Duyguların Özgül Ağırlığı

Parmenides (Doğa filozoflarından sayılmakla birlikte Antik Yunan felsefesinde rasyonalizm geleneğinin ilk filozoflarından biridir.) dünyayı çifter çifter karşıtlıklara bölünmüş görüyordu: Aydınlık/karanlık, incelik/kabalık, sıcak/soğuk, varlık/yokluk. Karşıtlıklardan her birinin bir yarısını da olumsuz olarak nitelendiriyordu. Bu olumlu ve olumsuz kutuplaştırmasını çocukça denecek kadar basit bulabiliriz. Yalnız bir sorun var: Hangisi olumlu; ağırlık mı, hafiflik mi? Parmenides şu karşılığı veriyordu: Hafiflik olumludur, ağırlık olumsuz.

Yazar, kitabında bütün karşıtlıkların en gizemlisi, en çift anlamlısı olan ağırlık ve hafiflik üzerine düşündüğümüz sorulara sorular ekliyor ve cevapları sıralıyor.

Milan Kundera, 1929 yılında Prag’da doğdu. İlk piyano derslerini babasından aldı ve sonrasında müzikoloji üzerine çalıştı. Üniversitede edebiyat ve estetik üzerine eğitim gördü. İki dönem sonra film ve senaryo eğitimleri almaya başladı. 2. Dünya savaşı sonunda Komünist Parti’ye üye oldu. Ancak sonra partiden çıkarıldı ve Kundera bu dönem yaşadıklarını “Şaka” isimli kitabında yazdı. 1968’deki Rus istilasından sonra akademideki görevlerinden uzaklaştırıldı. Politik baskılara dayanamayarak Fransa’ya göç etti ve Fransa vatandaşı oldu. Yazdığı “Gülüşün ve Unutuşun” isimli kitaptan sonra Çekoslovak hükümeti Kundera’yı vatandaşlıktan çıkardı. Halen eşi ile birlikte Paris’te yaşamaktadır. Mütevazi bir yaşam süren yazarın kendi ifadesiyle, Çek vatandaşlığından çıkarılmış, Fransa’ya yerleşmiş fakat Fransızlaşamamış bir dünya vatandaşıdır artık.

Kitabın içine dalmadan önce yazarın kariyerinin ilk yıllarında baskılar yüzünden uzun süre romanın bir politik malzemeden çok sanat eseri olması gerektiği fikrini savunduğu bilgisini paylaşmak isterim. Edebiyat dünyasındaki en önemli çıkışını sağlayan, sonradan dünya çapında birçok dile çevrilen ve hatta 1998 yılında Philip Kaufman tarafından sinemaya uyarlanan  “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” romanının ise arka fonu tamamen politiktir.

“Roman kişilerinin bir zamanlar gerçekten yaşamış olduklarına okuyucuyu inandırmaya çalışmak yazar açısından anlamsız bir çabadır. Ana rahminden çıkmamıştır roman kişileri; şu ya da bu sözcüğün itici gücünden ya da temel bir durumdan doğmuşlardır.” Ama yazar üniversitede sinema, edebiyat eğitimi almış olmasının yanı sıra yeteneği ve güçlü kalemi sayesinde karakterleri gerçek hayata dahil etmiş, hatta bazen karakterlerin gerçekten bu olayları yaşayıp, biz okuyuculara anlattıklarını düşünecek kadar güzel kurgulamıştır.

Kitap var olan karakterler, Tomas, Tereza, Franz, Sabina ve son bölüme anlam katan köpek Karenin birbirleriyle ilişki halindedir. Her bir karakter birbirinden farklıdır. Karakterlerdeki farklılık zıt duygular, zıt bakış açıları ile devamlı bir çekişme halindedir. Her bir karakterin kendini ifade etme ve derinleşme özelliği sebebiyle hepsi kahraman ve hepsi anti-kahramandır. 

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Kitap, dört karakterin hayata, aşka, cinselliğe, ilişkiye, politikaya olan bakış açıları üzerinden ilerler. Kitap Tomas ile başlar. Bir evlilikten çıkmıştır ve tam altı tesadüf sonucu hayatına giren Tereza’ya aşık olur. Bu beklenmedik aşkla ne yapacağını bilemez.

“Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.” Bilemeden Tereza’yla evlenir ama başka kadınlarla aldatmaya devam eder. Aşk ve sadakat nedir?

Sabina da Tomas’ın hayatındaki kadınlardan biridir. Sabina güçlü, derdi kendiyle olan, beklentisi olmayan bir sanatçıdır. Franz, Sabina’nın hayatına giren üniversite hocasıdır. Mutsuz bir evliliği bitirir ama Sabina ile de mutlu olamaz. Mutluluk ve mutsuzluk nedir? Her karakter kendi seçimini yapar. Olay daha çok Tomas ve Tereza üzerine kurgulanmıştır. Tomas, gazeteye yazdığı bir kitap incelemesi yüzünden işinden olur ve hayatının kırılma noktası bu yazıdır. Kundera’nın yazdığı kitaplarla yaşadığı baskıya bir gönderme gibidir.

Kitapta olaylar belirli bir sırayla anlatılmıyor. Sarmal olarak ilerleyen kurguda akışa kendinizi kaptırıp, sanki tüm olayları karakterler anlatıyormuş gibi okuyorsunuz. Oysaki bazı yerlerde tanrısal bakış açısı kullanılmış. Her ne kadar Kundera biz okurları roman kahramanlarının gerçekliği konusunda uyarmış olsa da, bu yanılsamadan çıkamıyoruz. Bu durumda dönemin politik olaylarının, siyasi gelişmelerin, sosyolojik olayların arka fonda ilerleyişindeki gerçekliğinde etkisi büyüktür.

Kitap yedi bölümden oluşuyor. Her bölümde bir karakter ön planda. Onu tanıyor, seviyor bazen kızıyoruz. Karakterlerin her hareket ve sözlerinin kendi aile yaşantılarından gelen dayanaklarını okudukça yazara, karakteri ilmek ilmek oluşturmasına bir daha hayran oluyoruz.

Kitabı kurgusal bir roman gibi okurken, aforizmaları ile beni kendine çeken bir felsefe kitabı olarak hatta dünya siyasi konstrüksiyonuna bakış açısı sağlayan bir politika kitabı olarak da okudum.

“Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı onun, merhametine bırakılmışlara davranışında gizlidir: Hayvanlara.” İnsanoğlu her ne kadar bu sınavı başarıyla verememiş olsa da, kitapta Karenin ile ilgili son bölüm içerdiği mesajlar ve ruha dokunan olaylarla çok düşündürücüdür.

İnsanların daha çok mutsuzlukta olan buluşmalarını, sadakat ve aşk kavramlarıyla olan sorgulamalarını, hayatta neyin ağır, neyin hafif olduğunu her satırda düşüneceğimiz bir kitap. Kitabın güzelliği tüm soruların bir cevabının olması.  Her anımızı kaplayan bu ikilemlerin özgül ağırlığının kişilere göre değiştiğini düşünüyorum. Galiba varlığımızın hafifliğine dayanmak için bizi ağırlaştıran tüm duyguları yok etmeliyiz.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Milan Kundera
Türkçesi: Fatih Özgüven
Can Yayınları
336 syf, 2019

Armağan Can

Kitapcafe yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.