KitapKitap İncelemeleri

Hepimiz Montsuzuz

Çocuk Şehri dergisinin “Çocuk” dosya konulu 4. sayısında görüp edindiğim bir kitap, Montsuzlar. Okumak için çok geç kaldığım hissini uyandıran ve geçmişte okuduklarıma dair elim pişmanlık hissettiren şahane bir eser. Kesinlikle sadece bir çocuk kitabı olarak da nitelendirilmemeli. Öğretmenlerden ebeveynlere kadar büyük küçük herkesin, meslekî ve aile hayatı boyunca başucu kitabı olabilecek kadar yetkin, özgün ve başarılı.

Kurgu, içerik, üslup ise pek az rastlanır türden. Görsellik ve tasarım için de yayınevi ayrıca tebrik edilmeli. Zaten Günışığı, bazı kitaplarıyla hiç kimsenin yarışamayacağı işlere imza atıyor. Kraliçeyi Kurtarmak, 35 Kilo Tembel Teneke, Çıtır Çıtır Felsefe, Yaşasın Ç Kardeşliği, Çatıdaki Gezegen, Konuşmak Yok, Kömür Karası Çocuk, Hödük Güdük Bir de Bıdık bunlardan sadece bazıları.

Montsuzlar, 10 yaş üstü çocuklarla birlikte yetişkinler için de kaleme alınmış güzel bir çocuk kitabı. Türevlerinden biraz farklı; Çünkü, değişik ve asimetrik bir konuyu sırtlanmış. Normalde çocuklara pek bahsedilmeyen ve çocuklarla konuşulmasından çekinilen bir mevzu, akıcı bir olay eşliğinde ve gayet naif bir dille verilmiş. Kitapta yaşanılan olayları kamçılayan ana düşünce “Alfabetik sırayı kimin icat ettiği ve bu sıralamaya göre yapılan seçimlerin ne kadar adil olduğu,” yönündeki sorulardan oluşuyor.

Kitabın kahramanı, liseye başladığında talihsiz bir aksilik sonucu okulun karakteristik bir özellik kazanan montlarını alamayan bir grup öğrenciden biridir. Bu epey canını sıkmıştır. Ama mesele sadece mont alamamak da değildir. Alfabetik sıralamaya göre dağıtılan montlar, listenin sonunda kalanlara yetmemiştir. Peki, bu adil bir sistem midir? Alfabetik sıralamayı kim icat etmiştir ki? B’nin Z’den önce geleceğine kim hangi hakla karar verebilir? Üstelik bu sıralama bu kadar muamma içermesine rağmen, nasıl olur da adaletli bir seçim için özellikle ve ilk tercih olarak kullanılır? İşte bu sorular, kahramanımızın aklına takılıp hayatındaki her şey ve kabulü sorgulamasına sebep verecek fitilin ateşini yakmıştır.

MontsuzlarSadece düşünmekle yetinmeyen karakterimiz, önce fikirlerini ve mağduriyetini müdürle paylaşır, ardından da bunu Montsuzlar diye imzalı bir yazıyla gayri resmi bir şekilde okulun tüm panolarına asar. Bu davranış idare tarafından bir başkaldırı olarak nitelendirilir. Ama kısa sürede alfabetik sıra gibi dünyaca kabul görmüş ama daha önce hiç sorgulanmamış sistemler öğrencilerin ilgi odağı olur ve okulun gündemine oturur. Kısa sürede gerek idarenin baskısı gerek eğitim sistemimizin özgürlüğü çiğneyen tutumları, gerek bu düşüncelerin çoktan çığ gibi büyümesi sayesinde panolara yeni metin ve şiirler de asılmaya başlar. İşler iyice çığırından çıkmak üzeredir. Müdür artık bunun affedilemeyeceğini düşünür. Ama düşüncelerin önünü almak imkânsızdır. Çünkü çoğu öğretmen de bu hareketi desteklemeye karar vermiştir. Aşırı disiplin ve gözetimden sıkılanlar hakkını aramaya başlamıştır. Konu okul kulüplerinde de konuşup tartışılır. Tüm kulüpler bu yönde yayınlar çıkarıp imza toplar. Artık fikirlerin ses bastırılamayacak bir hale gelmiştir. Bu sırada gerçekleşen küçük olaylar da yaşanılanların ateşini epey harlar.

Kitabın sonuna doğru ana karakterimiz hiç beklenmeyen bir sürprizle olaya son noktasını koyar. İdarenin ve disiplin kurulunun elini kolunu bağlayan, müdürü alt edecek bu hareket okulun dönem sonu yapılan festivalinde patlak verir. Bu, okulda şimdiye dek görülmemiş bir şeydir. Öğretmenler dâhil herkes şaşkındır. Ama bundan sonrası daha mı iyi olacaktır yoksa daha mı kötü? Kahramanımız öğrenim hayatını tehlikeye atacak bir şeye mi karışmıştır? Ailesine ne cevap verecektir? Kabul gören haksızlıkları artık kim savunacaktır? Baskıya karşı kim direnecektir? Müdür yaşananlara nasıl bir tepki vermiştir? Yoksa bu hareket Montsuzlar’ı montlarına mı kavuşturmuştur? Her şey süt liman olmuş, bunlar yeni bir bakış açısı ve algının filizlenmesini sağlayarak özgür bir okula doğru atılan ilk adımlar mı sayılmıştır? Tüm bu soruların ve daha fazlasının cevabı için kitabı ziyaret etmeniz gerekecek. Zira aklınızı gıdıklayıp duran doymak bilmez merak duygunuzu söndürmek istemiyoruz.

Kitap, sadece basit bir olay örgüsü ve heyecanlı bir anlatı olmaktan çok uzaktır. Sosyolojik tespitleri; cesaret verici deyişleri; aile bireyleri arasındaki ilişkiye dair güzel örnekleri; kadının toplumdaki yerine ilişkin tutumları; okulun çocuk üzerindeki rolünden bahsedişi; eğitim sisteminin öğrencilerin ruhuna verdiği zararlar üzerine savları; baskıcı bir sistemin getiri ve götürülerini içeren düşünceleri; kaos, anarşi, ve koşulsuz itaat gibi bir çocuğun gelişimi esnasında mutlaka öğrenmesi ve doğru bir şekilde yorumlaması gereken kelimeleri anlatışı yönüyle tekrar tekrar okunması gereken, çocuk edebiyatı eserleri içerisinde şimdiye dek rastladığım en keyifli ve besin değeri en yüksek kitap.

Kaos, anarşi, itaat, başkaldırı, hak, özgürlük, talep gibi kelimeler genelde kısık sesle söylenen ve çocuklara açıklamakta zorlanılan kavramlardır. Bunların ayrımını yapmak ve öğretmek ise hepsinden zordur. Bu terimleri empati kurarak hissettirmek ve çocukların benzer durumlarda nasıl davranmaları gerektikleri üzerine konuşmak için şimdiye dek bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım.

Tüm bunların yanı sıra, kitap sadece çocuklar için değil öğretmenler için de birçok güzel fikre ilham oluyor. Yazar, sanki eğitim öğretimin teknik ve metotlarına dair bir kitap da kaleme almış. Öğrencilere nasıl davranılacağı, çatışma esnasında ne türde tepkiler verebileceğimiz, okulda düzenlenebilecek etkinlikler ve sosyal aktiviteler konusunda elverişli bir kılavuz.

Velhasıl, hem çocukların hem de tüm yetişkinlerin – özellikle eğitimcilerin – kesinlikle okuması ve hatta içmesi gereken bir eser. Bu kitapla tanışmama vesile olan Çocuk Şehri dergisine ve ekibine çokça teşekkür ediyorum. Dergi ve kitap için şu cümleyi memnuniyetle kurabilirim: Dostlara emir, diğerlerine tavsiye.

Montsuzlar
Ömer Açık
Günışığı Kitaplığı
216 Sayfa, 2017

Etiketler
Daha Fazla Göster

Tuğba Coşkuner

Hangi yılda doğduğunu pek önemsemiyor. Yaşını sayılarla değil anılarıyla ölçüyor. Nereli olduğu konusunda da kafası epey karışık. Doğduğu mu doyduğu mu yoksa sevdikleriyle olduğu yer mi, bilemiyor. Tek bildiği şey, en sevdiği mesleği yaptığı. Kendisi bir matematik öğretmeni. Aman durun, hemen yüzünüzü limon yemiş gibi buruşturmayın öyle! Çocukları sevmek için matematiği bir koşul olarak görmüyor.Okumak, yazmak ve öğretmek onun evi. Kendini orada güvende ve mutlu hissediyor. Daha önce yetişkinler için eğitim üzerine denemeler, düşünce ve kitap tanıtım yazıları kaleme aldı. Birçok dergiyle çalıştı, çalışıyor. Bu aralar bir de çocuklar, çocuk kalabilsin diye uğraşıyor. Onlar için okuyup onlar için yazıyor. Daima yüreğinde yeşil bir dal saklamaya çalışıyor; şarkı söyleyen küçük, yavru kuşları onun üzerinde ağırlıyor. En büyük isteği o melodinin sonsuza dek sürüp gitmesi.

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı