Coşkuyla Ölmek

   Her okuyucu fark etmese de kitaplar dünyasında kendisine ait bir edebiyat alanı oluşturur. Bunun için de edebiyat dediğimiz zaman her birimizin aklına farklı türler, farklı temalar, farklı kitaplar ve farklı dönemler gelir. Aynı zamanda bu farklı dünyalar acılarımızın, mutluluklarımızın, yaralandığımız yerlerin, hayatta sustuğumuz kısımlarının, ideolojilerimizin, bilinçaltımızın ve içinde yaşadığımız toplumun da birer toplamına dönüşür. Ve okuyucunu yaptığı seçimler de bu toplamların en görünür yanını oluşturur. Bu sebeple tavsiye ettiğimiz ya da kitaplığımızda olan her bir eser aslında kimliğimizin birer parçası haline geliyor.

   “Coşkuyla Ölmek” kitabına gelecek olursak edebiyat alanının mihenk taşlarından birini yansıtıyor kanımca. Açıkçası her okuyucunun beğeneceği ve kendi edebiyat dünyasına alabileceği bir kitap ve yazar olduğunu düşünmüyorum. İlk izlenimlerime gelecek olursak Şule Gürbüz’ün okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen seçici ama kemik bir okuyucu kitlesi olduğunu düşündüm. Ya okunur bir kenara bırakılır bu kitap ve hiç konusu açılmaz ya da yaşayan yazarlar arasında “sonunda günümüze ait bir yazar bulabildim” sevinci içerisinde kitabı kitaplığınızın ilk sıralarına koyarız dedim. Benim için bu kitap ve yazar büyük bir sevinçle ve yeni bir yol arkadaşı bulmanın güzelliğiyle kitaplığımda yerini aldı.

Şule Gürbüz dönemimize şahit olan ve halen mekanik saat ustası olarak çalışan bir yazar. “Coşkuyla Ölmek” kitabında konuların özgünlüğü bir yana kaleminin lezzetini de çok hissediyoruz. Fakat bu kesinlikle konudan bağımsız olarak alınan bir tat değil, sanki bu konular ancak bu şekilde yazılabilirdi gibi bir bağlam yansıtıyor bizlere. Gürbüz, konu olarak bütünlüğün içindeki dağınıklığı görmüş ve bunları anlatmış. Sürekli sizi harekete geçiren bir konu hâkim değil, durmanız gerek. Evet, ben buna inanırım. Bazı yazarlar durur, bazı yazarları okuyabilmek için bir yerde durmuş olmak veya duruyor olmak gerekir. Çünkü bütünlüğün içindeki dağınıklık ancak durulduğu zaman görülebilir. Coşkuyla ölmek kitabında dört bölümden oluşan durumlar anlatılıyor. İlk bölümde ‘Ruhuna Fatiha’ kısmı yer alıyor. Bu bölüm duyguların, düşüncelerin, davranışların zamanla oluşan yorgunluğunu anlatıyor. Oldukça sorgulayıcı bir biçimde…  İkinci ve üçüncü kısım ise birbiriyle bağlantılı. İkinci kısımda ‘Akılsız Adam’ bölümünü görüyoruz. Bir baba diyor ki:

“İtiraf edeyim, gençken ölmeyi çok isterdim. Coşkuyla ölmek isterdim. Kendi gözümde kendim ancak böyle tam ve gerçek olabilirdim. Çok istedim, çok. Her yıl acaba bu yıl ölebilecek miyim diye umarak geçirdim. Bazı yolculuklarda, bazı hallerde öleceğim içime doğdu ama ölmedim.

…Artık öldüğümde ya hastalıktan ya ihtiyarlıktan öleceğim. Bunu düşünmek beni için için eritiyor, ölümden artık utanıyorum. Genç, hayattan utanandır, burada bu halde olmaktan utanan. İhtiyarsa yaşamış olduğu için artık ölümden utanan.

… Onlar hayattan değil şartlardan iğreniyorlardı. Ben bütün şartları sıyırdığımda kalandan iğreniyordum, tabakta kalandan değil ya da önüme konandan değil, tabağın kendisinden ve önüme bir şey gelmesi, konması halinden iğreniyordum. Bu tiksintim hiç hafiflemedi.”

Ölünmüyorsa bari baba olayım da “oğluma dünyanın bu hallerini hiç göstermeyeyim” diyen bir babanın hikâyesi bu. Bu sebeple oğlu olduktan sonra eşinden ayrılan ve çocuğunun velayetini alan bir baba. Oğluna Sadullah Efendi diye hitap eden ve onu örtüsü olmadan yaşatmak için kendi deneyimlerini oğlundan ve oğlunun dünyasından saklamak isteyen bir baba. Bu yüzden kendi bildiği ve öğrendiği yolların tam aksinde yetiştirmeye başladı Sadullah Efendiyi. Kendisiyle bütünleşmeyen her şeyi onu dünyanın anlamsızlığından ya da çok anlamlılığından uzaklaştırmak için oğlu Sadullah Efendiye vermek istedi. Onu ilim irfan öğrensin diye dini eğitime verdi, görünüşünü farklı kıldı, kimliğini farklı kıldı ve Sadullah Efendi istediği gibi olmayınca da hemen hemen her baba gibi gücendi. Hatta bir yerde şöyle diyordu “Sadullah Efendi gitgide normal bir çocuk olmakla beni tuhaf düşüncelere sevk ediyordu.” Peki, neden böyle diyordu? Kötü bir baba olduğu için mi? Hayır. Korkularıyla yaşayan her insan gibi oğluna hayatın bu anlamlılığını göstermek istemiyordu. Sadullah Efendi hayatla tanıştıkça babası ona güceniyordu. Ancak babaların unuttuğu bir şey vardı. Her çocuk, çocuk olarak kalmayacak ve kendi deneyimlerini kendisi yaşayacak ve öğrenecekti. Babalar bunu unutup çocuklarına gücenmemeliydi.

Üçüncü bölüm ise “Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi.” Olayları, durumları en başından beri bir de Sadullah Efendinin ağzından dinliyoruz bu kez. İşte o zaman her şey yerli yerine oturuyor. Bazen akılsız adamın –babanın- neden bunu böyle yaptığını anlıyoruz bazen de Sadullah Efendinin neden bu kadar tepkisiz ve meraksız olduğunu. Sadullah Efendi bir yerde babasını şöyle değerlendiriyordu:

“Babam anlayabildiğim kadarı ile kendinden başını kaldıramayan, kendine bir mezar gibi gömülü, kurtlarını ve böceklerini de kendisi besleyen bir adamdı. Niye böyleydi denir mi bilmem.

… Babamın bana emanet etmek istedikleri kendinin değildi. Miras değildi. Beni kendi içinden çıkmadığı bir kabuğa, orayı makul ve makbul ve güvenli bularak sokmaya çalışıyordu. Ben de bunu anlayacak akıl var mıydı? Herhalde yoktu, zaten olsa bu kabuğa girerdim.”

Babasının neyin peşinde olduğunu çocukluğundan beri hala kendisine sır bulan bir çocuğun hayatını kendi ağzından bir de Sadullah Efendiden dinliyorsunuz. Sonunda ise farklı zamanların anlam çokluğunda birleşen baba ve oğlu görüyoruz. Eksilen bir akılsız adam, elinde Sadullah Efendi – bir Sadullah Efendi elinde ise bir kedi ve bölüm bitiyor.

Son bölüm “Rüya İmiş” kısmı ise hayatın belli olmasına karşın bunu bir türlü anlayamayan, benimseyemeyen ama içine dâhil olan bir adamın hikâyesi, Hikmet’in… O da şöyle anlatıyordu kendini:

“Herkesten kurtulmak ancak kendini feda etmekle oluyormuş anladım; herkesten kurtuldum, kendimi kurtaramadım, onu rehin vererek bir yaşamaya başladım.

Bir kadının gözünden bu denli erkek karakterlerin yansıtılması ve bunu yansıtırken kalemini de bu kadar başarılı kılması okurun Şule Gürbüz’ü kendisine yol arkadaşı yapmasını sağlıyor.

Edebiyat alanınızda ve dünyanızda olması temennisiyle…

Coşkuyla Ölmek
Şule Gürbüz
İletişim Yayınları
191 sayfa, 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir