Bu yazı, kitapla arası olmayanlara ve de çok okuyanlara gelsin. Okumayı sevmeyenler için sıcacık bir kahve eşliğinde bir çırpıda bitecek kitapları; çok okuyanlara da arada çerez niyetine okunacak kitapları bir araya getirdim. Fakat hepsi bir yana bu kitapları özel ve güzel kılan aslında tek solukta bitmeleri değil. Kitaplığımın başına geçtim ve elimin gittiği ilk yedi kitabı seçtim. Keyifli okumalar…

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

1. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku – İlhami Algör

Derin tutkunun adresi diyebileceğimiz nitelikte, incecik ama içinde pek çok duyguyu barındıran bir kitap. Altı çizilecek onlarca satır arasından beni en çok etkileyeni buraya bırakıyorum.
“Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenini bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.”

Bir Adam Yaratmak

2. Bir Adam Yaratmak – Necip Fazıl Kısakürek

Kitapta bir yazarın kurmaca olarak yazdığı bir eseri daha sonra bizzat yaşayışı anlatılmaktadır.Kendi sınırını zorlarken kendisinin dışına çıkmış bir sanatçının hikayesi. Belki bizler de kör bir mutlu gibi hayat sürerken bazen öyle bir an gelir ki hiç tanımadığımız kendimizle rastlaşabiliriz.
“Bir adam yaratmaya kalkıştım. Ona bir surat ve kader bulmak… Nerede bulayım? Kendimi buldum. Suratsız ve kadersiz adam şahlandı. Zincirini kırdı. Elimden kaçtı. Ben insanım. Beni arkamdan vurdu. Suratsız ve kadersiz adam benim suratımı takındı. Kalıbımı giyindi. Kaderimin içine yattı.”

Satranç

3. Satranç – Stefan Zweig

Satrancı, sadece zihninde oynamış ve hayatında hiç gerçek satranç taşları ile karşılaşmamış bir savaş esirinin hikayesidir. Stefan Zweig’ın pek çok eserinde olduğu gibi psikolojik yetkinliğini bütünüyle konuşturduğu bir eser. Nazilerin toplama kamplarında kalan bir esirin hikayesi anlatılırken aynı zamanda baskı altındaki bir insanın bundan ne ölçüde etkileneceği ve bu baskının doğuracağı sonuçları gösteren yetkin bir kitap. İlginç bir kitap karakteri arıyorum derseniz okuyun derim.
“Bize hiçbir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz.”

Fahrenheit 451

4. Fahrenheit 451 – Ray Bradbury

İtfaiyecilerin kitap yaktığı bir zamandan söz edebilir miyiz? Uzak görünebilir, ama bu kitabı okuduğunuzda çok da uzak olmadığınızı anlayacaksınız. 17 yaşındaki bir kızla tanışana dek sorgulamadan kitap yakan bir itfaiyecinin hikayesi olan Fahrenheit 451, kaliteli bir bilim kurgu romanı okumak isteyenler için ideal bir seçim.
“-İtfaiyecilerin uzun zaman önce kitapları yakmadığı ve ateşleri söndürdüğü doğru mu?
– ‘Ateşi söndürmek’ mi? Kim söyledi bunu sana?
-Yaktığın kitapları hiç okumadın mı?”

Simyacı

5. Simyacı – Paulo Coelho

İnanç, ruh, aşk gibi konuların işlendiği fakat özünde insanın arayışını konu alan oldukça sade ve akıcı bir kitap. Bir hazineyi bulmak için yola çıkan Santiago’nun kendi içindeki hazineyi keşfetmesinin hikayesi.
“Kendi Kişisel Menkıbe ’sini gerçekleştirmek insanların biricik gerçek yükümlülüğüdür.”

Yabancı

6. Yabancı – Albert Camus

Anneniz ölse ne kadar doğal karşılayabilirsiniz? Ya da annesi ölen bir kimsenin tepkisizliğini ne derece kabul edersiniz? Bu kitabı okuduktan sonra belki…
Albert Camus, kitabında bize ve düşünce kalıplarımıza uzak, her durumu sıradan gören bir karakteri yani Yabancıyı anlatıyor.
“…beni kuru bir ağacın gövdesine hapsetseler de başımın üstündeki gök parçasına bakmaktan başka yapacak bir işim olmasa da yavaş yavaş ona da alışacaktım.”

Hakkari'de Bir Mevsim

7. Hakkâri’de Bir Mevsim – Ferit Edgü

Ölümün ve suçun sıradanlaştığı bir zaman diliminde Ferit Edgü bize “alışmayın” diyor adeta. Her şeyin unutulduğu bir dağda, ölümlerin, özellikle çocuk ölümlerinin acı vermediği bir köydeki öğretmenin bir mevsimlik hikayesi. Kitabın bendeki yeri büyük, bir ayrıcalığı olmalıydı. Bu yüzen iki alıntı seçtim:

“Adın gibi garip bir kentsin Hak.
Kafka, karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandırmadı. (Ya da hiç girmedin onun düşlerine.)
Bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde en korkunç kitabının konusu sen olurdun.
Tolstoy bilseydi seni
soyluluğundan bin beter utanırdı.
Ve kim bilir belki yazarlığından
– şimdi benim utandığım gibi-
Avvakum bilseydi yakınında senin gibi bir kent olduğunu,
Kafkasları aşıp çile çekmeye sana gelir, senin mağaralarında yaşardı. Dostoyevski sürülseydi sana Yer Üstünden Notlar’ı yazardı ya da Suç ve Suç’u.”

“Alaaddin geliyor. Gece.
Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç.”