Enstrüman tarzı müzikle kitap okumayı sever misiniz ya da bunu hiç deneyimlediniz mi bilmiyorum. Bazı insanlar bunu çok yapıyor hatta kitapları dinledikleri müziklerle eşleştirenler dahi var. In the mood for love filmi geçiyor kitapta ve Jülide filmin soundtrack halini çok dinlediğini hatta hiç bıkmadan dinlediğini söylüyordu. Ben de bir yandan kitabı okurken bir yandan da müziği açarken saatlerce o müzik eşliğinde okuduğumu biliyorum kitabı ve öyle bitirdiğimi. Ve sonunda da şunu söylediğimi “bazı kitaplara bazı müzikler çok yakışıyor.” Hatta bu yazıyı yazarken bile bir saatlik hali kulağımda. Jülide de yanı başımda.

Bazen kitaplara büyük bir umutlarla başlıyoruz bazen kapak fotoğrafı bazen kısa bir söz bazen bilindik birinin tavsiyesi, tamam diyoruz bu kitap bana iyi gelecek bu kitabı okumak için tam zamanı. Aslında uzun zamandır bu kitap benim için tam zamanıydı ve sanırım çok uzun bir sürede öyle kalacak. Ben nasıl mı başladım kitaba bu sefer bir sözle oldu ve çok kısaydı “Nereye? Diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.”

Gitmekle ilgili bir yaranız varsa kalan olduysanız belki de ilk defa gidene kızamayacağınız biriyle tanışıyorsunuz: İshak’la. Hem kalan hem de gidenseniz o da hemen yanı başınızda, Jülide.

İshak diyor ki: Gitmek derdine bir kez düşen için artık kalmak da yaradır.

Jülide diyor ki: Biri beni anlayarak özgürleştirsin.

Düşerken - Tarık Tufanİşte böyle karşılaşıyor İshak ile Jülide. İshak anlamaya meyilli Jülide gitmeye. Birbirini hiç tanımayan iki insan inanmak derdine çıkıyor yollara. İnanmanın da insan için temel bir ihtiyaç olduğunu görüyorsunuz.  Üniversite’de Psikoloji dersini aldığımda Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini görmüştüm ilk evre Fizyolojik ihtiyaçlar evresidir ikinci evre Güvenlik ihtiyacı evresi; barınma, korunma gibi.  Ancak şuna olan inancım artık daha da sağlam, İnanmak da fizyolojik bir ihtiyaç; yemek kadar su içmek kadar uyku kadar sağlam bir ihtiyaç yani insan için ilk evre kadar mühim. Bir de bunu hatırladım kitapta.  “Düşerken” kitabı aslında bir tutunmanın romanı dedim.

İshak, evli ve iki çocuk baba “sı” bir adam kendi halinde işinde gücünde bir sıhhi tesisatçı. Jülide ressam, konuşmaktan umudunu yitirmiş ve “neredeyse hiç ortalıkta görünmeden yaşamayı öğrenebilmiş bir kadın.”  İshak tesisat işiyle ilgili komşusu Jülide’ye çıkar ve Jülide nezaket icabı birer kahve yapar ama İshak’ın gözü odada bulunan tablodadır tanışmaları ve gitmelerinin başlangıcı da sonu da bu. İkisinde de gitmek için bolca geçmiş zaman vardır bu yüzden gelecek ne olacak diye bakmadan gitmeye hakları da.  İshak geçmişini affetmeye çalışırken yalnızlığına hiç tanımadığı bir kadını ekler Jülide’yi. Jülide ise yaralarını tartarken susuşlarına eşlik edecek hiç tanımadığı bir adamı ekler hayatına İshak’ı. Böylece başlar roman ve böylece biter.  Süreçler ve olaylar o kadar bütün ki birinden bahsedersem diğerini ele verecekmiş gibi sanıyorum bu yüzden geçmiş ve geleceği okuyucunun merakına bırakıyorum. Kitabın en hassas noktası ise iki insanın birbirinin hayatına girme ve kalma şekli. Hani her yanı tozlu bir eve girmek, etrafı tozutmadan orada yaşayabilmek gibi. Ama etraf kirlenmesin diye değil tozların da bir kıymeti vardır diye.

Birbirimizin ülkesini barbarlar gibi işgal etmek yerine, davet edildiğimiz yerde, misafir edildiğimiz müddetçe kalmayı kabul etmiştik. Tanıştığımız andan itibaren hayatlarımıza aç gözlü bir sömürgeci gibi değil, meraklı bir kaşif gibi, gördüklerine hayranlık duyan bir seyyah gibi, bir nefeslik sığınma arayan mülteciler gibi, sırrın peşindeki derviş gibi girmiştik!

Böyle söylüyordu Jülide ve böyle de yaptı o yüzden hiç şaşırmadım Jülide’ye ne başında ne de sonunda.  Evet evli biriyle hatta çocuklu biriyle gitmişti Jülide insanlar arkasında orospu demekte çekinmedi Jülide’de bunları düşünmekte. Acı eşiği yüksekti onun ve gözleri çok iyi görmekte. Belki de Jülide’nin gözleri her şeyi fazlaca görmekten ağrıyordu. Gitmek derdine düşen birine eşlik etmişti Jülide herkesin sapasağlam gördüğü birinin ruhunu görmüştü bir parça da kendisi için görmüş ve bu yüzden de onunla gitmişti. Aslında gitmek değil eşlik etmişti ona herkes bunu böyle bilecekti. Sadece İshak biliyordu Jülide’nin onun için hem geçmiş hem gelecek olduğunu, yalnızlığın adının Jülide olduğunu, susmanın, görmenin Jülide olduğunu. Yorgunluğun ama aynı zamanda iyileşmenin de Jülide olduğunu. Bunları öğrendi İshak Jülide’den.

Jülide ise özgürleşti İshak’la. Anlaşıldı, kendi olabildi durduğu yerde hem İshak’ı hem de kendini sevebildi. Önemli olan bir yere varmak değildi bunu görebilmekti Jülide için ve bunu da İshak’la gördü. Gördükleri yetti Jülide’ye bu yüzden ağrıdı gözleri belki de.  Ve sonunda bir resim çıktı ortaya Jülide’nin tüm gördüklerinden kalan son bir resim hediye edildi gidişlere. Roman bu kadar ve daha fazlası. Kitap bittiğinde filmi de peşi sıra izlemenizi tavsiye ederim kalan bir parçanın devamı gibi tesir ediyor.

Keyifli okumalar ve seyirler.

Düşerken
Tarık Tufan
Profil Kitap
304 sayfa, 2018