Kitap İncelemeleri

Bir Dükkanı Beklemek

Anlatımı kifayetsiz kalacak on dört öyküyü size nasıl anlatırım, bilmiyorum.

Her şeyin zıddıyla var olduğu söylentisini haklı çıkaracak türden bir kurgu. Edebî tekniklerin dans ettiği anlatım. Insanın aynadaki yansıması gibi kendiyle yüzleştiği, arayışlar içinde olduğu; her öyküdeki karakterlerin naifliği, kitabı okurken bile size sessiz bir saygı uyandırması, her öykünün sonunda karakterlerin sahneden geri geri öne eğilerek çekildiği, okuyucu olarak başınızı eğerek selam vererek uğurladığınız sayfalar…

İnsan kendinin limanıdır belki… Dönüp dolaşıp yine kendimizde bulduğumuz cevaplar… Mânâ arayışı desem çok mu kaçar ölçü bilmiyorum, kimlik desem hafif mi kalır bilmiyorum; ama hep bir arayış var.

Her öyküden emin olun saatlerce sürecek sanat filmi çıkar…

Bazı öykülerde sinematografik etkiyle siyah beyaz fonlu çizgi karakterlerle anlatımlar canlandı zihnimde. Hani çizgilerin kendi kendine birbiriyle ilintili nesne, kişi vb sıralı dönüştüğü bir temayı anlattığı zaman döngüsünü yansıtan senaryolar gibi. Bazısı ise sürrealist resim tabloları gibi saatlerce bakıp üzerine düşünmenize sebep olabilir.

Galiba, bu kitap bir sanat eseri. Tüm sanatları kendinde toplamış, dengelemiş, edebiyatla sergilemiş…

Hadi hepsini kenara koyun, o kadar basit unsurlardan büyülü gerçeklikten öte kurgu oluşturulması ve bir kelime dahi haddini aşmadan sanki hepsi orada olmalıymış dedirten, yazarın anlatım ve hayal gücüne ne demeli bilmiyorum…

Bir Dükkânı BeklemekKitapları okurken şöyleydi böyleydi diye anlatıyoruz dilimiz yettiğince ama o kitap aslında bir yazarın nöronları, ruhu, kalbi, teri… Her kitap bir anlamda yazarın kendisi değil midir? Kimdi Uğur Nazlıcan? Nasıl düşünüyordu? Nasıl gözlüyordu her şeyi? Zihninde bir ağır çekim kamerası mı var? Çok soru geçti aklımdan yazarla ilgili.

İncecik kitap haftalarca elimde kaldı. Çünkü her öyküden sonra zihinsel sindirim için zamana ihtiyaç duydum. Bazı satırları, paragrafları tekrar tekrar okudum.
Ilk kitap… Bu kadar iyi olması bir anlamda kötü… Sonrakiler için hem beklentim yüksek hem korkuyorum okuyucu olarak yeterli gelemeyecek olmaktan…

En çok da gurur duydum, niye bizim ülkemizden bir Proust, Saramago çıkmasın ki?

Kitapta yer alan öyküleri birer gezegen gibi düşünün. Güneş yerine insan var. Sonra bütüne baktığınızda diğer güneş sistemlerini fark ediyorsunuz. Meğerse hepsi evrendeki seslermiş. Oysa insan kocaman bir evrenmiş…

Dönüp dolaşıp yine kendini buluyor insan. Yunus Emre’nin dediği gibi “bir ben vardır benden içeri”. Hah işte tam da buydu söylemek istediğim kitaba dair. Buraya kadar boşuna mı okudunuz bilmem…

Bir Dükkanı Beklemek
Uğur Nazlıcan
Yapı Kredi Yayınları
81 Sayfa, 2018

Etiketler
Daha Fazla Göster

Dilek Özcan

"Okudukça büyüdüğüme, paylaştıkça çoğaldığıma inanıyorum. Bu yüzden de okuduklarımı yazmak büyük keyif veriyor. Her okuyan bir diğerine kılavuzdur, aslında. Umarım, Kitapcafe'de faydalı bir kılavuz olurum."

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı