Hiç - Çiğdem Can

Hiç

Hiç (Diyeceklerim bu kadar), bir kadın yazar tarafından yazılmış olup erkek gözüyle hikâyeler anlatılan bir kitaptır.

Kitabı okurken bir erkeğin hikâyelerinin anlatıldığı izlenimi verse de birden çok erkeğin farklı yaş dönemlerindeki yaşadığı/yaşayabileceği olayların yansımalarını taşımaktadır.
Genelde yalnızlık olgusu dikkat çekerken, kahramanların ana duygusu hüzün ve pişmanlıktır. Olay aktarımları anne, baba, eş ve çocukluk üzerinden yapılmıştır. Birçok öykünün vardığı nokta “ölüm” teması olmaktadır.
Kahramanlar genelde zamanında yapmadıkları ve yaşamadıkları olaylar, ihmal ettikleri veya duygularını aktarmada çekinik kaldıkları kişilere ilişkin yoğun bir özeleştiri yapmaktadırlar. Duygu yüklü bir anlatım söz konusudur.
Genelde duygu ağırlıklı kitaplarda rastlanan ağır akım bu kitapta görülmemektedir ve oldukça akıcı bir anlatıma sahiptir.

Yazarı Çiğdem CAN’a gelince aslında çoklarımızın yakından tanıdığı ama farklı bir isimle bildiği Mine SOTA’dır. Mine SOTA adıyla birçok mizahi ve gençlik kitabı bulunmaktadır. Hiç kitabı ile yazarın duygusal yanına da tanıklık etmiş oluyoruz; ancak bir erkeğin kıyafetlerini giyerek belki de kendini yine saklamaktadır.

Hiç - Çiğdem CanKitabın ayrıntılarına bakacak olursak;
İlk hikâyesi, bir gencin sevdiği kıza duygularını açamayıp en sonunda şehri terk etmesinin üzerine otobüs yolculuğu sırasında yaşadığı duygusal gelgitleri ve yolculuk izlenimlerinin anlatıldığı “Bir Yol Hikâyesi”dir.
“Kısa film festivali gibiyiz. Epey bir kısa hem de. Daha ne olduğunu anlayamadan, perdede ‘The End’ yazar da “Nasıl yani, bitti mi şimdi? E n’oldu peki?” dedirtir ya, aynı onlardan.”

İkinci hikâyesi ise “anne” temalıdır. “Uzaklara Gitmek” hikâyesinde genç bir erkeğin annesine vedası anlatılmıştır.
“Dünyanın yaşamsal ihtiyacı hava, su, ekmek ve anneydi.”

Üçüncü hikâyesi “Cinnet ve Virgül”, bir erkeğin yazamadığı veya yazdığı ama anlatamadığı öyküsü üzerinedir.
“Ve işe yarayan kahraman cümleler keşfetmek adına, az ağlarken, uz ağlarken, dere tepe düz ağlarken, bazen cümlene devam edeceğin virgülün kalmıyor. Bir bakıyorsun, elinde sadece nokta kalmış.”

“Kırık Bir Bayram Hikâyesi” adlı dördüncü hikâyede günümüzde sıklıkla karşılaştığımız yalnız yaşayan ve yaşlanan, çocukları tarafından bayramları telefonda kutlanan bir “baba”ya aittir.
“Ve arkasını dönüp oğlunun paslı raylarında gitmeye mahkûm, eski bir tren gibi akıp gitti.”

“Köşebaşı” adlı hikâyesinde emekli olan ve maddi açıdan hayal kırıklığı yaşayan bir adamın ömür/ölüm hikâyesi anlatılmıştır.
“İnsanoğlu, yaşamaya öyle bir alışmıştı ki farkında olmadan kendini ölümsüz sanıyordu.”

“Yaşanmamış Bir Dün” adlı hikâyede ise karısı tarafından terk edilen bir adamın düne/geçmişe dair pişmanlıkları anlatılmıştır.
“Günlerdir yoktu karısı. Hem de öyle bir yoktu ki kendine ait sandığı her şeyin, aslında karısına ait olduğunu öğretecek kadar.”

“Park Baba” hikâyesinde bir parkta yalnız yaşayan ve mahalleli tarafından hakkında rivayetlerin anlatıldığı; ama gerçek hikâyesini kimsenin bilmediği bir adam anlatılmaktadır.
“Anlatırken yaşayacağı acıyı çekecek gücü bulamıyordu ruhunda.”

“Hiç” hem son hikâye hem de kitaba adını veren olarak, bir adamın çocukluğunu yaşadığı mahalle ve evde kendiyle yüzleşmeleri anlatılmıştır.
“Korkmamak, şaşırmamak, afallamamak; ne korkunç bir şey. Yaşarken öldüğünün alameti.”

Öykülerin tanıdıklığı daha doğrusu yaşanmışlığı nedeniyle herhangi bir yerde size çağrışım yapacağını düşünüyorum. Zaten imgesel cümleleri ile dikkat çekmektedir ki kendinizi onları tekrar ederken bulabilirsiniz.

Hiç
Çiğdem Can
Erdem Yayınları
157 sayfa, 2016

» Dilek Özcan

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Coşkuyla Ölmek

Coşkuyla Ölmek

   Her okuyucu fark etmese de kitaplar dünyasında kendisine ait bir edebiyat alanı oluşturur. Bunun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir