Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Lisesi’ne doğru yürüyüp, liseyi geçtiğinizde Yapı Kredi Kültür Sanat’ın hemen yanında bir kafe vardır. Arada kalmış siyah beyaz bir kafe. Kapısına doğru yürüdüğünüzde bir caz tınısı eşliğinde telaşlı garsonları ve derin sohbetler içinde keyifle kahvelerini yudumlayan insanları görürsünüz. İşte bu duvarlarında siyah beyaz İstanbul taşıyan hareketli kafede, balkon katına çıkan merdivenlerin hemen yanındaki masada bir adam otururdu. Müziğin ve insan seslerinin birbirine karıştığı anlarda sessizce çevreyi izleyen, gördükleri, duydukları ansiklopedilere sığmayacak bir adam. Yanına gelenleri kırmayarak fotoğraf çektiren, kitaplarını imzalayan ve daha sonra sessizliğine devam eden bu adam, 1928 yılında Beyoğlu’nda doğan ve 90 yıl sonra yine aynı semtte hayata veda eden, eski İstanbul’u daha doğrusu İstanbul’un İstanbul olduğu zamanları günümüze muhteşem bir kompozisyon ile taşıyan usta fotoğrafçı Ara Güler’di.

Muhsin Ertuğrul’un tiyatro kurslarında eğitim alarak başlamıştı hikayesi. Çünkü yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu. Fakat 1950 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam ederken Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazeteciliğe başlayarak bambaşka bir kariyerin kapısını aralamıştı. Ve sinema kariyeri de başlamadan bitmişti. Hatta katıldığı bir televizyon programında “Benden başka herkes sinemacı oldu bu memlekette.” Diyerek bu durumu espirili bir şekilde ifade etmişti. 1958’de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin foto-muhabirlik görevlerini de üstlenerek kariyerine emin adımlarla devam etti.

Ara Güler

Bu süreçte İngiltere`de yayımlanan “Photography Annual Antalojisi” kendisini dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak gösterdi. Aynı yıl Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği`ne kabul edilen Ara Güler, 1962`de Almanya`da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” unvanını kazandı. Kariyeri boyunca, Alfred Hitchcock, Pablo Picasso, Salvador Dali, Marlon Brando, Nazım Hikmet, Sophia Loren, Federico Fellini, Dustin Hoffman, Yaşar Kemal, John Berger, Can Yücel, Aşık Veysel gibi birçok efsane ismin fotoğraflarını çekti. Bunun yanında Aphrodisias antik kentini keşfetti, Nemrut’u dünyaya tanıttı…

Kendisine sanatçı diyenlere ısrarla zanaatkar olduğunu söylerdi. Belki de sanat ile zanaat kavramlarının tam ortasında bir yerdeydi kendisi. Muhteşem kariyeri onun zanaati iken onun bizlere yansıttığı o siyah beyaz İstanbul, sanatıydı belki de. Bir dostluk ortamı kurarak çekerdi insanların fotoğraflarını. Bazen bir insanın fotoğrafını onu günlerece gözlemledikten sonra çekerdi. Bu yüzden de “Ben insanların fotoğrafçısıyım.” derdi hep.

Ara Güler

Ara Güler 20 Ekim 2018 tarihinde o çok sevdiği semtin meydanından son yolculuğuna uğurlanırken, meydanın hemen yanında duran o kafe’deki boş masada, Ara Güler’in anılarla dolu siyah beyaz sessizliği oturmaya devam ediyor hala.