„Çocuk tanrısal bir varlıktır: İnsanların bukalemun renklerine bürünmeden önce… O ne ise odur, ve bunun için de bunca güzeldir. Yasanın ve yazgının zorunluğunu bilmez; özgürlük yalnız çocuğundur. Baş da onundur, kendi kendisinin karşısına çıkmamıştır daha; yüreğini, yaşamın çoraklığını öğrenmemiştir. Ölümsüzdür de, çünkü ölüm nedir bilmez.“ F. Hölderlin (Hyperioridan) Çev.MelahatTogar

2.1. Çocuk edebiyatının tarifi:

Nedir Çocuk? Nasıl bir şeydir ki, bir çok konuda özel muamele edilmesi gerekiyor? Bilimsel bir tanımla, insanın doğumdan ölüme değin uzanan ömür çizgisinde, “ergenlik” özelliklerini gösterinceye kadarki süreçte yaşadığı varlık çağına “çocukluk” ; bu çağı yaşayan insan varlığına ise, “çocuk” diyoruz.

Evrensel Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi, 18 yaşa kadar olan insanı çocuk saymaktadır. İslam’da ergenlik çağına kadar olan yaş çocuk sayılmaktadır. Ergenlik çağının, iklim şartlarının etkisiyle ülkelerarası farklılıklar göstermesini dikkate alacak olursak birinci şıktan yola çıkmakta yarar olacaktır.

Çocuk edebiyatını tariften evvel, tarihi süreç içerisinde Türk toplumunun ve diğer toplumların çocuğa bakışını genel olarak ele almak gereklidir. Çocuk kimdir denildiğinde, genel olarak insanın 0-7 arasındaki konumu akla gelir. Bu konumdaki insanın bakılmaya, korunup gözetilmeye ve eğitilmeye ihtiyacı vardır. Batı’da “çocuk ” kavramı Rönesansla birlikte ortaya çıkmıştır. Ve bugünkü içeriğine Aydınlanma dönemi sürecinde erişmiştir. “Çocukluk” kavaramı Rönesans’ın insanca olan en önemli buluşlarından biridir, batı için.

Postman, Barbara Tuchman’a dayanarak Orta Çağda bütün yaş gruplarının bugün bizim anladığımız anlamda çocuksu bir davranış içerisinde olduğunu belirtiyor. Bunun nedeni, feodal ilişkilerin ve yaşam biçiminin çocuğu ve çocukluğu yetişkinler dünyasından henüz kesin çizgileriyle ayırmamış olmasında yatar. Sözel iletişime dayanan bir dünyada çocukluk yedi yaşında sona eriyordu. Çünkü o yaşta ki çocuk, söyleneni anlamaya ve kendini ifade etmeye başlamaktadır.

D.Mause, yüz nesil boyunca, annenin pasif anne olduğunu ve babaların çocuklarını anlama konusunda da hiçbir çaba sarf etmediğini belirtiyor. Antik ve Orta Çağda baba mutlak otorite olarak kabul ediliyordu ve bu yüzden babalar çocuklarını öldürme hakkına bile sahiptiler. Hristiyanlık bunu değiştirmek için gerekli kurallarla gelmiş ama yine de genel anlamda bir düzelme sağlanamamıştır. Bu dönemde çocukluk, kötü, aşağılık bir dönem olarak görülmekteydi. Bu bakış açısı da çocuk eğitiminde iki şeyin hedeflenmesine neden oluyordu. Birincisi çocuğu bir an önce o dönemden çıkarmak, ikincisi onu kötülükten çıkaracak bir eğitim olmalıdır. Bu anlayış çocuk eğitimi metodu hakkında yeterince fikir vermektedir. Çocuk o derece değersiz ve erkek, yani koca son derce değerli bir konumdadır ki, anne dahi çocuğu kocasıyla arasına giren bir varlıktan başka bir şey olarak görmez. Çocuklar arasında da erkek çocuklar kız çocuklardan bir nebze daha ayrı tutulur. Ve hatta büyük erkek kardeş hepsinden değerlidir ve miras dahi ona bırakılır.

Çocuğun değersiz görülmesine bir başka kanıtta, çocukların hastalandıklarında hiçbir şekilde tedavilerine önem verilmemesidir. Çocuk doktorluğu, ancak 19. yüzyılda bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmiştir.

Çocuklara değer verilmediğinin diğer bir kanıtı da, 18. Yüzyılın ikinci yarısına kadar edebiyatta çocuğun yerinin olmamasıdır. Genel olarak çocuk, o dönemlerde edebiyatta can sıkan bir nesne konumundadır. Bunu La Fontain’ de bile görmekteyiz. Çocuğun edebiyatta değer kazanması, ancak sosyal hayatta değer kazanmasıyla gerçekleşmiştir.

Sanayileşmeyle beraber, Batı’da yeni sosyal ve ekonomik gelişmeler ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler yeni bir ahlak ve eğitim anlayışını da gerekli kılmıştır. Bu anlayış, burjuva anlayışıdır. Bu yeni anlayışa oluşan tepkiler, Rousseau’nun Emile adlı eserinde de öne çıkmaktadır. Bu eser aynı zamanda çocuklara yönelik eğitim ve ahlak anlayışının da temel taşını oluşturmuştur.

Batıda durum bu kadar vahimken, bizde ise, çocuğun aile içindeki durumu oldukça farklıdır. Türk Tarihi genel olarak ele alındığında, bütün tarihsel süreç içerisinde çocuğa değer verildiği ve çocuğun aile içinde önemli bir konumda olduğu ve saygınlığının bulunduğu görülmektedir. Türk destanlarında da görüldüğü üzere, çocuk daima toplum ve aile içinde bir yer değer sahibidir. Türk toplumunda çocuk, gelecek olarak görülmüştür. Ve Hristiyan inancının aksine, buluğ çağına kadar günahsızdır.

İslam uygarlığının çocuğun fiziksel gelişimi, psikolojisi, hastalıklarının tanı ve sağıltımı konusunda zengin ve ayrıntılı bilgilere sahip olduğu bilinmektedir. İslam inancının kaynaklarını oluşturan ayet ve hadislerde, çocukluk, yetişkinlikten farklı ve özel bir biyolojik evre olarak tanımlanır ve yetişkinliğe geçiş ancak belli bir hazırlık ve yetişme sonucunda gerçekleştiği belirtilir. Çocuğun yetişmesinden yetişkinler sorumludur. İslam inancında çocuk müslüman ve günahsız doğar.

Osmanlı döneminde de çocuk hemen her hususta yetişkinlerden farklı bir konumda değildi. Çocuk yedi yaşla birlikte yetişkinler dünyasına katılırdı. Bu durum Tanzimata kadar devam eden süreçte, pek fazla bir değişime uğramamıştır. Bu dönemde ki çocuğa bakışı en iyi biçimde , o dönemde yayınlanan çocuk dergilerinde görmek mümkündür.

Çocuğa bakış açısı sürecine yaptığımız bu kısaca değinmeden sonra, çocuk edebiyatına yüklenen anlamlar ve çocuk edebiyatı tarifine giriş yapabiliriz. Çocuk Edebiyatı tarifi çok çeşitlilik arzeder.Bir çok araştırmacı yazar tarafından yapılan tarifler, Çocuk edebiyatının niteliğini ortaya koyabilmek; ne olup ne olmadığına ve nasıl olması gerektiğine ilişkin doğru ölçütler kullanabilmek için, her şeyden önce, “Çocuk” kavramıyla karşılanan varlığı yakından tanımak gerekir. Eğer, “çocuk” denilen varlık hakkında doğru tespitlerde bulunulur ve onun yetişkinlerden farklı olan dünyası hakkında doğru tanılar konulursa, ona özgü bir yazın(edebiyat) alanına gerek olup olmadığı tartışmasında, duracağımız yeri doğru belirleme şansı ortaya çıkar.

Hiç kuşku yok ki, eğitim yoluyla çocuğun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak için, ona yararlı, özgün ve nitelikli yazınsal(edebi) örnekleri seçip okutmak gerekir. Ayrıca, seçilen yapıtlarla, çocuk edebiyatımızın zenginleşmesine dolaylı yoldan hizmet edildiği de ortadadır. Arnold Gesell, “”Bir çocuğu, salt birey olarak belirlemek yetmez. Her çocukta aynı olmayan çocukluk aşamalarının da özgün kişilik oluşumuna katılımı söz konusudur. Bu nedenle, çocuğu bir bütün olarak değil; bu bütüne giden her aşamada, varlığına katılan her yeni özelliği dikkate alarak, oluşumunu sürdüren bir yeni kişilik halinde değerlendirmek gerekir.” diyerek, çocuğa bakış konusunda fevkalade bir tespitte bulunmuştur.

Çocuk Edebiyatını tanımlamadan önce, kavramdaki iki sözcüğün de ayrı ayrı tanımlanması gerekmektedir. “Çocuk” ve “edebiyat” sözcükleri birçok kişi tarafından tanımlanmıştır. Konunun gerektirdiği biçimde “çocuk” ve “edebiyat” kavramları şöyle tanımlanabilir.

Çocuk: İnsanın 2 – 13 yaş arasındaki dönemine verilen addır.

Edebiyat (yazın) ise; durum, gözlem, duygu, düşünce, düş ve olayların dil aracılığıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılmasıdır.

Türkçe Sözlükte “çocuk”, bebeklik çağı ile ergenlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan insan; “edebiyat” ise, olay, düşünce, duygu ve imajların dil aracılığı ile biçimlendirilmesi sanatı olarak tanımlanmaktadır. Bu iki tanımdan yararlanarak çocuk edebiyatını (yazınını) şöyle tanımlayabiliriz:

“Dilin etkili ve güzel kullanılarak çocuklar için yazılmış / söylenmiş sanat niteliği taşıyan yapıtların genel adı.”

Çocuk Edebiyatı, bütün dünyada oluşum halinde bir edebiyat yönelişi olarak yüzyılı aşkın bir zaman diliminde gündemde kalmayı başardı. Çocuk klasiklerinin çocuklar tarafından keşfedilmesinden sonra, çocuklar için yazılmış kitaplar dönemine geçildi. Çocukluk çağlarına uygun edebiyat yapılması düşüncesi, çocuk edebiyatı alanında ki gelişmeye yeni boyutlar kazandırdı. Ve Çocuk Edebiyatı, edebiyatın içinde incelikli bir tür, yeni bir yazarlık biçimi olarak, bağımsız edebiyat olma yolunda serüvenini sürdürmektedir.

Çocuk edebiyatının bir çok tanımı yapılmaktadır. Çocuk edebiyatını Yalçın ve Aytaş, “çocukların büyüme ve gelişmelerine; hayallerine duygularına, düşüncelerine, yeteneklerine ve zevklerine hitap eden, eğitirken eğlenmelerine katkıda bulunan sözlü ve yazılı verimlerin tamamıdır ” şeklinde tanımlarken, Şirin , “temel kaynağı çocuk ve çocukluk olan; çocuğun algı, ilgi, dikkat, düşünce ve hayal dünyasına uygun; çocuk bakışını ve çocuk gerçekliğini yansıtan; ölçüde, dilde, düşüncede ve tiplerde çocuğa göre içeriği yalın bir biçimde ve içtenlikle gerçekleştiren; çocuğa okuma alışkanlığı kazandırması yanında edebiyat, sanat ve estetik yönden gelişmesine katkı sağlayan, çocuğu duyarlı biçimde yetişkinliğe hazırlayan, bir geçiş dönemi edebiyatıdır” ifadesiyle tanımlamıştır.

Eski çağlardan bu yana, toplumlar düzeni sağlayan kurallarını tamamen din çerçevesinde kurmuştur. Bu kurallar temel olarak ahlâk kuralları olarak adlandırılabilir. Büyükler tarafından çocuklara sözel olarak çeşitli efsane, hikâye gibi vasıtalar aracılığı ile ezberleterek veya taklit ettirilerek kazandırılmıştır.

Zaman içinde yazının icadıyla sosyal hayatı düzenleyen kurallar yazılı hale getirilmiştir. Artık sözü edilen ahlâki kurallar, antik Yunan ve Roma toplumlarında çocuklara, destanlar ve hayvan hikâyeleri ile verilmeye çalışılmıştır. Ancak bu metinler, çocuğa uygun olarak kaleme alınmamıştır.

Çocuğa yönelik ilk kitabın, M.Ö. VI. yy. da Hindistan’da kaleme alındığı söylenir. Söz konusu kitapta, şehzade eğitmeni bir brahmanın hikâyesi anlatılır. Bu din adamının görevi, hükümdarın çocuklarının kişilik ve ahlâki olarak gelişimini sağlamalarına yardımcı olmak ve siyaset bilimini öğretmektir. Didaktik bir tarzın kullanıldığı kitapta, ahlâki hikâyeler eğlenceli bir üslupla sunulmakta, böylece çocukların temsili hikâyeler yardımıyla iyi ahlâklı birer fert olarak yetişmesi amaçlanmaktadır. Kitapta genellikle fabllar (hayvan hikâyeleri) yer almıştır. Aynı yüzyılda Konfüçyüs’ün Çin Klasiklerini özetleme, çocuklara okutma düşüncesi de değerdir. Çocuklara yönelik kitap yazma XIV. yy. da İngiliz Caxton’un yazdığı “Küçük John’un Yaşama Bilgisi “ kitabına kadar neredeyse unutulmuştur.

Matbaanın icadının geç olması da çocuk kitap ilişkisinin gecikmesinde ya da çocuklar için kitap çalışmalarındaki aksamaya en büyük neden olarak görülür. Çünkü kitaba ulaşmak oldukça güçtür, ulaşanların da sınırlı olduğu bilinmelidir.

“Çocuklar için dünya ve dünyadaki her şey yenidir, ilginçtir. Büyükler içinse durum hiç de böyle değildir; büyüklerin çoğu için dünya sıradan bir şeydir. Filozoflarsa diğer büyüklerden farklıdır. Bir filozof dünyaya alışmayı bir türlü beceremez. Dünya onun için hâlâ akıl olmaz bir şey, evet, hâlâ sırlarla dolu, gizemli bir şeydir. Filozoflarla küçük çocukların en önemli ortak yanları budur; bir filozof ömrü boyunca duyarlı bir çocuk olarak kalır da diyebilirsin sen bana.”(Jostein Gaarder)

2.2. Çocuk edebiyatının kapsamı ve önemi:

Çocuk dediğimiz varlığın yaşama ayak uydurması, yaşayabilmesi ve gelişimini tamamlayabilmesi için bir takım ihtiyaçları vardır. Bunlar, maddi ihtiyaçlarla sınırlandığında, çocuk bir yetişkin olduğu zaman asla gerçek bir yetişkin olamamaktadır. Bu da kargaşaya sürüklenmiş bir toplum için biçilmiş kaftandır. Eğer bizler geleceğimize bakarken güzel şeyler görmek istiyorsak, çocuklarımızın maddi ihtiyaçların da ötesinde onların çok daha fazla şeye ihtiyaçları olduğu düşüncesini kabul ederek onları yetiştirmeliyiz.

Bu ihtiyaçların başında “sevgi” gelir, çocuk öncelikle içine doğduğu aile bireylerinden başlamak üzere karşılaştığı kişilerden sevgi bekler. Ona gösterilecek sevgi olumlu insani duyguların gelişmesi ve başkalarını kabullenme gibi etkileri olacaktır. Sevgiden mahrum kalan çocuklar; duygusal ve ruhsal yönden olumsuz gelişmeler gösterecektir. Başkalarıyla birlikte olmaktan hoşlanmayacaklardır. Sevgi eksikliği çocukta; 1-2 yaş arası akıl hastası, 2-6 yaş arası sinir- öfke, 6-12 yaş arası nevroz- agresiflik, 12 yaştan sonra ise suç işleme düzeyine ulaşan kalıcı izler bırakır.

Çocukların bir diğer manevi ihtiyacı da “saygı” ihtiyacıdır. Çocuk için varlığının kabul görmesi olarak addedilen saygı görme, kişilik gelişiminde önemli bir yer tutar. Kabul görmesi başkalarını da kabul etmesini beraberinde getirecektir.

Yaratılış gereği toplu yaşama ihtiyacında olan insanoğlu daha çocuk yaşından itibaren başka birileriyle olmak ister. Bu birliktelik hem kendisinin sahiplendiği hem de başkalarının kendisini kabullendiği bir “birliktelik” ihtiyacıdır. Bu da çocuğun ihtiyaçları arasında önemli bir yer tutar.

Çocuğun ihtiyaçlarından biri de “arkadaş” ihtiyacıdır ki, sağlam bir kişilik geliştirmesi için bu mesele çok önemlidir. Kendi dünyasını oluşturmaya başlayan çocuk birlikte olacak, paylaşımda bulunacak emsallerine de ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyacı karşılayacak arkadaşları çevresinde görmek ister.

Çocukların en temel ihtiyaçlarından biri de “oyun” dur. Çocuk dünyasını oyunla kurar. Oyun onun için vazgeçilmezlerdendir. Tek başına oyun ortamı oluşturabildiği gibi o anını başkalarıyla paylaşmaktan da hoşlanır. Oyun sayesinde iletişim becerisi, paylaşma ve kendisini başkalarıyla kıyaslama imkanı bulur ve karakter gelişimini oluşturur.

Çocukların temel ihtiyaçlarını sayarken “güven duygusu” ihtiyacını es geçmemek gerekir. Çocuğun doğumuyla birlikte yaşamını sürdürebilmek için başkalarının yardımına ihtiyaç duyan bir yapıda olan insanoğlu kendi ayakları üzerine durabildiği ileriki yaşlarda da yanına yakınında kendisine destek olan, paylaşımda bulunan birilerine ihtiyaç duyacaktır.

Çocuğun bir diğer önemli ihtiyacı da “inanma” ihtiyacıdır. Meraklı ve sorgulayıcı bir yapıya sahip olan insan, fark edebildiği varlıkların oluşuyla ilgili düşünce yoğunluğuna girmektedir. Var olması ve var olanların yaratıcı hakkında bilme ihtiyacı duymaktadır. Bütün oluşumun yaratıcısı hakkında olduğu gibi geçmişi ve geleceği hakkında da merakına cevap aramaktadır. Çocuklar, bu arayışlarına uygun biçimde cevap bulabilmelidir.

Tüm bu ihtiyaçları saymamızın, sıralamamızın bir nedeni var elbette. Bu ihtiyaçları karşılanması, çocukların kültürel yapıdan yararlanmaları nispetinde giderilecektir. Bunun gerçekleştirmenin en sağlıklı yolu, bu çağ çocuklarının kaliteli edebi ürünlerle iç içe yaşamasından geçer.

Çocuk edebiyatı, “çocuk” ve “edebiyat” değişkenlerinden oluşan, ancak her ikisinden farklı olarak bir bütünlük oluşturan sanatsal bir yapıdır. “Türkçe Sözlük’ te “çocuk”, bebeklik çağı ile erginlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan insan; “edebiyat” ise, olay, düşünce, duygu ve imajların dil aracılığı ile biçimlendirilmesi sanatı olarak tanımlanmaktadır Tamlamayı oluşturan sözcüklerden de anlaşılacağı üzere, “çocuk edebiyatı” deyimiyle, 2 – 14 yaşları arasındaki kimselerin ihtiyacını karşılayan bir edebiyat alanı anlatılmak istenmektedir

Çocuğun gelişim dönemlerini Piaget, “3-7 yaş arası işlem öncesi, 7-11 yaş arası somut işlemler, 12 ve daha sonrası da soyut işlemler devresi” olarak açıklamaktadır. Çocuğun bilişsel ve duyuşsal gelişim seyri farklı özellikler gösterdiği için, dil ürünü olan, Çocuk Edebiyatı denilen kavram da bu gelişime uygun olarak biçimlenir. İşlem öncesi dönemde olan bir çocuk için üç bin sözcükten oluşan bir edebiyat ürünü okutmanın eğitim, bilimsel (pedagojik) bir değeri olduğu söylenemez. Çünkü çocuğun kavram düzeyi, sözcü dağarcığı, bellek işlem hızı edebiyatın niteliğini de ister istemez sınırlandırmaktadır.

Çocuk edebiyatı, “çocukların büyüme ve gelişmelerine, hayal, duygu, düşünce ve duyarlılıklarına, zevklerine eğilirken eğlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen çocuksu bir edebiyat” olarak ifade edilebilir. Bir başka ifadeyle de çocuk edebiyatını, “üç yaşla ergenlik çağı arasındaki çocukların bilişsel, devinişsel ve duygusal dünyasını “sözlü” ve “yazılı sanat” ürünleriyle buluşturma ve oluşturma etkinlikleri” olarak da tanımlayabiliriz.

Çocuk edebiyatı, ana dilin temel becerileri üzerine oturmaktadır. Görünürde ve tanımlamada edebiyat sözlü (konuşma) ve yazılı (yazma) olarak iki temel beceri üzerine otursa da, aslında dört temel beceri (dinleme, okuma, konuşma ve yazma) etkili olarak kullanılmaktadır. Sözlü edebiyat içerisinde, “konuşma” ve “dinleme; yazılı edebiyat içerisinde “yazma” ve “okuma” etkinlikleri vardır. Bu sayılan nedenlerle, çocuk edebiyatının ana dili öğretim süreçleriyle birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Günümüzde, güzel bir kitapçı dükkânına giren bir çocuk büyük bir olasılıkla dilediği kitabı bulabilir. Resimli, resimsiz macera romanları, peri masalları ve efsaneler, bilimkurgu, öz yaşam öyküleri, tarih kitapları, doğayla ilgili kitaplar, şiirler, kısaca yeryüzünde var olan hemen her şeyle ilgili düzinelerce kitap, rafları doldurur. Bugün, kitap okuyan çocuk sayısı eskisine göre çok arttı. Kitap satın alamaya gücü yetmeyen çocuklar, Halk kütüphanelerinin çocuk kitapları bölümünden süreli olarak ödünç kitap alınabilir. Birçok okulun da kendi özel kütüphanesi vardır. Günümüzde çocuk kitaplarının hem öğretici, hem de eğlendirici olmasına önem verilir. Ama eskiden böyle değildi, üstelik çocukların okuyacak kitap bulmaları kolay olmuyordu. 18. yüzyılın başında yaşamış bir çocukla bu konuda konuşabilseydiniz, okumuş olduğu kitapların azlığına ve bunların sadece birkaçının çocuklar için yazılmış olmasına şaşardınız. Bundan 150 yıl öncesine kadar kitap denince, çocukların aklına, baştan sona iyi davranış kuralları ile dolu ders kitapları gelirdi. Öğretici kitapların yanı sıra çocuklar için ilginç, eğlendirici kitaplar yazılmaya başlanalı çok olmadı.

Çocuk Edebiyatı, 15 yaş altı çocuklar için konuları, karakterleri ve kullanılan dil özelleştirilerek hazırlanan edebi eserlerin oluşturduğu edebiyat koludur. Anton Çehov gibi edebiyat dünyasının önemli bazı isimleri bu kavramın bir edebiyat türü olarak ele alınamayacağını, yalnızca ‘doz‘ olarak edebî vurgunun hafifletilerek sunulduğunun altını çizmektedirler. Edebiyatın dozunun hafifleştirilmesine Türk edebiyatından örnek olarak Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu eserleri ya da Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi yazarların çocuk öyküleri gösterilebilir.

Akademik olarak kesin çizgilerle bir tanımı olmasa da, çocuklara yönelik olan edebî ürünler yeni bir sektör yaratmış; böylece, Çocuk Edebiyatı alt başlığında bir edebiyat türü olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Çocuklara yönelik edebi eserleriyle dünya çapında en önemli isimlerden biri olan Enid Blyton, aynı zamanda kitapları başka dillere en çok çevrilen İngiliz yazarlardan biridir. Bu durum, çocuk edebiyatına dünya çapında gösterilen büyük ilginin bir önemli bir göstergesidir.

Öte yandan, çoğu zaman bu edebiyat türü içinde değerlendirilen masallar ise, akademik edebiyat tanımı içinde kesinlikle ayrı bir türdür ve Çocuk Edebiyatı içinde değerlendirilmez.

Toplumların temelini oluşturan çocukların eğitilmesi gereği açıktır. Bu gereklilik tüm dünya ülkelerinde kabul görmektedir. Çocuk, yaşadığı çağda ve içinde bulunduğu toplumda bir yere sahip olacağını bu eğitim ve uygulanacak edebiyat aracılığıyla anlayabilecektir. Ancak bu demek değildir ki, edebiyat bir eğitim aracıdır. Hayır edebiyat bir eğitim aracı değildir. Hiç bir yazar çocukları “yola sokmak, terbiye etmek için eline kalemi kağıdı alıp yazmaya başlamaz, başlamamalı da. Edebiyat varlığımızı zenginleştiren, derinleştiren bir sanat disiplinidir. Dışarıda çocuğu bekleyen ideal bir dünyanın olmadığı da düşünülürse, çocuğun bu dünyanın umudunu, sevgisini, şefkatini, güzelliğini bilmeye ihtiyacı olduğu kadar; öfkesini, kötülüğünü, haksızlığını, yanlışlığını, yokluğunu, yoksunluğunu, korkusunu, zalimliğini, yalnızlığı, ölümü ve acıyı da bilmesi gerektiği bir gerçektir ki, bunlarla baş etmeyi öğrenebilsin. Artık didaktik eserlerden ziyade, alt yapısı sağlam kurgulanmış metinlerin yer aldığı eserler daha çok ilgi görmektedir. Çocuğu önemseyen, yapıcı seçenekler sunarak üreticiliği hedef alan bir kültür oluşturma yolunda yazarlara, yayıncılara, anne-babalara görevler düşüyor. Unutmayalım onlar, bizim geleceğimiz…

2.3. Çocuk edebiyatı yapıtlarında bulunması gereken özellikler

Bazı şair ve yazarlar edebiyatın çocuk, genç, yetişkin edebiyatı olarak ayrılamayacağını ileri sürmüşlerdir; fakat yetişkinler için yazılmış bir yapıtın çocukların ilgisini çekmesi oldukça zordur. Zaten çocuk edebiyatı olamayacağını belirten şair ve yazarlardan bazıları daha sonra çocuklara yönelik şiir, öykü yazmışlardır. Bu durum çocuklar için bir edebiyatın olması gerektiğini açıkça göstermektedir. Çocuklar için yazılmamış bir kitap ancak resimleriyle çocukların ilgisini çeker. Hele içinde resim olmayan büyükler için yazılmış bir kitap çocukların ilgisini çekmek için çok uzun bir zaman raflarda beklemek durumundadır.

Erişen, Reşat Nuri Güntekin‘in okuma zevkini nasıl edindiğini şöyle belirtir: “Reşat Nuri Güntekin, küçükken, babası Doktor Hacı Nuri Bey, Jan Ruso’nun ünlü yapıtı Emil’i okumuş. Onun etkisinde kalarak Reşat Nuri’yi okuldan almış. Reşat Nuri, bir yıl evde oturmuş. Bu arada can sıkıntısından, babasının kitaplığını karıştırmaya başlamış. Eline geçen güzel, resimli kitapların resimlerini bir makasla oyup çıkarırmış. Git gide bu oyup çıkardığı resimlerin altını merak edip okumaya başlamış.” Bütün çocukların Reşat Nuri gibi can sıkıntısından kitapları karıştırması, merak ederek resim altlarını okuması beklenemez. Sadece, okumayı sevdirmek için bile olsa çocuklara yönelik bir edebiyatın olması gerekir.

Bu alandaki çalışmalarıyla tanınmış eğitimci Jacob , A.F. Oğuzkan’ın dilimize çevirdiği Curriculum Letter adlı yapıtında çocukların neden edebiyata gereksinim duyduğunu şöyle açıklamaktadır:

1- Edebiyat hoş vakit geçirtici, eğlendirici bir şeydir. Hoş vakit geçirtmeyi eğitimin başlıca amaçlarından biri olarak düşünmekten çekinilmemelidir. Elbette radyonun, resimli dergilerin, sinemanın ve televizyonun yanında okumaya da bir yer ayrılması gerekir. Eğer çocuklar okulda okumayı sevmeyi, okumaktan sadece okumak için zevk almayı öğrenmezler ise hoşça vakit geçirten bir unsurdan yoksun kalırlar. Bu bakımdan, edebiyatı, bir hoş vakit geçirme aracı olarak öğretim programına alınacak değerli unsurlardan biri biçiminde pekala düşünebiliriz.

2- Edebiyat ruha canlılık verir, yaşama gücünü artırır. Edebiyat kimi zaman bizi, hayatın çok ciddi ve üzücü durumlarından uzaklaştırır, götürür. Güzel bir düzyazı veya şiir okumanın kazandırdığı yaşantılarla bir insan kısa zamanda bugünkü tasalarından kurtulma olanağı bulur ve sonra da bu tasarıların karşısına daha güçlü, daha dinlenmiş halde çıkmanın yollarını öğrenir. Çocuklara okulda bu gibi yaşantılar edinmek için birtakım olanaklar verilmediği sürece onlar ruhun canlanıp güçlenmesinde edebiyatın bu şaşırtıcı, olağanüstü değerini hiç bir vakit öğrenemeyeceklerdir.

3- Edebiyat yaşamı tanımaya yardım eder. Çocuklar yaşamı ve yaşama yollarını öğrenmek için edebi eserlere gereksinim duyarlar. Başka bir kimsenin yaşamını ilgilendiren durumları öğrenmek için edebiyat aracılığıyla elde edilen pek ilginç yaşantıları -televizyon, radyo vb.- hiçbir araç kazandıramaz. Kimi durumlarda kişisel yaşantılardan daha iyisi yoktur; ama bazı yaşantılar vardır ki bunlar türlü edebiyat eserlerini okunmasıyla birer rastlantı sonucu kazanılır. Kısaca, çocuklar yaşamı tanımak için edebiyata gereksinim duyarlar.

4- Edebiyat, bir rehberlik kaynağıdır. Edebiyat bir kimsenin kendini tanıyarak davranışlarını değiştirmeye yarayacak olanaklar hazırladığı için bir rehberlik kaynağı olarak da hizmet edebilir. Şüphesiz, bütün edebiyat eserleri böyle bir hizmeti görmez ve bu hizmet de her zaman klasik ölçüler içinde yerine getirilemez. Fakat, her birimizin yaşamında gereksinim duyduğumuz vakit bize kendimizi anlamak konusunda yardımcı olan en az bir kitap bulunmuştur.

5- Edebiyat, yaratıcı etkinlikleri özendirir. Çocuklar, başka alanlardaki yaratıcı etkinliklere geçmek için bir sıçrama tahtası olarak edebiyata gereksinim duyarlar. Başka sanatlarla ilişkileri bulunan zengin bir programın eşliğinde yaratıcılığa yönelten okuma etkinlikleri sayesinde bir sanat, başka bir sanatı desteklemiş, beslemiş olur. Okuma, çocuğu resim çizmeye ve dramatik sanat alanlarında ritmik yorumlamalar yapmaya özendirir. Çocuklar okuma ve dramatik sanat alanlarında ne kadar zengin yaşantılar edinirlerse yaşamın öteki yaratıcı alanlarında da o kadar zengin bir kişiliğe sahip olurlar.

6- Edebiyat, dil demektir. Çocuklar kendi dillerini geliştirmek için edebiyat eserlerine gereksinim duyarlar. Edebiyat güzel bir dildir ve içimizde, çocukların anadillerinin güzelliğini en iyi biçimde öğrenmelerini istemeyecek kimse var mıdır?”

7- Edebiyat aynı zamanda estetik algının gelişmesini sağlayan estetik bir yazın türü demektir. Çocuğa okunan masal, ninni, tekerleme gibi metinler ritm ve ses özellikleri ile çocuğun ilgisini çeker ve çocuğun estetik duygusu gelişme gösterir. Böylece çocuk, duygusal yönünü harekete geçiren edebi eserlere ihtiyaç duyar.