KitapYazar Söyleşileri

“Arda Keskinkılıç” ve “Sahaflar Tekkesi” Söyleşisi

Bu yazımda sizlere Arda Keskinkılıç ve Sahaflar Tekkesi kitabından bahsedeceğim. Öncelikle kitabı gerçekten beğendiğimi söylemeliyim. Nevred’in Dilefruz hikayesini fasıl fasıl, kadife gibi bir üslupla anlatmış bizlere yazar. Okumaya başladığınızda hemen bitirmek isteyeceğiniz sıcak, samimi bir hikaye…
Ben de sadece okumakla kalmamalıyım, diyerek merak ettiklerimi yazara sordum; öğrendiğimle de kalmayayım, diyerek sizlerle paylaşıyorum.
Nevred’in hikayesini anlatan yazardan, Sahaflar Tekkesi’nin hikayesine…
iyi seyahatler öyleyse…

Merhabalar Arda Bey, bizimle bu söyleşiyi gerçekleştirmeyi kabul ettiğiniz için size teşekkür ederek başlamak istiyorum. Öncelikle “Arda Keskinkılıç” kimdir bize biraz bahsedebilir misiniz?

“Merhabalar, öncelikle benimle böyle bir söyleşi gerçekleştirmek istediğiniz için ben teşekkür ederim. 13 Mayıs 1986 İzmit doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi burada tamamladım. Daha erken yaşlardan itibaren özellikle şiire karşı ayrı bir sevgi oluşmaya başlamıştı. İlkokul yıllarında resmi gösterilerde kendi yazdığım şiirleri okuyarak bu sevgiyi tutkuya doğru çevirmeyi başardım. Ardından Sakarya Üniversitesinde okudum. Yazarlık yanı sıra turizm sektöründe çalışıyorum.”

Teşekkürler… Peki şöyle sorayım, kitaplarınızda bize ‘merhaba’ diyen Arda ile gerçek hayattaki Arda farklı kişiler midir?

“Her iki kitap da birbirinden çok farklı. Modern Zamanlarda Mecnun ve Sahaflar Tekkesi ile gerçek hayattaki Arda dersek toplamda üç farklı ben olmak durumunda. Bir yanıdır, diyelim. Ama birebir aynı Arda’dır, demek güç. Mesela bir şiiri yazarken büründüğünüz ruh hali, elbette gerçek hayatta da sizi sürükleyen duygu birikimleridir. Fakat yine de tam manasıyla aynı kişilerdir, diyemem. Çünkü yazdığım zamanlarda kendimi oldukça soyutlarım. Gerçek hayatta ise kendimi pek soyutlayan biri sayılmam. Yine de gerçek hayattaki ben yerine kitaplardaki özellikle Sahaflar Tekkesi’ndeki ben olmayı tercih ederim. O zaman belki ‘ben’ demeyi bırakabilir insan.”

Haklısınız… Klasik bir soru olacak ama yazı yazmaya nasıl başladınız, sizi yazı yazmaya özendiren şey neydi?

“Yukarda belirttiğim üzere çok ufak yaşta başladım. Şimdi geriye doğru baktığımda nereden esinlenip veya hangi ilham kaynağı ile yazmaya başladığım konusunda fikir sahibi değilim. Sadece bildiğim kendimi ilkokul sıralarından beri bir şeyler yazdığım üzerineydi. Beni yazı yazmaya özendiren şey; okuduğum kitapların yazarlarının bir hayatları olmasıydı. Bir hayatlarının var olması ve son bulacak olmasıydı. Kitap en güzel yadigâr. İsimleri sonsuza kadar yaşatmanın en nadide ve en güzel şekillerinden biridir bence. Küçük yaşlardan beri beni özendiren en büyük sebeplerden biri işte bu kalıcı olmaktır.”

Evet, elbette bu dünyada zamanımız son bulduğunda geride kalıcı bir şeyler bıraktığını bilerek gidebilmek güzeldir. Peki, ilk yazınızı hatırlıyor musunuz Arda Bey? Sizin için önemi neydi?

İlk şiirimi hatırlıyoru, belki 9-10 yaşlarındayken yazdığım. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda okutulmak üzere Kaymakamlık tarafından onaylanmıştı. Bu çok büyük bir gururdu benim için. İşte bahsettiğim o teşviklerden biridir bu durum. Düz yazı olarak da dostluk ve yalan üzerine bir yazım olmuştu ve gazetede yayınlanmıştı. O da yine ortaokul zamanlarında yazdığım bir denemeydi. Her yazının, her satırın önemi olduğu kanısındayım. Bir emektir, bir değerdir çünkü.

Tabi ki… Yazı yazarken nasıl bir ruh haline bürünürsünüz? Yazdığınız ortam nasıl olmalıdır, yani tercih ettiğiniz koşullar var mıdır?

Virginia Woolf, Yazarlık Dersleri isimli kitabında “Yeter ki yazın, her nerede olursanız hangi şartlar altında olursanız olun yeter ki yazın. Yazmanın size faydasını yazdıktan sonra göreceksiniz.” diyor. Önceleri çok koşul arayan biriydim. Mesela sessiz ortam, loş ışık, fonda ney taksimi gibi şartlar doğrultusunda yazmayı tercih ediyordum. Bu koşulları askerde yazdığım zamanlarda attım. Belki soğukta, bazen beş yüz kişinin içinde, belki bir dağda, bazen de ateşler içinde yatarken… Bence her nerede ilham geliyorsa insan kaçırmamalı, orada o dehlizlere girmeli ve karalamalı iyi veya kötü sonuç olsa bile.

“Sahaflar Tekkesi Projesi” demek istiyorum, bildiğim kadarıyla çok güzel çalışmalara imza atıyor, el uzatıyor. Bu konuda bilgi verir misiniz bize, “Sahaflar Tekkesi” nereden nereye gidiyor?

Sahaflar Tekkesi Projesi ilk olarak sosyal medya üzerinden kitap ile alakalı, eski eserler ile harmanlanmış sahaflık ve tasavvuf üzerine eserleri okuyuculara ve takipçilere ulaştırmak maksatlıydı. Bu sayı beklediğimden daha da ilerilere gitti. Hal böyle olunca daha büyük bir projeye doğru götürmeyi düşündüm. Sayfa üzerinden çekilişler ile hediye kitaplar gönderdik. En güzellerinden biri de Fas’ta eski bir sahafın “Bilinmeyen Masallar Anlatanlara Hediye Kitap” şeklinde bir kampanyasıydı. Aynısını biz de yaptık bu çok güzeldi, birbirinden farklı unutulmuş nice masallar ve hikâyeler öğrendik; anlatanlara hediye kitaplar gönderdik. Proje bu aşamadan sonra gittikçe daha da gelişti ve köy okullarına kitap yardımından, kütüphane yapımına kadar destek toplayabildiğimiz büyük bir proje olmuş oldu. Aynı zamanda kitap satışı da yaptığımız online sahaf oldu. Temennim daha da güzel nice projeler ile okuma hevesi olan herkese ulaşacağımızdır.

Umarım daha da güzel yerlere gider bu proje. Bir edebiyatçı olarak “Bilinmeyen masal ve hikayeleri derleme projesi” de Türk folklörü açısından çok güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Peki ilk kitabınız, “Modern Zamanlarda Mecnun” ile ilgili bilgi verir misiniz bize? Neden ‘şiir’?

Düz yazıdan ziyade şiir ile geçirdim zamanımın çoğunu. İyi veya kötü karaladığım çoğu zaman şiirdi. Modern Zamanlarda Mecnun, bir nevi antoloji oldu. Çünkü tüm şiirlerimi kapsayan bir kitap. Okul dönemlerim üç şair ile geçti. Atilla İlhan, Cemal Süreya ve Edip Cansever. Lise dönemim bitene kadar üç şairin de tüm şiirlerini okumuşumdur. O dönemlerimde şiir yazmamın yegâne teşvik unsuru mutlaka bu üç güzide şairimizin bana ilham kaynağı olmalarıdır. Ayrıca Hazreti Peygamber de şiiri sever, şâire kıymet verirdi. Fuzulî’nin deyimiyle; “Ruhunun dudaklarını şiirin lezzetiyle ıslatmamıştı. Çünkü şiir biz gibi nakısların süsüdür. Peygamber ki kâmildir; Allah O’nu süse muhtaç kılmamıştı.”
“Biz O’na Kur’an öğrettik, şiir öğretmedik. O, zaten O’na yaraşmaz.” (Yasin, 36/69)

Ne güzel açıkladınız… Bir soru daha, ikinci kitabınız olan “Sahaflar Tekkesi”ni yazış amacınız nedir ve hitap edeceğini düşündüğünüz ya da hitap etmesini istediğiniz kitle kimlerdir?

Sahaflar Tekkesi kitabının arka kapağında bahsettiğim üzere; “Yolu aşk olanlara, yolu aşktan geçenlere ve yoluna aşk çıkacak güzel insanlara” herhalde bu sorunun en güzel yanıtıdır. Amak-ı Hayal kitabının ve Filibeli Ahmed Hilmi’nin üzerimdeki etkisi uzun yıllara dayanır. Sahaflar Tekkesinde de Nevred’in aşk macerasını anlatma gayem bu yolun tozu olduğunun bir kanıtıdır. Şiir belki belli bir kitleye hitap eder; fakat Sahaflar Tekkesi ile herkese hitap ettiğimi düşünüyorum.

Yolu aşktan geçenlere dolayısıyla da herkese, diyoruz o zaman. Kitabınızın ismi gerçekten merak uyandırıcı ve etkileyici bir isim olmuş. Kitabınızın isim yolculuğunu anlatır mısınız bize?

Sahaflar Tekkesindeki mühim karakterlerden Baba Turfekar’ın gizemli, mistik ve mutasavvuf yanı ister istemez Sahaflar Tekkesi isminin şekillenmesine sebep olmuştur. Ayrıca yukarıda belirttiğimiz Sahaflar Tekkesi Projesi de bu kitap ile daha güzel ve kalıcı bir hal almış oldu. Eseri, bu güzel proje ile aynı isimde yaşatmak; gönülleri yapmak yolunda harmanlanmış bir güzellik olarak görüyorum. Kitabı ilk yazarken isim olarak kararsızdım açıkçası. İlk düşüncem “Şeyhim Ottu O da Bana Yetti” ismini kullanmaktı fakat ilerleyen sayfalarda ve konunun gidişatı ile ilgili olarak Sahaflar Tekkesi isminde karar kıldım diyebilirim.

Çok da güzel olmuş. Kitabınızı okudum. Şöyle söyleyebilirim ki; elime aldığımdan itibaren Nevred’in hazin hikâyesi sıcak bir esinti gibi geldi ve ellerimden iz bırakarak geçti. Uzun hikâye mi diyelim? Böyle bir türü seçmenizin sebebi nedir?

Kitabı okuyanlarda bu izi yaşatabilmek ve geri dönüşlerde, yorumlarda bunu duyabilmek beni çok mutlu ediyor. İz bırakması mühim; zira eserlerdir yaşatan insanı. Uzun hikâye desek daha doğru olur, gerçi uzunluğu da görecelidir ya yine de nasıl yakıştırıyorsanız öyle diyelim. Pek bu duruma takılmıyorum. Böyle bir türü seçmemin sebebi ise okuyucuyu sıkmadan, bunaltmadan o bahsettiğiniz izi bırakmaktı. Başarılı olabildiysem az çok, ne mutlu bana.

Kitap “1.Fasıl… 2.Fasıl…” diye gidiyor. Özellikle bu şekilde bir bölümlendirme yapmanızın sebebi nedir acaba?

Günümüzde kitap okumak biraz külfetli geliyor çoğu okuyana. Tabi bunda etken iş şartları, trafik, yorgunluk, hayat telaşesi ve mücadelesi de oluyor. Şöyle çimlere uzanıp kitap okuyan kaç insan vardır ki? Onun için kitabı fasıllara ayırarak okumayı ve hikâyeyi kolaylaştırmaya çalıştım. Ayrıca konu bakımından da her fasıla ayrı hikâye ve mevzu sığdırarak konu bütünlüğünü sağlamaya çalıştım. Fasıllara ayırmak, sanırım bu durumda en mantıklısıydı.

Konularınızı neye göre seçiyorsunuz Arda Bey? Mesela “Sahaflar Tekkesi”nde neden ‘Aşk ve Tasavvuf’ dediniz?

Uzun süredir düşündüğüm bir konuydu aşk ve tasavvuf. Zira ikisi de ayrılmaz bir bütün, bir vücudun parçaları değil direkt vücut diyebiliriz. Yine de Önsöz’de belirttiğim üzere; Hazreti Mevlana’nın “Aşkı şerh etmek için ne söyleyeyim? Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi kaldı. Aşkı yine aşk şerh etti.” sözünü söylemek istiyorum. Zira insanın aşkı anlatma çabası ve gayreti oldukça imkânsızdır, boş iştir. Her ne gayret olursa olsun aşkı, en iyi yine aşk anlatır.

Kesinlikle… Arda Bey, kitabınızın kurgusu daha önce hazır mıydı? Zihninizde önceden oluşturduğunuz bir kurgu muydu yoksa yazdıkça mı şekillendi, kendini buldu?

Kurgu aşağı yukarı aklımda şekillenmişti. Fakat belirttiğiniz üzere zihnimde oluşturduğumdan çok yazdıkça şekillenen ve kendini bulan bir hikâyeye dönüştü. Bu açıdan bakınca asla aklımdaki kurguya takılı kalmadım, su misali sürüklenip götürdü Baba Turfekar yazarken beni, diyebilirim.

Peki kitabınızdaki kişilerin sizdeki hikâyesi nasıldır? Gerçek hayatta yaşamış kişiler mi kitabınızda can bulmuştur, yoksa hayallerinizdeki kişilerin gölgesi mi düşmüştür kitabınıza?

Sır içinde sır saklarız hiç kimseye ayan olmaz desem? Elbette vardır belki gerçek hayatta bu türde bir aşkı yaşayan veya kitaptaki karakterlerle örtüşen ama mesela Baba Turfekar gerçek hayatta karşımıza çıkabilir mi? Veya belki de hayat boyu gayemiz Baba Turfekar’ı görmektir, kimbilir?

Belki de…
‘Ey Nevred’ dedim, ‘sana diğer tarafta melekler bu dünyanın ahvalini sorarlarsa; Bekri Seyfeddin Ayasofya’ya imam olmuş deyiver onlar anlar’ dedim.
Cümlesi, anladığım kadarıyla kitabın olduğu kadar Arda Keskinkılıç’ın da hayattan çıkardığı bir ders mahiyetinde olmuş. Bu cümle ile ilgili düşüncelerinizi anlatır mısınız bize?

Muzaffer Ozak Efendi bir sohbetinde; “Sakın kimseyi ayıplama, kimsenin geçmişiyle, mazisiyle uğraşma! Yarın ne olacağımız ne malum? Biz nice arifler gördük ki sonradan başka türlü hallere büründüler, nice fasıklar gördük de onlar da veli oldular” der. Bizim hayatta düştüğümüz en büyük hatalardan biri de başkalarını yadırgamak, başkalarının hayatları, geçmişleri ile kendimize meşgale edinmek. Bekri Seyfeddin’in hikâyesi de kitabın başında ayyaş bir adam iken sonunda Ayasofya’ya imam olduğunu görüyoruz. Bu dünyanın ahvali böyledir. Bekri Seyfeddin kendini ifşa ediyor kitabın hem başında hem sonunda ve aslında ana konu içerisinde upuzun bir hikâye sonrası da bu durumu bize sunuyor.

Arda Bey, bir yazar olarak okuyup beğendiğiniz kalemler ve kitaplarla ilgili ne söyler, öneride bulunursunuz? Daha çok ne tür kitapları okumayı tercih edersiniz?

Kitap için en güzel tavsiye, hiçbir tavsiyeye uymamaktır, derler ve bu sözü de edebiyatta motto olarak görürüm. Çünkü müzik de böyledir mesela. Sen rock müzik severken ben halk müziği dinleyebilirim. Sen tavsiyeme pek kulak asmayabilirsin. Şayet müziği müzik olarak görürsen. Bu edebiyatta da böyledir. Belli bir tarza veya konuya sabit kalanlara elbette tavsiye verilmesi boş iştir. İhsan Oktay Anar çok severim, tüm kitaplarını okumuşumdur. Tür olarak da belirttiğim üzere belli bir türe nail değilim; her türden kitabı okumayı severim.

Felsefeyi romana sokan yazar İhsan Oktay Anar’ın tarihi, fantastik kitapları diyorsunuz… O zaman en son okuduğunuz kitabı da sorayım?

Şamanizm üzerine araştırmalarım var uzun zamandır. Yurtdışından birçok şaman ile sohbet etme imkânım da oldu. En son okuduğum kitap da Christa Mackinnon’un Şamanizim isimli kitabıdır. Şu anda da Tosun Baba’nın Gönül Çerağını Uyandırmak isimli kitabını okuyorum. Tavsiye ederim desem kendimle çelişmem değil mi?

Sanırım hayır 🙂 Okuyacağım mutlaka… Kitabınızın isminden de hareketle sahaflar ve sahaflık ile ilgili düşüncelerinizi de bizimle paylaşır mısınız? Yaşanmışlık mı, yoksa yenilik mi önemlidir sizin için?

Sahaflar Şeyhi Muzaffer Efendi’nin sözünü nakletmek isterim naçizane; “Sahaflık; ölmüş olanların kitaplarını, ölecek olanlara satma sanatıdır” demişti hazret. Sualiniz çok hoş bu arada. Yaşanmışlık da yenilik de önemlidir ama kitapta yaşanmışlıktan yanayım. Çünkü eski bir kitap sürprizlerle doludur, sahaflardan alacağınız eserin size neler sunacağını bilemezsiniz. İçinden çıkacak bir kâğıt, sayfasına yazılmış bir not. Böyle nice hatıralara sahibim sahaflık sayesinde. Bunun tadını ve lezzetini hiçbir şeye değişmem bu sebeple. Sahaflık ise tabi eski sahaflarla asla mukayese edemem günümüzdeki sahafları çünkü birçoğu ders kitapları, testler satmakla meşgul. Yine de çok nadide ve direnmeye çalışan o kadar çok sahafımız var ki; en güzel değerlerimizden diyebilirim. Sahaflara gidelim, önünden geçerken içine girelim. Bir sahaf kokusu alalım, elbette bize hitap edecek bir şey görürüz emin olun.

Elbette katılıyorum size. Sahaflar ve yaşanmışlıklar her zaman daha anlamlıdır. Yeni bir kitap yazmak, düşüncelerini bu şekilde insanlara anlatmak isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Nacizane tavsiyem hiçbir edebi kurala bağlı kalmayınız. Edebiyat derslerinde öğrendikleriniz orada kalabilir. Lirik, epik, didaktik, düz yazı, deneme her ne olursa olsun yeter ki yazın. Hayal kurun, hayalsiz kitap yazılmaz. Hayal olmadan şiir yazılmaz. Sevin, sevmeye çalışın. Sevgi olmadan bu dünyanın ne anlamı kalır ne yazmanın manası. Gönlünüze her ne dokunuyorsa kaleme alın, sürüklenin bırakın sizi götürsün kendi üslubunca siz yine de yazın. Ve sabredin en mühimi. Bu yolun başı da sabır, ortası da sabır, sonu da sabırdır vesselam.

Bence yine de azıcık da olsa kurallara uysak güzel olur … Peki bundan sonraki projelerinizden bahseder misiniz? Düşünceleriniz, beklentileriniz, yapmak istedikleriniz… Yani daha sonraları sizinle nasıl karşılaşacağız?

Şu andaki düşüncem Sahaflar Tekkesi projesini götürebildiğimiz kadar güzel yerlere götürmek. Facebook, instagram ve twitter başta olmak üzere dört bir yandan yardıma muhtaç öğrencilerimiz veya kitaba hasret insanlarımıza bir el olabilmek temennisiyle bu projeyi daha da ilerletmek istiyorum. Türkiye’nin en büyük online sahafı olma yolunda da hızla ilerliyoruz. Kitap satışlarımız devam edecek. Sadece bahsetmek istediğim bir konu var buradan da sözlerim ulaşsın isterim ki; Sahaflar Tekkesi hiçbir zümreye, hiçbir tarikata, hiçbir cemaate bağlı değildir. Nasıl ki Miskinler Tekkesi bir tekke değil de Reşat Nuri Güntekin’in mühim bir eseridir veya nasıl ki kadınlara ait bir tekke yokken Refik Halit Karay’ın Kadınlar Tekkesi isminde kitabı varsa; işte Sahaflar Tekkesi de sadece isim ile buradadır. Üçüncü kitabım ise taslak halinde mevcut; ileride belki başka kitaplarla da karşınıza çıkabilirim.

O zaman okumak için merakla bekliyorum. Umarım sizin için her şey çok daha güzel olur. Son olarak şunu da sormak istiyorum; kitap okuyan birine rastladınız, bir de baktınız ki elindeki sizin kitabınız. O anda, o kişiye ne söylemek isterdiniz?

Düşünsene… Elinde tuttuğun kitabın yazarı benmişim. Hiç olacak iş mi?

Tabi ya hiç olacak iş mi! 🙂 Daha fazla değerli zamanınızı almayayım ve daha nicesi olsa da sorulmayı bekleyen şimdilik bir son vereyim. İleride yeni çalışmalarınızda, yeni kitaplarınızda da bu paylaşımı gerçekleştirmek ümidiyle tekrardan teşekkür ediyorum. Güzel günler…

Zannediyorum daha fazla bir şey söylememe gerek yok. Bir sonraki yazılarımızda yeni kitaplar ve yazarlarla görüşmek üzere sizlere de güzel günler…

Sahaflar Tekkesi
Arda Keskinkılıç
Cinius Yayınları
163 Sayfa, 2017

Etiketler
Daha Fazla Göster

Seçil Başak Savaş

Kitapların esintisine kapılmış bir Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni. Ankara'nın grisine hayran, gülmeden duramayan; okumak için ara veren değil, okumaya ara verdikçe hayata devam eden, ufak ufak yazan, öğrencileriyle mutlu bir öğretmen. Yaşam felsefesi, "Hayat güzel, kuşlar uçuyor..."

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı