Film İncelemeleri

Big Fish, film önerisi

Big Fish filmi gerçekle kurguyu bir arada barındıran bir hikayeye sahip. Film fantastik gibi görünsede, filme o etkiyi veren, hikaye anlatıcı baba; Edward Bloom. Edward Bloom, başından geçen olayları; gerçek, sıkıcı, sevimsiz halleriyle anlatmak yerine, insanları heyecanlandıran, yüzlerine gülümseme yerleştirecek şekilde anlatmayı tercih ediyor. Herkes bu durumdan gayet memnunken memnun olmayan, kendini bu hikayelerin gölgesinde hisseden biri var, Edwardın oğlu; William Bloom. William babasını neredeyse hayatından çıkardığı bir dönemdeyken, babasının hastalığını öğrenmesi ile üç yıl sonra ilk defa baba oğul yüz yüze geliyor. Hikaye de William’ın babasına yaptığı bu ziyaretle başlıyor. William ilk defa, babasının olağanüstü şekilde anlattığı hayat hikayesinin içinde, ne kadar gerçek barındırdığını öğrenme şansını buluyor.

Ve bu arada filmin yönetmeni; Tim Burton. Her filmini çok severek izledim.

Filmin Bana Kattıkları

Küçük bir kapta tutulduğunda , Japon balığı küçük kalır. Mekanı genişledikçe, balık, iki, üç ya da dört kat büyür

Hepimizin stabil hayatları var ve belirli bir rutinleri barındırıyor. Bazılarımız okula gidip geliyor, bazılarımız işe, kişisel sorumluluklarımız derken herkes kendi dünyasında yaşayıp gidiyor aslında. Hep aynı dünyanın havasını içimize çekerken, aynı rutinlerde takılıp kalırız diye düşünüyorum. Bize yeni şeyler öğretecek, ufkumuzu açacak insanlarla tanışmalıyız. Başka dünyaların havasını solumalıyız ki kendi rutinlerimizde eklemeler çıkarmalar yapabilmeliyiz.

Belki sen çok iri değilsindir de, kasaba küçüktür
Nehirde ki en büyük balık, hiç yakalanmadığı için o kadar büyüktür.
Bir şey ne kadar güçleşirse, sonuç o kadar tatmin edici olur.

Önemli olan çok konforlu bir yerde, dertsiz sorunsuz bir hayat yaşamak değildir. Olduğun yere ait hissetmek ve kendin için hayaller kurup onları gerçekleştirmek için emek vermektir.
Korktuğumuz şeyler çoğu zaman biz gözümüzde büyüttüğümüz için kocaman görünür. Gerçekten bize zarar verip veremeyeceğini ancak, onun hayatımızda ki ve kafamızın içindeki yerini düşündüğümüzde görebiliriz. Belki de böylece arkamızda bırakabiliriz.

Şeytani ya da kötü kabul edilen çoğu şeyin sadece yalnızlık veya sosyal hoşluklardan yoksun olduğunu keşfettim

İnsan olarak hepimiz içimizde iyi ve kötü duygular barındırıyoruz. Hepimizin içinde sevinç, heyecan, aşk olduğu gibi kıskançlık, öfke gibi kötücül duygular da var. Önemli olan bu duyguları yönetebilmektir.Bununda kişinin kendini tanıması ile mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bir insan kendini tanırsa, yeteneklerini, içindeki güzellikleri ve hayattaki yerini bilirse, bir diğer kişiyi kıskanacağını sanmıyorum. Çünkü kendini tanıyan, seven biri, onda var ben de neden yok, diye düşünmez. Kendinde olanların farkındadır. İstediği şeyler içinde emek verir elde eder ya da edemez ama iç huzura sahiptir en azından.

Ve son olarak; sözcükler sihirlidir. Neyi nasıl anlattığımız çoğu zaman çok şeyi değiştirir.

Kitap, film, belgesel önerileri, mimarlık ve tasarım üzerine ve güncel konular hakkında yazılarımı paylaştığım kişisel bloğum aytiti.com a beklerim.

Etiketler

Aysel KOCABAŞ

Merhabalar. İç Mimarım ve hobi olarak kişisel bloğum aytiti.com da; kitap, film, belgesel önerileri, mimarlık ve tasarım üzerine ve güncel konular hakkında yazılar yazıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba Size daha fazla kaliteli içerik sunabilmek için sitemize reklam engelleyiciyi kapatarak destek olabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)