Fersude

Başını eğerek girdiği odanın, hatıralarından çoktan arınmış bir harabeye döndüğünü görünce gözleri ağır ağır nemlendi. Göz çukurları ıslandıysa da ağlamamak için direndi. Ne eşyaları, ne mihrap misali her girişinde secde edercesine boyun büküp selam durduğu kitaplığı, ne de hatıralarında yaşattığı saklı hanesinin hiçbir detayı vardı artık. Yerinde, pencerelerinden örümcek ağları uzanan, tavanı dökük, duvarları yıkık bir fersude hane kalmıştı, heyhat!

Odanın ortasına dek dahi yürüyemedi. Yüreğinde şiddetle hasıl olan ızdırabın tesiriyle odadan attı kendini. Göz pınarlarını içine akıtarak koridorun bitimine geldi. Artık yapmak için geldiği şeyi yapmalı ve terk etmeliydi yıkılmış hayallerini.

Babasının çalışma odasına daldı. Aynı manzara burada da karşısındaydı şimdi. Ayrıntıları anımsamamak için etrafına bakınmadan sol köşedeki kiremitlerle örülü şömineye doğru yürüdü. Bakışlarını ayakuçlarından almıyor, yıkık tahta parçalarını ezdikçe çıkan iç gıcırtıcı sese rağmen konsantrasyonunu bozmuyordu. Rutubet kokusuna o kadar alışmıştı ki ciğerleri, soluklarının kesikliğini dahi fark etmiyordu artık.

Şöminenin başına gelince diz çöküp elini tozlu şömineden içeri soktu. Yukarıları yokladıkça dökülen kurum üzerine dağılıyordu. Ama kirlendiğini düşünemeyecek kadar kendini kaybetmişti. Şöminede sadece babası ve kendisinin bildiği o küçük yuvayı bulduğunda işaret parmağını deliğe sokup iki yana doğru süratle itti. Aralanan kapağın sesi odayı doldururken muzaffer bir komutan edasıyla bir adım geri çıktı. Açılan kapağı yakalayıp hiddetle yere fırlattı. İsli elini yeniden yuvaya götürüp hemen eli altındaki ahşap sandukayı çekip aldı.

Dakika dahi durmak değildi niyeti artık bu konakta. İçini titreten mazinin güzelliklerinden geriye bu viranenin kaldığını görmek, tüm değerlerine küfredilmiş, ama acziyetle başı önüne düşmüş bir meczup gibi hissetmesine sebep oluyordu.

Sokağa çıktığında sağ yanının boydan boya ise bulanmış olduğunu fark etti. Üzerindeki tozun fazlasını atmak için sol eliyle çırpındı bir müddet. Faydasız olduğunu görünce vazgeçip ilerledi. Birkaç adım sonra yüksek kaldırımın yanına gelince takatsizce kaldırıma oturdu. Sokak lambasının turuncu ışığı altında süratle sandukanın kilidini kırdı ve kapağını açtı. Kadife içliğin kapladığı sandukanın içinde tam da aradığı şeyi bulmuştu şimdi. Buruş buruş, solgun renkli parşömenleri bulunca itinayla çıkarıp sandığını bir kenara bıraktı.

Ellerinin titrediğini fark etti. Hakikat, yalanlarını bir hayat gibi yaşadığı konağın unutulmuş yuvasında yatmıştı senelerce. Şimdi incecik, yırtılmaya yüz tutmuş bu parşömenlerde ve tam da ellerindeydi hakikat diye kabul edecekleri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir