İnsanlar anlamlı her şeyi ertelemeye devam etmekte ustadırlar. Yarın gülecekler ise; bugün, para biriktirilmesi gerekmektedir…daha çok para, daha çok güç, daha çok nesne, daha çok ıvır zıvır. Yarın sevecekler; bugün zaman yoktur. Yarın asla gelmez ve bir gün kendilerini her türlü ıvır zıvırın altında kalmış, paranın altında kalmış bulurlar. Merdivenin tepesine gelirler ve bir göle ya da boşluğa atılmak dışında gidecek hiçbir yer kalmaz. Üstelik öteki insanlara “Buraya gelmek için canını sıkma; burada hiçbir şey yok” bile demezler, çünkü bu durum kendilerinin aptal gibi görünmesine yol açacaktır.

Yaşamın hemen hemen her alanında nesneler ya da olaylar uç durumdayken onlar hakkında daha fazla şeyler öğreniriz. Suyun, buz ve buhar hali, suyun doğasının hakkında suyun kendi halinden daha fazla bilgi verir. Sosyolojinin kurucu babalarından olan Emile Durkheim, “Sosyolojik Yöntemin Kuralları” eserinde ‘toplumsal olaylar’ ‘şeyler’ gibi gö-rülmelidir…Çünkü sanatsal ‘şey’ bazen kendini bir ‘olay’, ya da, (onu bir form, bir dünya haline getiren) bütünselliğinin tartışma konusu edilmeksizin, zaman veya zihnin algılama uzamında meydana gelen bir olaylar bütü¬nü gibi görebileceğimize işaret eder. Franz Kafka’da toplumsal olayları ‘şeyler’ okuyucusuna edebi algılanan, bunun karşısında da sistemin çözelti tortucuklarını sözcükler yardımıyla zaman ve zihnin uzam alanında bizlere sunar. Kafka en yalın haliyle metinlerinde yaşattığı kendisini, “ben edebiyattan ibaretim” sözleriyle ifade eder. Kendi dönemini anlattığı kadar kendinden önceki dönemlere de gönderi yapar. İçine doğduğu karmaşık toplumsalın ekonomi-politik sorunlarıyla yüzleştirir okuyucularını.

Franz Kafka, 3 Temmuz 1883 yılında Prag’da doğar. Musevi olduğu için Almanlar tarafından sevilmeyen Kafka, Almanca konuştuğu içinde Çek’ler tarafından hor görülür. 1901 yılında liseden mezun olur olmaz edebiyat alanında ilk eserini veren Kafka, “Bir Savaşın Betimlemesi” adlı eserdir. Karl-Ferdinand Üniversitesi’nde kimya eğitimini yarıda bırakarak hukuk eğitimi yapar. 1906 yılında hukuk üzerine aldığı eğitimi tamamlamıştır. Bir süre mahkemelerde staj yaparak kendini geliştirir Kafka. Bir yıllık zorunlu uygulama döneminden sonra merkezi Trieste’de bulunan İş Kazaları Sigorta Şirketi’nin Prag Bürosu’nda çalışmaya başladı. İş yoğunluğu nedeniyle gecelerini edebiyat çalışmalarına ayırdı ve ilk defa bu dönemde uykusuzluk, halsizlik sorunları baş gösterdi, ardından gürültüye karşı hassasiyeti oluştu. Yaşadığı bu sorunlar ve çalışmalarına zaman ayıramaması nedeniyle çalıştığı yerden ayrılarak yine bir sigorta şirketi olan İşçi Kaza Sigorta Kurumu’na geçti. Bununla birlikte yaşadığı sağlık sorunları devam etti, 1913 yılında tedavi gördü, bundan birkaç yıl sonra şiddetli baş ağrısı ve sinir bozukluğu kaynaklı bir depresyon geçirdi. 1917 yılında vücudunda verem hastalığının ilk belirtileri görülmeye başladı, ama hayatı boyunca bu hastalığı kabul etmeyip bunun psikolojik bir rahatsızlık olduğunu savundu. Hastalığı nedeniyle çalıştığı sigorta kurumundan 1922 yılında emekli oldu.

Şato adlı romanı bazı eleştirmenlere göre bürokrasinin ve bazı eleştirmelere göre de Yaratıcının simgeleştirildiği düşünürler. Diğer bir taraftan ise Felix Guattari& Gilles Deleuze, “Kafka- Minör Bir Edebiyat” adlı eserde, Şato’nun aslında Milena’yla olan ilişkisini simgelediği iddia edilir. Kafka’nın Milena ile olan ilişkisinin etkisinde böyle bir eser yazdığını düşünülür. Bu iddialarda haklılık payı da mevcut denilebilir…

ŞatoKafka, 25 bölümden oluşturduğu Şato romanını sadece Milena’ya yazmış olabilir mi..? Kafka, Şato eserini 1922’lerin başında kaleme almaya başlar. Bu dönem Kafka için zorlu bir dönemdir. Çalıştığı sigorta şirketinden verem hastalığının ağırlaşması nedeniyle emekli edilmiştir. Felix Guattari “Franz Kafka’nın Altmış Beş Düşü” inceleme eserinde şöyle not düşer: “Şato’da Bay K. olaylarına vardığında, eğer metni dikkatlice okursak, romanın devamında onun bazı ayırt edici özelliklerinin ortadan kaybolduğu fark edilir: başlangıçta sanki evli bir tiptir, biraz Kafka’nın kendisinin sigorta şirketindeki haline benzeyen bir tür ticaret temsilcisi, daha sonra karakter belirginleşir, belli bir otorite kazanır, farklı yönlere,” saptığını okuyucunun farkına varacağını belirtir. Kafka, Şato eserinde zorunlu kılınan bir kültürün, sigortacılık mesleğinde karşılaştığı farksızlık içinde kabulünün restleşmesini karakterize eder, Bay K…ve diğer karakterler…

Dünyada sigortacılığa benzer ilk uygulama 4000 yıl önce Babiller’de rastlanmaktadır. Dönemin ticaret merkezi durumunda olan Babil’de, kervan tüccarlarına borç veren sermayedarlar, kervanların soyulması veya fidye ödeme durumuyla karşılaşmaları halinde tüccarların borçlarını silmekte, buna karşılık borcu tüccarlardan geri aldıkları zaman, taşıdıkları riskin karşılığı olarak ana borç miktarı üzerinden bir miktar para almaktaydılar. Bu sigorta sistemi Kral Hammurabi tarafından yasallaştırılır. Hammurabi Kanunları’nın en büyük özelliği haydutların saldırısına uğrayan kervanların zararlarının bütün diğer kervanlar arasında paylaşılmasını öngörmesidir. Dünya tarihine siyasi bir deha olarak adını yazdıran Otto Von Bismarck, Alman İmparatorluğunu kurmuştur. 1870-1871 savaşında Fransa’yı ağır bir yenilgiye uğratıp 18 Ocak 1871’de Alman İmparatorluğunun kuruluşu ilan edildikten sonra, içerde ve dışarıda olmak üzere iki önemli problemle karşı karşıya kalır. Alman milli birliğini sağlam temellere oturtulması gerekirdi. Alman birliği, İtalyan birliğinin aksine, diğer Alman devletlerinin Prusya’ya kendiliğinden katılması ile gerçekleşmiş değildi. Prusya’nın, sırayla, Danimarka, Avusturya ve Fransa karşısında kazandığı askeri başarılar Alman devletlerini birliğe katılmak zorunda bırakmıştı. Bilhassa, katolik güney devletleri için bu çok daha doğru idi. Yani, güney devletleri birliğe, Fransa’nın desteğinden yoksun kaldıkları için, adeta istemeseler de katılmışlardır. Fahir Armanoğlu “20 Yüzyıl Siyasi Tarihi” eserinde “Alman birliği çok sağlam temellere oturmuyordu. Birliğin temellerinin sağlamlaşması için ancak zamanla güçlenecek bir kaynaşmaya ihtiyaç” olduğunu belirtir.

Alman şansölyesi Bicsmarck, 1871’de katolik kilisenin imparatorluk içinde çekişmeye neden olur. Toplumda huzursuzluk yaygınlaşmaya başladığında, aldığı en radikal reformlar arasında sayılan sigorta sistemini kurmuştur. Toplumsal sorunun, kapitalizmin yaşamayı sürdürmesi için çözülmesi gerektiğini anlamıştır. 1880’lerde hastalar ve yaşlılar için sigorta planları düzenledi. Nazif Kuyucuklu’nun İktisadi Olaylar Tarihi eserinde Biscmarck’ın sigorta sisteminin Almanya’nın iktisadi olarak yükselişe geçişinin etkili olduğu yönünde verileri şöyle aktarır: “1883’te Sağlık Sigortası Yasası, 1884’te Kaza Sigortası Yasası, 1889’da da Yaşlılık ve İş Göremezlik Aylığı Bağlanma Yasası’nın çıkarılması” olmuştur. Bu yasalarda ilki 1885’te 4.6 milyon kişiyi kapsarken, 1910’da bu rakam 14 milyona yükselmiştir. İkincisi ise 1884’te 13 milyon, 1909 yılında 24 milyona yükselmiştir. 1890’lara kadar Alman okullarını yoksullara hizmet edecek şekilde geliştirdi. Fakat Bismarck’ı hareket ettiren yardımseverliği değildir. Amacı toplumsal programları sömürgeleştirerek, toplumu ezmekti. Bunun karşısında da Biscmarck’ın hükümetinin sağladığı refah bir gerçekti. Biscmark’ın 20 Mart 1890’da görevine son verildiğinde Punch adlı bir Alman karikatür dergisi “pilot aşağı atılmıştı” çizgisel anlatımlı karikatür yayımlar. Bismarck siyaseti, mümkün olanın sanatı” olarak gören bir siyasetçi olması ve Avrupa’yı ilk “modern” dönemle tanıştıran bir kimliktir.

Kafka’nın Şato eserindeki Bay K’nın ve diğer karakterlerin tarihsel denklemde farklı kimlikler (uluslar) olduklarını düşünmekteyim.

Şato

Franz Kafka
İş Bankası Yayınları
Türkçesi: Regaip Minareci
360 sayfa, 2014