Onlar, takipçilerinin de katkısıyla yeni nesil kitapları masaya yatırıyor, ‘Berbat Edebiyat’ dedikleri yazınları inceden de dalga geçerek sosyal medya ortamlarında yayınlıyorlar.

Twitter’da ‘Ben Edebiyat Değilim’ alt başlığıyla paylaşım yapan @berbatedebiyat adlı hesap kısa sürede hızla büyüdü. Biz de hem onları merak ettik, hem de yeni tip yayıncılık ve kitap yazarlığı hakkındaki gözlemlerini öğrenmek istedik. İlginç yanıtlar aldık…

‘Yeni kâğıt fiyatlarını gördüğümüz gün başladık’

Bu bir proje gibi değildi aslında. Zaten şahsi hesaplarımızda her gün eleştirdiğimiz, değindiğimiz ve muzdaribi olduğumuz bir konuydu. Bunu bir sayfa adı altında yapmak uzun zamandır aklımızdaydı. Bir gün Matbaacılar Sitesi’ne gidip de kâğıdın son fiyatını ve orada basılan kitapların niteliğini görünce, zaten aklımızda olan bu sayfayı açalım dedik. Öyle ki otobüste, dönerken telefondan açtık.

Hesap biraz hızlı mı büyüdü?

Bu sayfayı açtığımızda zaten bir ilgi olacağını bekliyorduk. Sadece beklediğimizden bir kaç seviye daha hızlı gerçekleşti sayfanın büyümesi. Ve bundan memnunuz elbette.

Aynı zamanda yayıncılık işiyle de uğraşan insanlarız. Diğer yandan da yazma faaliyetini sürdürüyoruz bireysel olarak. Hatta çok şaşıracağınız meslek mensubu insanlar var aramızda. – Aramızda diyorum, dört kişiyiz.- Mesela sayfayı bizzat açan ve fiilen yöneten (ben) şu an sağlık bilimleri enstitüsünde yüksek lisans yapıyorum. Hareket ve antrenman bilimi üzerine. Yolda görseniz bunları bu mu yazıyor dersiniz. Zira imza gününe gelenler, bir yerde bir şekilde denk geldiğim insanlar öyle bakıyor. Bir diğer arkadaşımız senarist, yönetmen. Bir diğeri şair. Biri muhasebe müdürü, metin yazarı. Onlar işin mutfak kısmında bana destek oluyorlar. Tweetleri yalnız bir kişi atıyor yani. Sürekli “biz” kullanımı insanlar bizi yalnız zannetmesin diye.

‘Yayınevleri bilerek yapıyor’

Biz zaten bulguları elde ettikten sonra bu işe girişme ihtiyacı duyduk. Yani bu ‘piyasa yazarlığı’ denen oluşumun nasıl ortaya çıktığı ve neye hizmet ettiğini bilerek yola çıktık. Yayınevleri salt para kazanmak amacıyla kitap hâline getiriyor bu satırları. Yazarları da farkında aslında çok mühim bir şey yazmadığının. Hatta bir çoğunu editörler kendileri bu hâle getiriyor talebe göre arz oluşturmak için. Yani daha neler neler var fakat, bildiğimiz her şeyi açıklamasak daha iyi.

‘En çok canımızı sıkan şey…’

En muzdarip olduğumuz kısım ise özellikle ikinci yeni şiirinin ele ayağa düşürülüp içinin boşaltılması. Turgut Uyar’ların, Cemal Süreya’ların o cânım şiirlerini vıcık vıcık aşk edebiyatına meze yaparak değersizleştirdiler. İnsanlar bu büyük ustalarımıza da o gözle bakıyorlar artık. Buna çok canımız sıkılıyor. Kültür olarak değer verdiğimiz, sevdiğimiz, alışkını olduğumuz her şeyin edebiyatı yapılıyor bu kitaplarda. Yüzeysel ve rahatsız edici bir biçimde yapılıyor hem de. Bir diğer kesimi de, – yani gerçekten okuyan (!), edebiyatı seven- bu şiirlerden, şairlerden uzaklaştırıyor.

‘Yazma yetenekleri o kadar’

Herkesin bildiği, herkesin kurduğu cümlelerden fazlasını yapmak gelmiyor ellerinden. Yazma yetenekleri o kadar. İnsanımız da kendi kurduğu cümleyi kendisinden daha popüler biri söylediğinde veya kitapta görünce alıyor işte. Gözüne gözüne sokuluyor bu kitaplar insanların. “Bari bir şeyler okuyayım” mantığı ile alıp okuyorlar. Yani bizim fikrimiz bu. Burada kesin yargılarla kurduğumuz tüm cümlelerin sonuna bir “bizce” sıkıştıralım.

‘Tweet atar gibi kitap yayınlıyorlar’

Bizce burada bahsi geçen yazarların hepsinin ortak noktası çevrelerinde “Ya sen ne yapıyorsun?” diye soran birinin olmayışı. Ve de en önemlisi sosyal medyadaki takipçi sayıları elbette…

Kitaplarda yer alan hatalara gelecek olursak, bu kitapları ortaya çıkaran kişiler, bu kitapların hitap edeceği kitleyi zaten biliyorlar. Editörleri de biliyor, yayınevi sahibi de. Bu yüzden tweet atar gibi kitap basıp yayınlıyorlar.

Editörlerinin de çok nitelikli kimseler olduğunu düşünmüyoruz. Bu ülkede kimler ne işlerle meşgul, malûm. Bir işi icra etmek için o işe uygun yeteneğe ve donanıma ihtiyacımız yok artık. Dayımız amcamız varsa yeterli.

Berbat Edebiyat ekibini en çok şaşırtan

Bizi en çok şaşırtan, insanların pişkinliği oluyor. Bir sonraki evrede ise kötü niyet var. Yani her gün yeniden şu cümleyi kuruyoruz; “Kitap yazan, kitap basan, kitap satan insanlar bu kadar kötüyse, müteahhitler ne yapmaz?”

Kitapları birkaç cümleyle yargılıyor olma kaygıları var mı?

“Biz edebiyat bilirkişisi değiliz, herhangi bir şeyin bilirkişisi de değiliz” sloganıyla yola çıktık. Her şeyi bilsek, her şeye yetebilsek zaten biz oturur muhteşem kitaplar yazardık, ne diye böyle şeylerle uğraşalım.

Biz sadece muzdarip olduğumuz konulara, kitaplara değiniyoruz burada. İnsanlar mesaj olarak bize iletiyor kitapları, biz de yalan söylemeyelim, on dakikalık bir inceleme sonucunda paylaşıyoruz. Zaten kitap kendini belli ediyor.

Yayınevlerinde çalışanlar bilir, bir kitabın bir sayfasını okumanız bile yeterlidir çoğu zaman aslında o kitap için doğru intibaya ulaşmak adına. Yani misal, ben şimdiye kadar yayınevine gönderilen belki bin kitap dosyası okumuşumdur. Hiçbirinin ilk sayfası beni yanıltmadı… Ama hata da yapabiliriz elbet. Eleştiriye de açığız.

Eleştirdikleri kitaplara genel bir ad takıyorlar mı?

Sayfamızın adıyla sesleniyoruz. “Berbat edebiyat furyası.” Yazarlık konusuna değinecek olursak, hep Bukowski örneğini veriyoruz. “Yazmak seni seçer, sen yazmayı seçemezsin.” Olaya biraz böyle bakıyoruz. Birinin kendine yazar sıfatı takmış olması bize komik geliyor. “Şair, şiir yazdığını en son anlayandır.” Yani icra ettiğiniz şey sanat ise eğer, bu unvanları size kendinizin değil, sizi okuyan, gören, bilen duyan insanların takması gerekir. Yazmak öyle alelâde bir şey değil benim nezdimde. Bir ifade biçimi, hatta bazen yaşamsal bir faaliyet. Yaşamın, dünyanın, insanların yükünü indirdiğin yerdir kâğıt, kalem ve yazmak faaliyeti. “Yazmak, başka seçeneği olmayanların işidir.”

Nilgün Bodur sürecinin gösterdiği

(Nilgün Bodur’un, Destek Yayınları’ndan çıkan ‘Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim’ adlı kitabı üzerine daha önce ufak tefek eleştiriler olsa da, daha çok pozitif bir ilgi vardı. Kitap haftalardır D&R  çok satanlar listesinde bir numarada; 150 bin basıldı, tüm baskılar da bitmek üzere… Ancak Twitter’da, Berbat Edebiyat ekibinin eleştirel paylaşımı üzerine, bu yazını sevenler ile hiç hazzetmeyenler ikiye ayrıldı. Tepki gırlaydı… “Yazarımızı yedirtmeyiz”cilere karşı, “Bu da kitap mı, bu ne yahu”cular vardı. Bodur, eleştirilere Instagram hesabından yanıt verdi; okuyucusu, popüler bir isim olan Demet Akalın bile topa girince muhabbet iyice harlandı. Kitabın sevenleri yazarı Instagram ortamında destekledi.)

Nilgün Bodur’u tanımayız, kitaplarını ve videolarını bize gönderilenler dışında pek bilmeyiz. Yani nasıl bir algı vardı bilemiyoruz. Tek bildiğimiz şu ki, Nilgün Hanım sayesinde bir gecede 10 bin küsür takipçi kazandık. O paylaşıma atılan yorumlar, bizi linç etmeye kalkan insanların üslupları, bize, “Doğru bir iş yapıyoruz, devam edelim” dedirtti. Bunu hem insanlar bize dedi, hem biz kendimize… Sonrasında birileri uyarmış ve o paylaşımı kaldırmış. Keşke kaldırmasaydı…

Genelde geri dönüş olmuyor; engelleniyoruz. Nilgün Bodur ve Tuba Ezici dışında geri dönüş almadık. Yani bir iki linç daha oldu ama, onlar bizim kim olduğumuzu anlayıp şahsi kişiliklerimize yaptılar bunu…

‘İnsanımız yaşayan yazar sevmiyor’

(Berbat Edebiyat hesabı, kötü bulduğu kitapları sayfa, cümle örnekleriyle paylaşırken, arada ‘iyi gelecek’, kitap ve yazar önerilerinde de bulunuyor. Genellikle daha kabul görmüş, yaş almış, iyi edebiyat örnekleri oluyor önerilenler… Peki ya yeni nesil iyiler? İyi yazarlar, güzel kitaplar. Niye daha az paylaşıyorlar?)

En sıkıntılı olduğumuz konu bu aslında. Hakan Günday paylaştık diye linç etti insanlar bizi o sayfada. Murat Menteş’i yerin dibine soktular. Keza Ece Temelkuran’ı da öyle. Yerli yazar sevmiyor pek insanlarımız. Yani yaşayan yazar sevmiyorlar aslında. Bu binlerce kez tekerrür etmiş bir istatistik. Toplum olarak böyle bir sorunumuz var. Ulaşılabilir olan değersiz oluyor. Biz de bu neslin bir karalayanı olarak bu konudan muzdaribiz. Elbette elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Çalışacağız da. Hatta bir radyo ve youtube kanalı projemiz var. Bu önerileri, belki yazarları ile beraber oralarda yapabiliriz. İnsanların insanlara kendini daha rahat ve iyi ifade edebilmesi açısından iyi olacağını düşünüyoruz. Bakalım, bekleyip göreceğiz.

Nilay Örnek
Journo