha öncesinde bildiği, kimseye inandıracak gücü olmasa bile tanışık olduğuna inandığı biridir onun için. Ne yapıp edip onunla konuşmayı ve ona âşık olduğunu söylemeye giderken kızın yanındaki kadının akrabası çıkması ve kadının Macide ile Ömer’i tanıştırması bir olur. Bu tanışıklık hissini akrabalığına yorumlayan Nihat’ın sözlerini artık duymaz Ömer çünkü artık hakikatler vardır, aşk vardır onun hayatında.  Macide ile yollarının kesişmesi Ömer için bambaşka bir yolculuğun ismi olmuştur artık tabi Macide içinde aynı yolculuk başlamaktadır. Ömer ve Macide evlidir yani kâğıtları askıda olan bir evlilik, üzerine düşünülesi bir evlilik. Ancak Macide’nin geçmişinden gelen bir isim Ömer’i içten içe yemektedir tabi buna parasızlık, içindeki şeytan da eklenince bambaşka bir hale bürünür Ömer.

Ömer’deki bu değişikliğin farkında olan Macide ise kendi ile hesaplaşmaya gider çünkü Ömer’in “içimdeki Şeytan” dediği artık Macide’nin de dürtülerini hareketlendirmiştir. Macide’yi Ömer’den sorgulatmaya başlamıştır. Bu sorgulamayı elbette Ömer’de hissetmektedir. Ancak kendinin de farkındadır ve bu yüzden de kızmaz Macide’ye ve şöyle söyler:

İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. Bende bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş.

Macide’nin geçmişinden gelen Bedri’ye söylenir bu sözler. Çünkü Ömer sevdiği kadını ancak içindeki şeytanı ehlileştirmiş hatta belki de içinde hiç şeytan bulunmayan birine emanet etmek ister. Bu yüzden Bedri’ye yapılan bu konuşma herkes için bir yolun sonu olmuştur. Ancak sadece bir yol olmadığı için yeni yollarda kendilerini aramaya koyulacaktır kahramanlarımız.

Kitabımız çok yönlü katmanlardan oluşuyor. Bu sebeple okunduğu her dönem kendinizi başka bir karakterde bulmanız mümkün. Bazen Macide’nin yorgunluğunda bazen Bedri’nin aklıselim duruşunda ve iyiliğinde bazen de Ömer gibi insanın yapmam dediği ne kadar şey varsa yapmışlığında…

Hayatınıza belli aralıklarla değmesini istediğim kitap: İçin(m)izdeki Şeytan.

İçimizdeki Şeytan
Sabahattin Ali
Yapı Kredi Yayınları
254 sayfa, 2016