Yazar Söyleşileri

Beni yazmaya iten şey, kütüphanemdir!

Kâtibin Kitabı yazarı Mustafa Okumuş söyleşisi

Kimdir Mustafa Okumuş? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1987 yılında Konya’da doğdum. Babam öğretmen olduğu için çocukluğumun bir kısmı Uşak’ta, sonrası ise Zonguldak’ta geçti. Farklı kültürlerle büyüdüm diyebilirim. Sonrasında üniversite için gittiğim ve hayatımın en önemli kısmını geçirdiğim şehir İzmir… Sınıf öğretmeniyim. Çocukları, onların gözlerine baktıkça tazelenen umudu seviyorum. Hayatını edebiyatla doldurmaya çalışan, uzun yıllardır okuyan ve yazan, kendi halinde biriyim kısacası.

Kitabınızın 4. Sayfasında sınıf öğretmeni olduğunuzu belirtmişsiniz. Okumak, kitaplarla iç içe olmak sizin için çok tezat durmasa da edebiyata olan ilginiz tam olarak ne zaman başladı? Ne zaman bu güzel hikâyeler kâğıda dökülmeye başladı?

Yazmak hep vardı aslında. Çünkü biraz içedönük bir yapım var. Çok ince düşünürüm. İnsanların o an ne hissettikleri, ne yaşadıklarını görmeye çalışırım hep. Duygularım da biraz içimdedir. Belki de bu yüzden hep yazdım ben. Ama elbette yıllar geçtikçe okuduklarımın da etkisiyle süzülmeye başladı bazı cümleler. Son on yılda yazdıklarım sıyrılmış metinler. Bu kitapta gördüğünüz hikâyelerden önce aslında roman yazmaya başladım. Tamamladım da. Romanda yazarın daha geniş bir hareket alanı var. Sonrasında öyküler geldi. Daha dar bir alan… Öykü yazarken kendimi daha mutlu hissettiğimi fark ettim. Bu kitaptaki hikâyeler, son on yılda heybeme doldurduklarım arasından çıkanlardır.

Öykülerini sırası ile söylemem gerekirse DAMGA / YANKILANAN SES / ESME’NİN HİKÂYESİ / TUTUNACAK DAL / MAKTUL / BEKLENEN / MAHİR / KÂTİBİN KİTABI… Birbirinden özenle kurgulanmış 8 öykü yer alıyor 152 sayfalık kitabınızda. Peki neden “Kâtibin Kitabı”? İçinize en çok sinen öykü olduğu için mi Kapak İsmi oldu? Ve en kıymetli olduğu için mi bir sandığın en derinlerine saklar gibi kitabın en son öyküsü olarak yayınlandı?

Öncelikle çok teşekkür ederim. Aslında kitabın adı günümüz koşullarına göre riskli bir seçimdi. İlk kitabı çıkacak olan birinin kitabına, insanların zihninde başka kapılara çıkacak bir isim koymasının uygun olmayacağını söyleyenler de oldu. Zira “Kâtip” günümüzde sık kullanılan bir kelime değil. Ama bütün bunlar benim için pek de mühim değil doğrusunu söylemek gerekirse. Kitabın kendi kitlesini yakalaması öyle ya da böyle olacaktır, diye düşündüm.
İçime en çok sinen öykü diyemem Kâtibin Kitabı için. Çünkü bu okuduklarınız ve de henüz yayımlanmamış olan öykülerimin tümünün yeri ayrı. İçime sinmeyenler zaten ya silinmiş ya buruşturup atılmış durumda. Her öykünün karakteriyle uzun zaman geçirdim. Geceleri uyumadan önce son gördüğüm de onlar oldu, sabah uyandığımda da. Haliyle hemhâl olduk hepsiyle. Kimiyle gözyaşı döktüm, kimiyle hınç doldu içim.
Henüz okumayanlar için ipucu vermeden anlatmam gerekirse bu kitap Salih’in yazdıklarıdır belki de, diye düşündüm yazarken. Bu yüzden 8 öykü içinde sanırım bu kitabın tematik bütünlüğünü de taşıyan bir isim olarak gördüm “Kâtibin Kitabı” ismini. Son öykü olmasının da sebebi budur zaten.

Katibin Kitabı

Toplam kaç yazı metniniz arasından seçildi bu şanslı 8 öykü?

Net bir sayı vermem mümkün değil. Zira sürekli yazan bozan biriyim. Yazdıklarımdan beğendiklerim kalıyor geriye. Acımadıklarım ise çoktan yitip gitmiştir.

Kitabınızda yer alan 8 adet öykünün yanına 1 tane daha öykü ekleyecek olsaydınız hangi öykünüz olurdu bu? Hadi bize hiç birimizin bilmediği o 9. Öykünüzün adını yazın.

Böyle bir durum olsa ekleyeceğim öykü ya “Şairler Mezarlığı” olurdu ya da “Dert Babası Rıza”.

Okuduğum her bir öyküde farklı alanlarda sosyal mesajlar yakaladım. “Damga” olsun, “Mahir” olsun o kadar derin öyküler ki… Düşündüm de bu kitabı kim eline alırsa alsın öykülerden birine mutlaka ruhu temas edecek. Ve benim en çok sevdiğim Damga ve Mahir başlığındaki öyküler için, aslında her biri kendi kurgusu genişletildiğinde baya baya sağlam roman olabilecek türden öyküler. Böyle bir talep gelse, genişler ve sihirli kaleminizle romana dönüşebilir mi öyküleriniz?

Bir okur olarak istediklerimi, yazarken okurlara vermeye çalıştım bütün öykülerde. Henüz tanınmamış biri olmak ve günümüz dünyasının olumsuz ön yargıları, geriden başlamaya neden olsa da kitap birilerine dokunmayı başardı. Ancak gelen dönüşlerden şunu gördüm ki, tam da istediğim gibi, her okuyan başka öykü ya da öykülerde takılı kalmış.
Şu bilinen bir gerçek ki roman, öyküye göre daha çok okurun tercih ettiği bir tür. Ama bir yazar bunu düşünerek yazmamalı. Evet, kurguları roman olmaya müsait birçok öykü var kitapta. Bu noktada yeri bende apayrı olan Tahsin Yücel gelir aklıma. Kimi romanlarını bir öykü olarak yola çıkıp kaleme almıştır. Ne de iyi etmiştir. Eğer bir gün Mahir ya da diğerlerinden biri “haydi” derse olabilir. Hayat her zaman planlarla ilerlemiyor ama illa ki böyle bir şey yapmalıyım diye bir düşüncem yok.

Şiir yazar mısınız? Muhtemelen güçlü lirik türünde şiir denemeleriniz de vardır diye düşündüm bir an. Gelir mi bir şiir kitabı? Yoksa öykülere devam mı?

Şiir yazarak başladım yazmaya. Sonra şiirin en zoru olduğunu düşündüm okudukça. Şiir çok narin bir yapıdır. Ne bir fazlalığı ne de en ufak bir eksikliği kabul eder. Yazdım, hâlâ da yazarım. Ama şair olmak zor. Şiir kitabı gelmez. Onu çok mükemmel yapan ve benim de severek okuduğum hem eski hem yeni şairler zaten var. Ben onların harika mısralarını okumakla yetinirim. Kesinlikle öykülere, romanlara devam.

KAtibin Kitabı

Biliyoruz ki, ülkemizde okuma oranı en son verilere göre yüzde 0,1’lik kitap okuma oranıyla, dünyada 86’ncı sırada yer alıyoruz. Bir eğitimci olarak ve çok da sağlam bir okur olarak, öğrencilerinize okuma alışkanlığı kazandırmak için neler yapıyorsunuz? Mesela öğrencileriniz sizin bir kitabınızın olduğunu öğrendiler mi? Düşünüyorum da o yaşlarda ki çocukların gözünden bakıldığında inanılmaz heyecan verici bir durum ve müthiş bir örnek olsa gerek.

Okuma oranının düşük olmasının birçok farklı nedeni var. Özellikle küçük yaş grubu için ailesel ve çevresel faktörler bunun başında geliyor gözlemlediğim kadarıyla. Çocuklarıma okuma alışkanlığı kazandırırken çok zorlandığımı söyleyemem. Onlar okula geldikleri andan itibaren beni hep kitaplarla gördüler. Neden okumaları gerektiğini çok net bir şekilde ifade ettim etmesine ama sanırım bu daha etkili oldu.
Benim okuduğum kitapları masanın üzerinde görürler çoğu zaman. Ertesi gün kitap değişmişse bitirdiğim kitap hakkında sorular sorarlar. Hem de ismini bile hatırlarlar. Bu çok önemli. Bir şey daha var. Hiçbir zaman onlara “Şu kitabı okuyacaksın.” diye bir baskı yapmadım. Kendileri seçtiler hep.
Evet, benim bir kitabım olduğunu biliyorlar ve okumak istiyorlar. Ama ailelerine ve kendilerine, özellikle büyüdüklerinde okumak isterlerse okuyabileceklerini söyledim hep. Zira Kâtibin Kitabı, o yaş grubu için uygun öyküler barındırmıyor.

Katibin Kitabı

İnstagram hesabınız olan @okumus_adam sayfanızda yaklaşık 10.000 takipçinize 450’den fazla kitabı paylaşıp kıymetli yorumlarınızı yazdınız. Eğer, Kâtibin Kitabı’nı siz değil bir başkası yazsaydı. Okuduğunuz bu kitap için yorum yazacak olsaydınız hangi 3 cümleyi yazardınız paylaşım metninize?

Çok çok zor bir soru. Çünkü kendime karşı cidden acımasızım. Başkasının kitabı olsa açıkçası daha rahat davranırdım.
“Hayatın içinden öykülerin, düşünülmüş kurgularla işlendiği Kâtibin Kitabı, bir şekilde asla kabuk tutmayan bazı yaraları gösteriyor. Kimi öyküde adalete inancınıza dokunuyor, kimisinde yitip giden bir hayatı işaret ediyor. Yaşamın tam da içinden hayatlarla gelip, hayatlarımıza değiyor.”
Bu cümleler olabildiğince okur olarak yazmaya çalıştım. Elbette ben henüz yolun başındayım ve bu yol benim hayalim. Olabildiğince yüklenerek yürümek istediğim bir yol bu. Hayaller, çabalayarak, azmederek, çok çalışarak ulaşılmak için vardır ki ben de azmetmeye; daha iyisine ulaşmak için, daha fazla okuyup yazdıklarımın süzgecini daraltmak için çalışıyorum ve çalışacağım.

Türk yazarlar içerisinde bu kişinin eserleri beni yazar olmak için çok iştahlandırdı diyebileceğiniz bir yazar var mı?

Kitabın ithaf kısmındaki “ustalar” var öncelikle. Sait Faik, Vüs’ at O. Bener, Yaşar Kemal gibi. Yerli yazarları sormuşsunuz ama ben Gorki’ yi de eklemek isterim müsaadenizle. Onun hayatı ve o hayatın içinden çıkıp yazdıkları beni her daim çok etkiler. Şahsına münhasır bir yazardır. Bir de çok sevdiğim, her kitabını okuduğum günümüz yazarları var tabii.
Ama işin aslını söylemem gerekirse beni yazmaya iten şu kişidir, diyebileceğim tek bir isim ya da buna yol açan tek bir kitap yok. Az çok takip edenler bilir ki okuduğum her kitabı titizlikle seçmeye çalışan bir okurum ben öncelikle. Haliyle okuduğum kitaplar bana çok şey katıyor. Beni yazmaya iten şey, kütüphanemdir, diyebilirim.

Ve son soru maddemiz, soru olmadan size emanet olsun… Okurlarınıza söylemek istediğiniz ne varsa tüm kâğıtlar sizin, buyurun üstadım

Yaklaşık on yıldır yazıyorum. Hayattaki varlığımı anlamlandırmanın yolu edebiyat oldu benim için. Gerçek bir okur olmak için çabaladım önce. Çünkü yazdıklarımı süzmem, damıtmam gerekiyordu. Yazdım, sildim. Yazdım, yırttım. Sonra tekrar yazdım. “Yazmasaydım deli olacaktım.” diyen ustam Sait Faik ki istese çok daha mutlu, çok daha rahat bir hayat yaşayabilecekken neden yazmayı seçti? Tam da bu yüzden işte. Hayatını anlamlandırmak için… Biraz içedönük olmak sanırım bunun sebebi. Bende de vardır bu. Oturur yalnız başıma insanları izlerim saatlerce. Yazmasaydım deli olur muydum bilemem ama yazmasaydım hep bir yanım eksik kalırdı buna eminim.

Bu kitap çıkacağı zaman da biliyordum ki eksiden başlıyorduk. İnsanların ön yargısını kırmak kolay değildir. Fırsat eşitliğini yakalamak ise inanılmaz zor. Ama ben ilk anda, kitabı dostlara bırakıp aradan çekildim. Bir şekilde ulaşacak dostlara bu öyküler, diye düşündüm ki şimdi 2. baskıya hazırlanıyoruz. Son noktada, kitabı okuyup okumayacağına karar verecek olan dostlardır. Ama hep söylediğim yine söylüyorum; bir kişiye dahi ulaşmak benim için tarifsiz bir duygu iken, kitabın çok daha fazla insana dokunduğunu gördüm. Ben hayal kurmaya devam ediyorum. Bunları gerçekleştirmek için çalışıyorum. Umuyorum daha nice kitapla yolumuz kesişecek, çok daha güzel günlerde oturup kitapları konuşacağız. Gönlü güzel tüm dostlara selam olsun.

Katibin Kitabı

@senayinkitaplari: Mustafa Bey’in kitabını çok kıymetli blogger arkadaşlarımın elinde görmüştüm. “Mutlaka okuman lazım” yorumlarını “en kısa sürede” diyerek kucaklıyordum. Ve gerçekten çok severek tüm hikâyeleri içselleştirerek okudum. 2 Öykü içime çok işledi. “Damga” ve “Mahir” Sizlerin içini ısıtacak hikâye hangisi acaba?
Sevgilerimle,

Etiketler

Şenay Erdem

2 oğluma anne olmanın yanı sıra, 13 yıldır yoğun bankacılık mesleğime devam ediyorum. İş ve aile hayatım devam ederken bir yandan da kurucusu olduğum @yasayansehitkutuphaneleri Gönüllü Topluluğuyla birlikte Aziz Şehitlerimizin isimlerini Türkiye’nin her köşesinde, ihtiyaç sahibi okullarda kütüphaneler kurarak yaşatıyoruz. Kendimi bildim bileli fantastik dünyamın en güzel dostları olan kitaplarım ise hep benimle... @senayinkitaplari sayfamda ise yazarlarla söyleşi yaparak, yazar/kitap tanıtımları yapmaktan büyük keyif alıyorum.

2 Yorum

  1. Harika bir sohbet olmuş. Yazarı tanımıyordum ama en yakın zamanda kitabını okuyacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba Size daha fazla kaliteli içerik sunabilmek için sitemize reklam engelleyiciyi kapatarak destek olabilirsiniz. Teşekkür ederiz :)