Günlerden cumartesi, hava güzel, bahar gelmiş, birçok insan sokaklarda bunun tadını çıkarırken ben ve Türkiye’nin dört bir tarafından gelen eğitimciler günümüzü kelimelerle dolup taşan bir binada geçirdik. Günışığı Kitaplığı’nın düzenlediği “Eğitimde Edebiyat Semineri’nin bu yıl on birincisi yapıldı. Her anı dolu dolu geçen bu güzel günden notlarımı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu isteğimin birçok sebebi var; ama yazının amacını özetleyecek bir hikâye ile giriş yapmak çok anlamlı olacak.

Bu hikâyeyi, Mudanya İkbal Betül Ali İhsan Çilingiroğlu Ortaokulu’ndan, okullarında yaptıkları yaratıcı okuma etkinliğini anlatmak üzere katılan Engin Tutlu öğretmenimizden dinledik. Bir serçenin küçüklüğüne aldırmadan yapmaya çalıştığı büyük bir işin hikâyesi:

“Gökyüzünün düşeceğini haber alan serçe, ayaklarıyla onu yukarıda tutmaya çalışır. Bunu görenler, bir ucundan da biz tutalım diye destek vermek yerine köstek niyetine ‘Bu küçücük halinle ne yapacağını zannediyorsun?’ derler. Serçenin cevabı ise çok manidar, ‘Elimden geleni yapıyorum.’

Elinden geleni yapmak üzere yola çıkanların yer aldığı seminerde ilk konuşmacı, Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül’dü.

Batuhan Aydagül, “İyi insan yetiştirmek?” sorusuyla konuşmasına başladı. Art arda gelen sorularla devam etti. Soruların arasında yer alan kısa açıklamalar ve tespitler düşündürücüydü. “Çocuklarımızı niçin okula gönderiyoruz? 1950’den sonra eğitimin pusulası şaştı. Yaşam için eğitim nasıl olmalı?” Bunun cevabı “Herkes için nitelikli eğitim.” Nitelik, aktif yurttaş olmakla tanımlanabilir. Aktif yurttaş, kendi hakkını savunmakla birlikte, yanındakinin de hakkını savunabilen; gazete yazılarını kendi süzgecinden geçirebilen; tanımadığından korkmayan gibi ifadelerle anlatılabilir. “21. yüzyıl bizden “süper insan” olmamızı mı istiyor?” Bizim bahçıvan değil marangoz olmamız gerekir. Eşya tarif eder gibi insan tarif etmek çok tehlikelidir. Kalplerimizi eğitmeye ihtiyacımız vardır. Platon, “Kalbi eğitmeyen aklı eğiten eğitim, yetersizdir.” demiştir. Kalplerimizi eğitmeye ihtiyacımız var. Günümüzde birçok kişi mutluluk odaklı yaşıyor. Bu tehlikeli bir durumdur. Geçmişe baktığımızda, hayata tutunacak anlamı olanlar yaşadılar. Mutluluk- mutsuzluk arasında yaşayanlar, tutunamadı. Mutluluk, verici olmaktır. Emily Esfahani Simith, “Hayatın anlamı, mutluluktan daha karışık şeylerin peşinden gitmekler gelir.” demiştir. Batuhan Aydagül konuşmasının içinde, anlattıklarını destekleyici kitap önerilerinde de bulundu.

İkinci konuşmacı, “Edebiyatın Umut Sokakları“ başlıklı konu üzerine kürsüye çıkan Gülsevin Kıral oldu. Kıral, “ubuntu (ben biz olduğumuz zaman benim), başkalarına göre yaşamak” ile konuşmasına başladı. Soykırım mimarlarının tüyler ürpertici tepkilerini anlattı. “İnsanın hikâyeleri unutulduğu zaman acıları unutuluyor.” diyerek yaşananların unutulmaması, mıh gibi akılda tutulması gerektiğini vurguladı. Bunun için edebiyata sığınmaktan başka yol bulamıyoruz. Sözlerini destekleyici kitap önerilerinde bulundu. Önerilerinden Bazıları: Çizgili Pijamalı Çocuk, Yarından Sonra, Uzakta, Horoz Adam ve Korsan, 35 Kilo Tembel Teneke, Dedem Bir Kiraz Ağacı, Umut Sokağı Çocukları… Gülsevin Kıral, “Dilerim çocuklar edebiyatın barış sokaklarında gelişir” diyerek konuşmasını tamamladı.

İlk ara öncesi ve sonrası, dört okulda yapılmış( iki özel, iki devlet okulu) “Yaratıcı Okuma” etkinlikleri, uygulayıcı öğretmenler tarafından fotoğraf ve video destekli anlatıldı. “Yaratıcı okuma” çalışmalarının başlıkları; Bir Sınıf Dolusu Bulutlara Şiir Yazan Çocuk, Uzakta Bir İstanbul Masalı, Nasıl Geçer Katuna’da Dokuz Ay? Ve Benim Babam Nasıl adam?

Öğretmenler, anlatımlarını yaparken bu çalışmaların çocuklara olan katkılarından da bahsettiler. Hiç görmedikleri yerleri tanıma fırsatı bulan öğrencilerden tutun da etkinlikler için kullanılan mor kurdeleyi kaybettiğini fark edip çok endişelenen sorumluluk bilinci gelişmiş bir çocuğun tepkisine varana kadar birçok hatırayı paylaştılar. Bu çalışmaların sanat, dil, farklı kültürler, empati, cesaret, deyimler, aile, oyun gibi temalar doğrultusunda işlendiğini örneklerle vurguladılar.

“Yaratıcı Okuma” sunumlarının akabinde, “Bir Hayat Ekseni, Edebiyat” konulu konuşmasıyla Gaye Boralıoğlu kürsüye geçti. “Niye Yazıyorsun?” sorusunun tuhaflığına vurguyla başladı. İlk olarak ünlü yazarlarının bu soruya verdiği ilginç cevapları paylaştı, ardından ilk kitabından itibaren kendisinin bu soruya verdiği yanıtları anlattı. İlk romanından(Meçhul) sonra bu soruya, “Katil olmamak için yazıyorum.” diye cevap vermiş. Romanın aslında bir paralel evrende yaşamak olduğunu düşünen yazar, edebiyat çarpıtılmaz zaten kendisi çarpıktır, diyerek devam etti. Son olarak “Niye yazıyorsun?” sorusunu “Yazıyorum o halde varım.” cevabıyla konuşmasını tamamladı.

“Özgür Çocuk Edebiyatı Mümkün mü?” başlıklı tartışmanın konuşmacıları, Mine Soysal (Günışığı Kitaplığı genel yayın yönetmeni), İnci Vural(Pedagog) ve Elif Doğan (blogcu anne) idi. Mine Soysal’ın moderatörlüğü ve salona yönelttiği sorular eşliğinde tartışma başladı. Mine Soysal, “Edebiyat kitabı ve eğitsel kitap birbirine karıştırılmamalıdır. Eğitsel kitap, çocuğu belli bir temada eğitmek için yazılmış, uzmanlık gerektiren bir alandır. Bunlar edebiyat kitabı değildir. Masallar, sözlü geleneğin önemli edebiyat türleridir. Çocuklar için anlatılmamıştır. Müzik eşliğinde ateş başında herkes için anlatılan büyülü hikâyelerdir. Günümüzde çocuklar için bu masalların tekrar ele alınması ve kitaplaştırılması gerekir. Her masal her çocuk için anlatılabilir, değildir. Çocuk edebiyatı kitaplarındaki yaş aralıkları önemlidir. Bu yaş aralıkları birbirinden farklıdır. Yazarın uzmanlığı ve kurabildiği evrene bağlı olarak uyarlanabilir.” diyerek üç başlık etrafında konunun içeriğini açıklayıp “Okurken bize neler oluyor?” sorusuyla sözü İnci Vural’a bıraktı.

İnci Vural, “Kitap okuma zamanı, çocuğu en özgür kalabildiği bir andır. Ebeveynler burada da onları rahat bırakmıyor. Çocuğun özgürlük alanı kısıtlanıyor. “ diyerek, ebeveynlerin kendi korku ve endişelerinden yola çıkarak, bu olumsuz durumların çocukta ortaya çıkmasına sebep olarak kitapları gösteriyorlar, tespitinde bulundu. Edebiyatta özgürlüğün çok önemli olduğunu, “gerçekle fantezi arasında bir yerde duruyor çocuk edebiyatı” sözüyle vurguladı. Aileler gerçeklik üzerinde duruyor. Her şeyi gerçeğe çekmeye çalışınca fanteziyi öldürüp somuta bağlayınca, hakikatten uzak kalıyoruz. Bu tespitlerin ardından, “Aslında ruh sağlığının merkezi ara gerçekliktir.” dedi.

Elif Doğan, üç çocuk annesi olarak tecrübelerini paylaşarak konuşmasını şekillendirdi. Anneliğinin başında kendisine bir kitap hediye geldiğini, bu kitabın nitelikli bir yayınevinden çıkan “Andırsan Masalları” olduğunu ifade etti. “Sanki çocukluğumda hiç masal okumamışım gibi olumsuz etkilendim.” Diyerek bizlerin de ebeveynler olarak okur olmayı öğrenmesi gerekir tespitinde bulundu. Çocuklar üzerinde çok korumacı bir yapımız olduğunu, korkmasın, ürkmesin diyerek davranışlar sergilediğimizi anlattı. İletişimi açık bırakmak gerekir diye ekledi. Korkuyorsa da gelip anlatabilmeli.

Mine Soysal’ın “ Kitaplık nasıl olmalıdır?” sorusuna Elif Doğan, “Ağırlıklı olarak ben oluşturdum. Hayal gücü gerektiren konularda çok iyi değilim. İlk bebeğime ilk kez üç aylıkken kitap okudum. Onun için yaptığımı sandım ama aslında kendim için yapmışım. Bu durum sağlıklı beslenme gibi. Bir yere kadar dikte edebilirsiniz bir yerden sonra imkânsız.” diye yanıtladı.

Mine Soysal, “Biz her şeyi bilebiliriz, zannediyoruz. Edebiyat gözlüğü ile değerlendirmek de farklı bir faaliyet. Kendi kafamıza uymayan ilk noktada sorgulamak değil, suçlamak eğilimindeyiz. Toplum olarak sıkıntı var. Yazarın özgürlüğü, yayıncının uzmanlığı önemi. Yazar, her şeyi yazar. Yaş grubunu belirleyecek olan editördür. Edebiyat kitaplarının künye sayfalarını incelemek zorundayız. Hangi yaş olursa olsun hakları tanınmış, özgür okurlarımız var. Günümüz gençliğinin okumasını organize etmeye çalışmak yanıltıcıdır.” Tespitlerini aktardıktan sonra “Aile ve eğitimci ne yapacak?” sorusunu yöneltti.

Elif Doğan, “Haddini bilecek!” diyerek söze başladı. “Hem haddini bilecek hem de günümüzün farkında olacak. Bu çağda çocuk yetiştirmek tedirginlik verici. Temel verip ona teslim etmek gerekiyor. Her an her yerde olamayız. Belli bir yaşa kadar annem her şeyi bilir, diyorlardı. Telefonuna çip de koysan bir yere kadar.” Dedikten sonra açık iletişim ve sorumluluk duygusunun önemini vurguladı. Edebiyatın çocuğu alaşağı edecek gücü yoktur, diye de ekledi.

İnci Vural, “Çocuğa güvenmek… Bu biz de çok az olan bir şey. Aslında kendilerine güvenmiyorlar. Arada çocuklar ziyan oluyor. Ailelerin onları özgür bırakması için onların kendini özgür bırakması lazım. Aşı gibi, küçük çocuğu olumsuz duyguya alıştırmak gerekiyor. Yavaş yavaş… Çocuk canavar kelimesini duyacaksa da sizin yanınızda duymalı.” dedi

Mine Soysal, “Kitaptan haberi olmayan ebeveyn, içinde gördüğü bir iki kelime yüzünden öğretmene gidiyor. Öğretmen bu veliye ne demeli?”

İnci Vural, “Her kusuru dışarıda bulan ebeveynler… Onları sadece dinlemek gerekiyor. O ebeveynin dile getirdiği konuyla ilgili, illaki kendi sıkıntısı vardır.”

Konuşma içinde “felsefe” konusuna da değinildi. Elif Doğan, “Okulda çocuk kitaplığı oluştururken Çıtır Çıtır Felsefe serisi alalım dedim. Bir veli çocuğunun felsefe okumasını istemediğini söyledi. Herhalde felsefe bilmiyor, diye düşündüm. Çocuğu adına üzüldüm. İnsanları bakış açılarından ayırmak çok zor. Ebeveynin hesap sorma durumu da var.”

İnci Vural, “Kitap okuma, yaratıcı okuma veliler için de yapılmalıdır.”

Mine Soysal, “Öğretmen edebiyatı bilmek izlemek durumunda. Öğretmenlerin yarısı kadın. Türkiye’nin en büyük örgütü kadın. Ya bir şeyler yapıyoruz ya da yapmıyoruz. Öğretmenin böyle büyük bir gücü var. Aile de kültürel dokusuyla ne okuyup okumayacağını belirliyor. Bu ikilinin müthiş bir dengeyle yürümesi gerekiyor. Bunu yaparken oto sansür aklıma geliyor. Sansürün en tehlikelisi oto sansür. Sanat ve edebiyat denetimin değil, eleştirinin konusu. Eleştirinin de adabı olmalı. En güzel eleştiri yazarı almamak, okumamak.

Elif Doğan, çocukların kitabı yarım bırakma ve tekrar tekrar okuma hakkı olduğunu bir kitaptan öğrendiğini ifade etti. Evin her yerinde kitabın erişilebilir olması gerektiğini vurguladı. Hayatın içine kitapları katmak gerekiyor.

İnci Vural, “Çocuk ancak merak ederse kitap okur. Merak etmek iç özgürlük, kendi duygularına güvenebilmek ruhen koruyucu faktör. Kendi iç özgürlüğü ile dış dünyadaki her türlü baskıya rağmen sağlam kalabileceği gerçekliği var.”

Mine Soysal, oturumu kapatırken, yaratıcı yazar, uzman yayınevleri ve buluşturuculara çok iş düştüğüne değindi. Okuyan çocuğa sürekli yeni örnekler sunmanın, sevdiği yazarın yeni kitaplarını söylemenin etkili olacağını ekledi. Okumaya direnen çocuğun mutlaka sebebi bilinmelidir, dedi.

Programın son konuşmacısı Levent Erden oldu. Erden, sosyal medya ve iletişim konusunda çarpıcı bilgiler verdi. Sanal gerçeklik ifadesinin üzerinde durdu. Kısa bir süre sonra teknolojik gelişmeler vesilesiyle birçok mesleğin ortadan kalkacağını söyledi.

Yazıyı bitirmeden evvel, Müren Beykan’ın “Zeynep Cemali Öykü Yarışması “ 2018 için konu başlığının “Kararlılık” olduğunu hatırlatması ve geçmiş yıllarda yapılmış yarışmalardan kısaca bahsettiğini de eklemek istiyorum.

Her güzel şey gibi bu program da bir solukta bitti. Darısı seneye yine başımıza olsun.