Dost Mektubu

Dost Mektubu

Değerli Dostum,

Hala tanıdığım o değerli adam mısın bilemem ancak mektuba değerli diye başlamak usuldendir. Nadir de olsa düzene uyar gibi davrandığım olur. Bu da böyle bir taklit işte. Sana dostum diyorum çünkü dostum demeye bazen ihtiyaç duyuyorum. Muhtemeldir ki uzakta olduğun için sana bu şekilde seslenmekte bir sakınca görmüyorum. Eğer birbirimizi görebilseydik yüksek ihtimalle sana böyle hitap etmezdim. Görüşmek zorunda kaldığım insanlara dostum diyemem. Yapmacık davranışlarına şahit olduğum an insanlardan iğreniyorum ve bu da dost olmama engel oluyor. Neyse ki senin yapmacıklığını görmüyorum. Rol yaptığım zamanlarda kendimden de iğreniyorum. Sonra bu rollerimi, hepsinin ziyadesiyle hak ettiklerini düşünerek onlardan daha çok nefret ediyorum. Ah! Dostum iyi ki seni hiç görmüyorum. Sahteliğine şahit olmuyorum.

İnsanlara yalan söyleyerek, dalkavukluk ederek hayatını kazanmak zor olmalı. Gerçek suçluları savunmak zorunda olmak ne bela bir iş. Suçlu oldukları halde onların suçsuz olduğuna nasıl inandırıyorsun insanları? Her zaman yaptığın gibi önce o büyük suçlar içinde haklı taraflarını bulup kendini inandırıyorsun öyle değil mi? Öyle ya, insan inanmadığı bir şeye başkasını nasıl inandırsın? Kendi yalanına inanınca insan önce kendinin, sonra başkasının masumiyetine bağlanıyor. İşte benim en büyük eksiğim de yalan söyleyememek. Ne zaman yalan söylesem, her şeyi unutuyor ve birbirine karıştırıyorum. Ne zaman doğru söylesem, insanlarla sonu bitmek bilmeyen tartışmalar içinde buluyorum kendimi. Sonuç olarak ne yalanlarla sürdürebiliyorum hayatımı, ne de doğrularla katılabiliyorum onlara. En iyisi hiç konuşmadan yazmak. Sana bu mektubu, insanların gelmeye bile cesaret edemediği lakin benim yaşamayı tercih ettiğim yeraltından yazıyorum. İnsanların korkak olduklarını bilirsin. Ben korkmuyorum. Hem de hiçbir şeyden. Yalnız insanlardan korkuyorum. Beni sürekli incitmelerinden, alay etmelerinden, yalnızlığımı ve zavallılığımı yüzüme vurmalarından, beni kendimle yüzleşmek zorunda bırakmalarından korkuyorum. Beni bu kadar incitmelerinin sebebi aralarındaki en zeki insan olmamdır. O kadar zekiyim ki; zavallıların farkında olmadıkları o sefil durumlarından bile onlar adına acı çekiyor, söyledikleri yalanlar için onların yerine hicap duyuyorum. Ben iflah olmaz bir erdem hastasıyım dostum. Bu hastalık beni tüketiyor. Ben de hiçbir şeyin farkında değilmişim gibi rol yapmayı denesem nasıl olur acaba?

Aslında sen haklısın dostum, en çok sen haklısın. Profesyonel bir yalancı olmakta da, insanları kandırmakta da haklısın. Ne de olsa hepimiz kandırıldık. Önce ailemiz, sonra öğretmenlerimiz, sonra sevdiklerimiz tarafından. Belki de kandırılmanın intikamını, kandırmayı meslek edinerek alıyorsun hayattan.  

Geçenlerde insanların aralarına karışmak için kendimi zorla bir yemeğe davet ettirdim. Beni aralarında istemedikleri her hallerinden belli iş arkadaşlarımı, maaşımın tamamını bırakacağımı bilerek ve normalde asla gidemeyeceğim bir restorana götürdüm. Kendimi ne kadar küçük düşürdüğümü, benimle nasıl alay ettiklerini tahmin edersin. Beni istememelerini anlıyorum. Ne de olsa ben de hiçbir zaman ve koşulda onları istemedim. Zekâsı belinden yukarı bir seviyeye çıkmayan bu asalak insanlardan her zaman iğrendim. Onlarla bir arada olmak istememin tek sebebi yine kendimi denemek ve acı çektirmekti sanırım. Ben mutlu oldukça, mutsuz insanları düşünerek buna hakkım olmadığıma inanan bir deliyim. Yemeğin sonu tahmin edeceğin şekilde tam bir fiyaskoydu. Ben yine aşağılık hareketlerine dayanamayıp onlardan daha aşağılık olabilme yarışına girerek kendimi rezil ettim. Öyle bir rezalet ki, uzun zaman bunun üzerine çıkabilecek bir kişi olabilmesine imkân yok. Yine bir konuda insanlara epey fark attığımı söyleyebilirim. Zekâmın üstünlüğü her yarışı önde bitirmemi sağlıyor maalesef. Zekâm benim hem ödülüm hem de cezam. Keşke zeki olduğum kadar akıllı da olabilseydim. Bu dengesizlik beni çürütüyor. Akılsız bir zekâyla oradan oraya sürünüyorum işte.

Gecenin sonunda bir kadınla bile tanıştım. Ziyadesiyle sarhoş olmasam buna cesaret edemezdim. Kadın bana acıdı. Ben acımasından tiksindim ve onu aşağıladım. İnsanların hizmetindeki bir fahişeden farksız olduğunu söyledim ona. Karanlığını ve ikiyüzlülüğünü yüzüne vurdum. Kadın bana kızmadı. Kötü söz söylemedi. Sadece ağladı. Bu beni bulunduğum yeraltının derinliklerine itti dostum. Neden bağırıp çağırıp ona söylediğim rezil cümleler için beni hırpalamadı ki? Ah! Sonunda en nefret ettiğim şeyi yaptım. Beni affetmesi için yalvarmaya başladım ona. Onu mutlu etmek için canımı bile verebileceğimi söyledim. Üstünlüğümle ezmeye çalıştığım kadını, ona yalvarmamla yine benden üstün bir konuma yüceltmiş oldum. İşte benim hayattaki rolüm bu dostum. Kurallarına göre oynayamadığım oyunda insanları terfi ettirmek ve bunun bedeli olarak yerin dibini boylamak.    

Mektubumu alınca rica ederim bana yaz. Bu yolla da olsa iletişim kurmaya ihtiyacım var ve ihtiyaç duymaktan nefret ederim!

Sevgili Bay Karanlık,

Sana sevgili karanlık diye hitap ediyorum çünkü insanların tek gerçek sevgilisi budur. Orada kendini bulur, oradan kendin olarak çıkarsın. Bana mektup yazmana şaşırmakla birlikte çok sevindiğimi söylemek isterim. Beklenmedik olaylar bir süreliğine haz duymama sebep olur. Hayatın her adımına baştan ayağa katılır, mükemmel bir uyum sağlarım. Ancak bu uyum yanında rutini getirir. Rutin sıkıcıdır. Her haz, geçtiğinde yeni bir hazzı aratır. Belki sana garip gelecek ama cenaze törenlerine bile rutin bozucu etkisinden dolayı bayılırım. Mektubun da bir rutinin dışına çıkmama sebep oldu. Bundan memnunum. Fakat rica edeceğim bunu tekrarlamayalım. Bunun da sıkıcı rutinler arasına girmesini istemiyorum. Beni hatırladıkça, tek yazdığım bu mektubu oku. Böylece ilk anın mutluluğuna dönebiliriz.

Benim için dalkavuk, yalancı demen beni memnun etti. Bu sıfatları hak etmiş olmasaydım mesleğimin zirvesinde olamazdım. Eğer beni memnun edici bir noktaya taşıyorsa, insanların bana bu şekilde bakmalarına aldırmam. Ne de olsa ilk suçu işlediklerinde herkes bu dalkavuğu arayacaktır. Ne kadar iyi yalancı, o kadar aranan meslek erbabı. İlk olarak sana yalancı diyenler koşar kapına. Erdemli olmak hastalığından kurtulmanın tek yolu, önce o aşağıladığın bayağı insanlardan daha üstün bir konuma ulaşmak için onlardan daha aşağılık olmaktır. Sonra hepsinden üstün olduğunda, erdemin yalnızca kendisiyle beslendiği o noktada dilediğince yaşayabilirsin kendisiyle. İnsan erdemden beslenmez. Onu yalnızca ağzına sakız eder ki, kendisinden kuşkuya yer kalmasın. Sefilliğin zirvesinde istediğin kadar erdemli olabilirsin. İnsanları gözünde fazla büyütme. Yaptıkları için onları suçlama. İnsanın bir karakteri olmadı mı, hayatta kalmak için yöntemler icat etmesi gerekir. Yalan, zorbalık, suç, adını sen koy. Ben bunun için onları suçlamıyorum. Kabul ediyorum. Eğer benden daha iyi bir yalancı, daha iyi bir dilenci, daha iyi bir sahtekâr bulursam onları işe alırım. Bu yönlerimi geliştirsinler, bu yönlerini kullanayım diye. Her şeyin farkındaysan ne olmuş? Onlar için acı çekmişsin, onları zekânla aşağılamışsın, ne fark eder? Neyi değiştirebilirsin? Kitaplardan öğrendiğin şövalyeleri taklit etmeyi bırak ve hayata katıl dostum! İnsanlara yalancı diye kızıyorsun ancak en büyük rolü sen oynuyorsun. Büyük, sefil ve erdemli şövalye rolünü.

İnsanlar bana acımış, beni sevmiş, nefret etmiş. Etsin. Bu onların kendi duygusudur ve bu duyguyla mücadele edecek de yine onlardır. Benim için değişen bir şey yok. İnsanları kendi duygularıyla özgür bırakmalıyız. Ne istiyorlarsa, onu hissederler. Kendin için istediğin özgürlüğü, insanlardan esirgeyemezsin.

Çok sevdiğin insanların duyarsızlığı karşısında, onları cezalandırmak için hayatına son versen de öldükten sonra yüzlerini göremeyeceğin için, gerçekten onlara ödül mü yoksa ceza mı verdiğinden emin olamazsın. Bizler basit yaratıklarız. Boyun eğmektense ölmeyi tercih eden insanları hiç anlayamıyorum. Neye boyun eğiyorsun? Kime? İnsanlar gelip geçici. Boyun eğdiğin kendi hayatın. Kendin için, kendi hayatına boyun eğmekte bir sakınca görmüyorum ben. Hayatta kalmak, mutlu olmak için boyun eğmek zorundasın. Bu aşağılık bir davranışsa, aşağılık olup mutlu olan çok insan tanıdım ben. Mutlu olmak için, aşağılık olmayı kabul ediyorum.     

En çok kadınlara boyun eğiyorum dostum. Onlarla savaşmanın bir manası yok. Neredeyse kadınların tamamı, önce ilgisini çeken o güçlü taraflarından vazgeçirmeye çalışıyor seni. Dünyanın en mükemmel adamı olsan da, kusurlu tarafların olması için yalvarırlar sana. Karşılarında mağlup olduğunu kabul edersen, en azından bu rolü oynarsan, seninle savaşmaktan vazgeçip her yönünü kucaklayacaklardır. Teslim ol ve değişmek zorunda kalma.

Umarım kendine acı çektirmekten vazgeçer, yeraltında ya da yer üstünde mutluluğu yakalayamasan da huzuru bulursun sevgili dost.

» Seher Öğütçü

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gerçeğin İki Yüzü

 İki aslan başlı demir anahtarlığa bakarken, kapının önünde tekrar durakladı Âti. Babası yaşarken bu odanın …

3 yorum

  1. Murat umit hanzaoglu

    Çok güzel bir mektup soluksuz okudum

  2. Çok ilginç ama etkileyici. 👍

  3. – nicedir şu tadı damakta bırakan bi yazı okumamıştım .. nasıl güzeldi, nasıl iyi geldi satrlarda kaybolmak, dost tadında, hesaplaşma tadında, posta kutusundaki mızıka tadında .. tebrik ediyorum Seher hanım ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir