Kitapkolik
Yazar Söyleşileri

“Hiç Kimse” kitabı yazarı Arzu Saçlı söyleşisi

Arzu Saçlı: “Yazdığım bölümü okurken hıçkıra hıçkıra ağladım!”

Öncelikle kimdir Arzu Saçlı? Seni merak edenler için kısaca kendinden bahseder misin?

Merhabalar,34 yaşındayım, evliyim ve dokuz yaşında bir oğlum var. Yaklaşık 8 yıldır, kedimiz Turşu ve köpeğimiz Völki ile Sakarya’da hayatımıza devam ediyoruz. Psikolojik danışmanım ve hâlihazırda mesleğime devam ediyorum. Ailemden sonra hayatımın büyük bölümü kitaplara ayrılmış durumda. Okumayı, okuduklarımı paylaşmayı ve kitaplar hakkında sohbet etmeyi çok seviyorum.

Edebiyata olan ilgini ne zaman keşfettin ve ne oldu da “Artık bende yazmalıyım” dedin?

Edebiyata olan ilgim kendimi bildim bileli vardı. Zannediyorum hayatın gizinin kitaplar içinde bir yere saklandığına ve bir gün bir kitabın içinden gözlerime değecek bir cümlenin hayatımı değiştireceğine inandım. Ve içimde bir yerlerde bir kitabın üzerinde adımın yazacağı günü arzuladım. Ama bu kolay olmadı. Üniversiteye hazırlanırken bir kitap yazma denemem oldu ama ilerleyemedim. Ve henüz pişmediğimi düşünüp taslak halindeki çalışmamı çöpe attım. Çok uzun yıllar sonra bir gün zamanın geldiğini hissettim. Zannediyorum naçizane piştiğimi ve yazmaya hazır olduğumu hissettiğim andı bu ve ben o ana tutundum.

Kitabın yazım sürecinde karşılaştığın en büyük zorluk ve süreci kolaylaştıran olaylar neler oldu?

Şöyle bir durum var ki, çoklu kişilik bozukluğu, üniversite yıllarından başlayıp halen devam eden bir muammaydı. Kitabı yazmadan önce kurguyu oluşturdum. İşimin çok kolay olacağını düşünüyordum ama çok kısa bir süre sonra hayal kırıklığına uğradım. Özellikle Türkiye’de çoklu kişilik bozukluğunun çok bakir bir alan olduğunu öğrenmem uzun sürmedi çünkü. Maalesef literatür taramalarında bölük pörçük birkaç sayfadan başka bir şey bulamadım. Bu, beni tedirgin etti haliyle. Yine de tanı koyma evresinde ruh sağlığı uzmanlarının bile sık sık şizofreni ile karıştırdığı bu hastalığı anlatma hevesim hiç geçmedi. Bu sebeple özellikle ikinci bölüm bittiğinde psikiyatr arkadaşlarıma okutup kurguda yahut anlatımda psikoloji bilimi ile çelişen bir şey var mı diye kontrol ettirdim. Toparlamam gerekirse zannediyorum bu süreçteki en büyük zorluk bu hastalığa dair kaynağın azlığı idi.
Yazım sürecimi kolaylaştıran en büyük etken şüphesiz eşim oldu. Bazen sabahlara kadar yazdım, bazen yazamadığım için içime kapandım, bazen yazdığım bölümü okurken hıçkıra hıçkıra ağladım. Eşim bu dönemde mümkün olduğunca benim sorumluluklarımı da üstlendi. Hayatımızı bana göre yeniden şekillendirdi. Ve ben bitirdiğim her yeni bölümü ilk ona okudum. Onun yüzünde kelimelerin tesirine şahit oldum. Bu benim için çok özeldi.

Hikâyede ki karakter Çimen ve tüm bu yaşanılan her şey tamamen kurgu mu yoksa gerçeklik payı var mı?

Çoklu kişilik bozukluğunu insanlar bu hastalığın farkına varsın diye hikâyeye dâhil ettim. Ve tabi işim gereği istismara uğramış çocuklarla çalışıyorum zaman zaman. Konu ile ilgili eğitimler alıyorum. Yani ben Çimen dedim ama o kadar çoklar ki. Tamamen kurgu olduğunu, böyle olayların aslında hiç yaşanmadığını söylemek isterdim ama maalesef…

Hiç Kimse

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu terimi ile hiç karşılaşmamış insanlar var etrafımızda. Bana kitabını sorduklarında; “Konusu nedir?” dediklerinde “Çoklu kişilik bozukluğu yaşayan bir kız var..” diye cümleme başladım ve “o da ne?” sorusu ile karşılaştım. Bu konuda da aslında halkı bilinçlendiriyor, bu durumda olan bireylerin yaşadığı semptomlara bağlı olarak yaşadığı zorluğu bize örneklerle gösteriyorsunuz. Öncelikle bu konuda seni yürekten tebrik ediyorum. Özellikle mi bu rahatsızlığı olan karakteri seçtin?

Kesinlikle. Daha önce de söylediğim gibi yaklaşık iki buçuk yıl önce konu ile ilgili yazılmış bir kitap bulabilir miyim ümidi ile çok araştırdım ve maalesef tatmin edecek bir sonuca ulaşamadım. Özellikle bu konuyu seçmemin nedenlerinden biri de bu duruma maruz bırakılan çocukların hayatına ağır aksak devam ettiğini gösterebilmekti. Ve çoklu kişilik bozukluğu hem çok bilinmediği hem de yaşatılan tahribatın fark edilmesini sağlamak açısından mühimdi. Kitabı okuyan insanların “bu hastalığı ilk defa duyuyorum” ya da adını biliyordum ama hastalığa hâkim değildim” diye yaptığı geri dönüşler beni çok mutlu ediyor. Çünkü bir kitabı okurken beni en çok mutlu eden şey: yeni bir şey öğrenmiş olmanın tatminidir. Benzer bir tatmini bu kitabı okuyanlar da yaşasın istedim.

Sosyal medyadan gözlemlediğim kadarıyla kitapseverlerin kendi sayfalarında, hikâye paylaşımlarında kitabına yönelik çok pozitif geri bildirimler var. Daha da güzel bir okur kitlesine hızlıca ulaştığını gözlemlemek zor değil. Bu süreçte gelen geri bildirimler sana ne hissettiriyor?

Samimi olmak gerekirse kimsenin kitabın içeriğine dair bir fikri yoktu. Uzun zamandır okuduğum kitaplar hakkında yazdığım yorumlardan yola çıkarak beni tanıyan insanlar “Güzel bir kitap olacak” diye beklenti içindeydi sadece. Bu sebeple ilk adımımda yanımda olup destek vermek istediler. Bu süreç bir parça tedirgin etti beni aslında. Çünkü insanların beklentisi yüksekti. Acaba Çimen’i hissedebilecekler mi? diye tedirgin olduğumu itiraf etmeliyim. Fakat kitap insanların eline geçip okunmaya başlandığı ve geri dönüşlerin yapıldığı an yazılan her yorumu gözlerim dolu dolu okudum. Çünkü Çimen’i ben doğurmuştum sanki. Sanki uzun bir yolculuğa çıkacaktım ve Çimen’i birilerine emanet etmem gerekiyordu. Ve emanet ettiğim insanların Çimen’e olan şefkati tedirginliğimi üzerimden atmamı sağladı.

Çok yakın zamanında İzmir Kitap Fuarındaydın, fuarda olmak, yazar koltuğunda oturmak, kitap imzalamak insanlarla fotoğraf çektirmek…. o gün sana ne hissettirdi?

Benim ilk fuar deneyimimdi. Bu sebeple heyecanlanmadım desem yalan olur. Üstelik daha önce İzmir’e hiç gitmemiştim. Bu sebeple beklentimi olabildiğince düşük tutarak çıktım yola. Ama beklediğimin çok ötesinde şeyler yaşandı. Sosyal medyadan takip eden birçok insan geldi. Her biri benim için sürprizdi. Ve sanıyorum beni en çok keyiflendiren olay kitap imzalatmak için sırada bekleyenlerden birinin çok büyük hayranlıkla kitaplarını okuduğum Jale Demirdöğen olmasıydı. Çünkü yaklaşık bir yıl önce Kocaeli Kitap Fuarına onunla tanışıp, kitaplarını imzalatmak için gitmiştim. O an benim için çok kıymetliydi.

Bazı yazarlarımız yazma sürecinde kitap okumayı bıraktıklarını bana söylüyorlar. Bu durumu sende gözlemlemedim tam tersine @arzunun_okuma_gunlugu instagram sayfanda müthiş kıymetli eserleri okuyor ve yorumluyorsun. Okumak, başka yazarların eserlerine temas etmek bu 2 yıllık süreçte seni rahatlattı mı? “Yazım sürecinde hiç kitap okunmamalı” diyen yazarların görüşleri ile ilgili düşüncelerin nedir?

Kitap okumak için boş vakit kollayan biri değilim sanırım. Kitaba özel zamanlarım vardır benim. Bu sebeple kitabı yazarken de okumaya devam ettim. Çünkü yemek yemek kadar gerekli bir hal benim için. Bu durumun beni yazarken rahatlattığına inanıyorum.

Hiç Kimse

Roman türü dışında farklı türlerde yazma denemen var mı? Şiir yazar mısın mesela?

Şiir ve öykü denemelerim oldu çokça. Lakin henüz üzerindeki tozu silkeleyip derin bir nefes alarak ayağa kalkacak güçte olduklarını düşünmüyorum.

Erken olabilir bu soru ancak, yeni bir kitapla buluşturacak mısın bizi?

Hiç Kimse yaklaşık 2 yıl önce tamamlanmıştı. Fakat bir müddet demlenmesini bekledim. Çünkü bu benim ilk kitabımdı ve tam olarak dosyaya inanmadan gün yüzüne çıkarmak istemedim. Bu süre zarfında kitabı belirli aralıklar ile tekrar tekrar okudum. Ve kendime hep şu soruyu sordum: Bu kitabı okusaydın ve instagramdaki sayfanda paylaşmak isteseydin neleri eleştirirdin? Bu soru ışığında eklediğim, çıkardığım çok bölüm oldu. Özellikle ilk bölümü yazarken banyoya kapattım kendimi ve zeminin soğukluğunu, suyun buharını hissetmeye çalıştım. Bu kadar yoğun yaşadığım hikâye nihayet kendi bağımsızlığını ilan etti. Ve şimdi üzerinde çalıştığım bir hikâyem daha var. Demlendiği ve elimi bırakıp kendi başına ayakları üzerinde durmak istediği an gelince onun bağımsızlığını da keyifle izleyeceğim.

Türkiye’de ve Dünyada en beğendiğin 3er yazar ismi alabilir miyim senden?
Hasan Ali TOPTAŞ Irvın YALOM
Bilge KARASU Sadık HİDAYET
Mine SÖĞÜT Jorge Luis BORGES

Hiç Kimse

@senayinkitaplari: Çimen karakterinde var olan birden fazla alterlerin özellikleri, kişilikleri bile insanı şaşırtan, meraklandıran, üzüntüden kahreden olaylar zincirine bağlanmış bir hikayeydi. Ve bu hikâyede içimizi çok acıtan gerçekler vardı. Ben şahsım adına çok ders çıkarttım. Sorguladığım çok nokta oldu ve her şeyden öte kitap bittiğinde Güzel Allah’ıma teşekkürlerimi sundum yeniden. Yüreğine sağlık Arzu, teşekkür ederim.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Şenay Erdem

2 oğluma anne olmanın yanı sıra, 13 yıldır yoğun bankacılık mesleğime devam ediyorum. İş ve aile hayatım devam ederken bir yandan da kurucusu olduğum @yasayansehitkutuphaneleri Gönüllü Topluluğuyla birlikte Aziz Şehitlerimizin isimlerini Türkiye’nin her köşesinde, ihtiyaç sahibi okullarda kütüphaneler kurarak yaşatıyoruz. Kendimi bildim bileli fantastik dünyamın en güzel dostları olan kitaplarım ise hep benimle... @senayinkitaplari sayfamda ise yazarlarla söyleşi yaparak, yazar/kitap tanıtımları yapmaktan büyük keyif alıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı