Kitapkolik
Kitap İncelemeleri

Bir günlük, bir oyun ve bir intihar; “60 Gün”

İntihar eden bir genç ve yanında bulunan bir günlükle başlıyor her şey.

Baha, Tüm Türkiye’ye kendini kanıtlamış çözülemeyen vakaların aranılan polis ismi. Ve Sıla, kendini kanıtlamaya çalışan, Baha kadar zeki olduğunu göstermek isteyen, ona karşı hisler besleyen ortağı. Ortaklar İkinci bir intihar vakası ile karşılaşınca buldukları günlükte yazanların adım adım bir intihar notlarından çok ölecek olan kişilerin şifrenmiş bir şekilde yazdığını fark ederler. Katilin adının da yazıldığı bu defterde bir oyun vardır; 60 Gün oyunu. Yedi kişi, yedi görevi olan, teker teker ölecek olan 7 kişi. Ve oyunun süresi 60 gün… Kendini Tanrı olarak ilan eden bu kişiyi bulmak ve ölümleri durdurmak için bu oyuna ne kadar dâhil olabilirsin?

“Kimim ben?
Hangisiyim?
Hangi Asır’ım, hangi sonum, hangi olanağım?
Birinci, yüzüyor.
İkinci, yanıyor.
Üçüncü, patlıyor.
Dördüncü, yutuyor.
Beşinci, kanıyor.
Altıncı, boğuluyor.
Ve Sıfırıncı gülüyor.”

Buldukları defterdeki harfleri ölenlerin isimleri ile karşılaştırdıklarında intihar eden kişilerin Ay Koleji’nde birlikte okuduklarını fark ederler. Daha da geçmişe indikçe aynı okulda okuyan 7 kişinin daha önce kaçılmış olduğunu ve şimdi defterin tek tek onları intihara sürüklediğini görürler. Ölüm şekilleri bile bir bir nasıl olacağı yazılmıştır. Ve şimdi Baha ve Sıla bir ölüm vakası daha gerçekleşmeden kendini Tanrı ilan eden Asır Tanrıdoğan’a ulaşıp durdurmak ve geride kalan isimleri korumak zorundadırlar.

Kitap polisiye ve psikolojik gerilim türünde yazılmış. Gerilim türü daha ağır basıyor, okurken sayımın sonran başladığı ölümlerde şimdi acaba hangisi nasıl ölecek diye merak içinde okuyorsunuz. Kitapta iki ana başkarakterimiz olsa da defterdeki isimlere de yer verilmesiyle bol karakterli bir kitap olmuş. Okurken sanırım en zorlandığım yerler günlükte yazanları anlamlandırmak ve şifreleri çözmeye çalışmak. Bir ara pes ettim, çünkü bu psikopatın ölüm ve yaşam hakkında tezatları oluşturan düşüncelerini bir kalıba oturtamadım hatta yazar bunları hangi kafada yazmış onun da mı sorunları var acaba diye içimden geçirmedim değil.

Defterde yazılan isimler bir bir avlanıp öldürülürken kitaptaki gerilim dozu yükseldi. Ve günlüğün sosyal medyalara sızdırılması ile Asır’ı Tanrı olarak gören hayranları artarken, defteri okuyanların ölüm oranı çoğaldı. Tam bir çıkmaz kapı oluştu kurgu da. Oyuna polislerin de dâhil edilip onlarında bir bir öldürülmeye başlanmasıyla iyice isyan ettim, yok mu bu psikopatı durduracak bir baba yiğit!

60 GünKitap son zamanlarda okuduğum yeni yazarlar arasında iyi bir psikolojik kurguya sahip. Katilin yazdığı bilgi kırıntılarından ekmek yapmak için çok uğraştım. Beynimi zorlayan böyle kitapları seviyorum, bulmacanın bir parçası olmayı, kitabın sonuna gelmeden katilin kim olduğunu yazar söylemeden önce ben bulmalıyım dedirtiyor bana. Testere filminde ki gibi bir tat var kitapta. Kapana sıkışmışların çırpınarak kurtulmaya çalıştıkları ama her çırpınışta daha da acı çekmeleri ve ölümle sonuçlanan sonları. Acı çekenler, acımasızca öldürülenler, kendi isteği dışında oyuna dâhil edilenler, çığlıklar, ölüm korkusu ve acımasız bir son. Kurgu gerçekten çok akıcıydı, merak içinde okudum kitabı. Böyle bir oyunun gerçek hayatta var olmasını düşünemiyorum bile. O psikopatın soğukkanlılığını iliklerime kadar hissettim. Keşke biraz daha çocukluğuna inerek neden ve nasıl böyle bir insana dönüştüğünü de öğrenebilseydim.

Kitap sonlarına doğru defterde yazılmış yeni harfler fark ettim. Ve yazarın kitabı bitirdiği son bölümde geçmişten gelen isimlerle karşılaştırdığım zaman bire bir tuttuğunu gördüm. Seri kitap olacak mı bilmiyorum ama bana sanki oyunun henüz bitmediğini fısıldar gibiydi.

“Birinci, Sıfırıncı’ya aitti. O’nun oluşlarının sözcüsü, varlığının kanıtı.
İkinci sorgulayandı, karşı çıkandı.
Üçüncü bilmeyendi, bilmeye çabalayandı.
Dördüncü iletendi, mesajın kendisiydi.
Beşinci yansıtılandı, var oluşların emirlerini somutlaştırandı.
Altıncı yok edendi, yedi günün sonunda her şeyi bitirir ve tekrara sürüklerdi.
Sıfırıncı, vardı ve var olacaktı. Anahtarın ta kendisi; yaratan, amaçlanan, kusursuz olandı. Oyunu oluşturandı, oyunu devam ettirecek olandı, sonsuza kadar da sürse bu oyunu tekrarlatacak olandı. Semanın üstünde kusursuzluğuyla göz dolduracak intiharı bekleyen bir Tanrı.”

(Kısaltılmış alıntı)

60 Gün
Kutay Görgülü
Ephesus Yayınları
379 Sayfa, 2018

Etiketler
Daha Fazla Göster

Nergiz İnce

Yazmaktan çok okumayı seviyorum aslında; ama konu okuduklarımı paylaşmaya gelince kelimeler cümlelere dönüşüveriyor beynimde. Yeni yazarlar tanımak, onların eserlerini okumak, bir şeyler yazma isteğini tetikliyor bende. Paylaşılan her şey güzeldir. Yazarların bizlerle paylaştıkları eserlerini, ben de sizlerle paylaşmak için kitapcafe.com'dayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı