KitapKitap İncelemeleri

Bir Ayağın Çukurdaysa Ötekiyle Bas Çık – Erdal Demirkıran

İnsanı öldüren yaş alması değil, tahmini bir ‘ölüm yaşı’ belirleyip buna uygun davranmasıdır ki bu da en net intihar etme biçimidir.

Kaç yaşındaydım bilmiyorum, 32 yaşımda öleceğimi düşünmeye başladığımda. 32 yaşına geldiğimde bu fikir 37’ye dönüştü. Oysa kendimize ömür biçmek bizim takdirimiz değilken neden böyle düşündüm bilmiyorum. 71+ i okuduğumda anladım ki böyle düşünerek intihar ediyormuşum, pardon ‘kendimi imha ediyormuşum’…

Erdal Demirkıran’ın kitaplarını okumak bence lunaparkta olmak gibi. Yooo sakın eğlenceli hafife alınır ifadeyle böyle yazdığımı düşünmeyin… Açıklayım efendim.

Lunaparka girdiniz heyecanla oyuncaklara bakarsınız. Kamikazeye binersiniz, neye uğradığınızı şaşırırsınız sizi tepetaklak eder. Gondola binersiniz önce yavaş yavaş sallanırken keyifli gelir. Sonra ne olduğunu anlamadan dünya tersine döner. Ya dönme dolap, şirin şirin binersiniz, hafif yükselirken heyecanlanırsınız sonra tepeye gelip de her şeyi yukardan görmek sizi hem heyecanlandırır hem şaşırtır.. İşte bana böyle oluyor… 71+ okurken de böyle oldum.

Kitap, hitap ettiği kesim gereği büyük puntolarla, yatay okuma şekliyle bir ilk!!

Kitap ilerleyen yaşlara ithafen yazılmış gibi dursa da aslında genç yaştakilerin geleceğine bakmalarını sağlıyor. Ne bekliyorum ben 30 sene sonra kendimden?

Eğer Yolo’da yaşıyor olsaydım (kitapta adı geçen köy), 50 gün içinde 50 yaş yaşlanacaktım. Her gün bir yaş daha büyüyecektim… “ Kaç yaşında olduğunuzu bilmeseydiniz kaç yaşında olurdunuz?” diye soran yazara şu an boş boş baktığımı söylemeliyim.. Hakikaten kaç yaşında olurdum? Hani klasik bir söz öbeğimiz vardır, kimlikte 40 ruhen 60 bedenen bilmem kaç.. Oysa ciddi ciddi düşününce bulamıyor insan…

“Sözlerine dikkat et! ‘Yaşlanıyorum artık’ dediğinde (ki ben sık sık derim) yaşlanmaya başlarsın ‘yaşlandım..’ dediğinde (ki yine sık sık derim) doğrudan doğruya yaşlanırsın’ diyen cümlesinin vuruculuğu ile düşünüyorum acaba şimdi kaç yaşındayım?

Başa dönelim. Evet, diyelim ki herkes bir anda yaşlandı, o zaman ne olurdu? Erdal bey sormuş ‘otomobil üretimi durdurulur muydu?’ ve kendi cevaplamış ‘Otomobil şirketleri tasarımlarını derhal değiştirerek yepyeni araçlarla çıkardı fazladan yaş almış bu yeni neslin karşısına’. Gerçekten de bulunduğu ortama en hızlı ayak uyduran canlı insandır. Hemen ona göre yaşamaya başlardık. Bir anda çok kişinin hayatı değişmedi mi hiç? Bir gece de evsiz barksız ya da herhangi bir uzvunu kaybeden ne çok insan var. Ne yaptılar bir süre bocalasalar da sonra bir yerden ‘yeniden’ başlamadılar mı hayatlarına? İnsan bir şekilde yeni hayatına ayak uydurduğu gibi yeni yaşına da uydurur… Ancak bir şeyler başımıza gelmeden yani doğrudan bize bir şey olmadan ne yazık ki başkaları için çözüm üretmede bencil kalıyoruz. ‘ Kanseri de belki bu yüzden yenemedi insanlık nice zamandır.’ Diyen Erdal beyin cümlesi geçen okuduğum bir haber anımsattı. Bir doktor kendisi kanser olunca ki ‘birkaç ay ömrün kaldı ‘dedikleri halde bir tedavi şekli geliştiriyor ve kanseri yenmeyi başarıyor. Şimdi o doktor kanser olmadan, bulduğu yöntemi daha önce niye düşünmedi ki?

“ Hiç şüphesiz , yeryüzünün en büyük güdüleyicisi ölümdür ki fidyecilerin başarı oranlarının bu kadar yüksek olması bunun en net kanıtıdır…Peki madem ‘ölüm’ en büyük güdüleyici ve herkes eninde sonunda ölüyor yani bu her insanın başına mutlaka geliyor; o zaman niye kimse bu kaçınılmaz final için çare aramıyor; Neden ölümsüzlüğün peşine düşmüyor? Cevap veriyorum: insanlar öleceklerine asla inanmıyorlar da ondan….. Yani onlara göre fidyeci daha inandırıcı Azrail’den….. Bu gece bütün dünya eş zamanlı şekilde kanserlense ne olurdu acaba? Bu sefer ilgili doktorların sadece kendi hayatları değil, sevdiklerinin de hayatları Azrail’İn şantajına konu olacağı için o bir haftaya da gerek kalmazdı ve üçüncü gün biterdi bu iş!… Açlık , sefalet, savaş ve buna benzer bütün sorunlar, masa başında ya da viskili, havyarlı toplantılarda çözülmeye çalışıldığı için sonuç alınamıyor ve insanlık bu yüzden ilk çağ semptomları göstermeye devam ediyor uzay çağında …” Ben gondoldan indim, biraz başım döndü… Siz düşüne durun bu satırları…

Atlıkarıncada ne var bakalım… Tek başıma yaşlanırsam huzur evine gidiyorum rahatlıkla. Ancak herkes benim kadar bunu rahat bir geyik malzemesi yapmıyor, yani yaşın genç olunca rahat rahat konuşuyorum işte… Ama ilerleyen yaşlardaki büyüklerimiz için bu konu oldukça incitici oluyor. Torunla, aileyle ‘huzur’ içinde ölmek varken, huzur evinde ne işi olur insanın… “İçindeki huzura sahip çıkarsan gittiğin bütün evlerin en vazgeçilmez huzurlusu sen olursun. “ diyor, yazar varın siz düşünün… Ben biraz da çarpışan arabaları deneyeceğim…

“….zaten çocukların , istediği her şeyi elde etmelerinin sebebinden de anlaşılabilirdi bu:’ Var oldukları gerçeğini haykırmaktan asla vazgeçmemek!’ öte yandan yaşı ilerlemiş olanların da istediği hiçbir şeyi elde edememelerinin de benzer bir nedeni vardı: ‘Kendini yok saymaktan asla vazgeçmemek!’…” Çarpışan araba biraz sert vurdu… Biraz daha sert bir vuruş gelsin o zaman “ Acaba neden ihtiyarlara yönelik bir eğitim programı ya da okul bulunmuyor dünyanın hiçbir yerinde? Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite var da neden bir ‘enokul’ yok mesela? Neyse belki de bu kitap o ‘enokul’dur.”

Hadi biraz da kamikaze olsun… “ istekler hiçbir zaman bitmez! Kullanacakları alan farklı olsa da 90 yaşındaki bir insanın paraya olan ihtiyacıyla 20 yaşındakininki birebir aynıdır. Sağlık, aşk, sevgi ve ihtiras da böyledir” diyor yazar. Yok artık! Demeyin az düşünün.. “amcaya bak kaç yaşına gelmiş hala para hesabı yapıyor, amca kefenin cebi yok” diye düşündüğünüz bir ihtiyar olmadı mı hiç? Ee biz de yaşlanıyoruz kimbilir ne halde olacağız..

Biraz bir bankta oturup soluklanalım ‘malum yaşlılık’… ne güzel demiş yazar; “Nefes alıyorsan şayet, varsındır elbet. Kafanı kuma gömerek kaybolamazsın! Bu kadar bencil ve aciz olma! Bırak da millet senin bilginden faydalansın!…….Bulmaca çözerek, evde oturarak, balkondaki çiçekleri sulayarak hangi yeteneğini keşfedebilirsin? Kimbilir belki sen de keşfedilmeyi bekleyen bir dâhisin ve seni keşfedecek olan da sadece sensin?!….. Öyleyse hayat devam ediyor ve geçmişte yaptıklarımızla şimdinin hesabı ödenmiyor…”

İnsanlar sana yaşını sorduklarında ‘gülümse’ ve “anyaşındayım” de..

Pamuk şekeri isteyen var mı?

Bir Ayağın Çukurdaysa Ötekiyle Bas Çık ,71+
Erdal Demirkıran
Kashna Kitap Ağacı Yayınları, 2016

Dilek Özcan
Kitap Cafe
https://www.instagram.com/dilekin_guncesi/

Etiketler
Daha Fazla Göster

Dilek Özcan

"Okudukça büyüdüğüme, paylaştıkça çoğaldığıma inanıyorum. Bu yüzden de okuduklarımı yazmak büyük keyif veriyor. Her okuyan bir diğerine kılavuzdur, aslında. Umarım, Kitapcafe'de faydalı bir kılavuz olurum."

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı