”90 yaşındayım. Ve hala ileriye bakıyorum! Ve hala hayatımın fotoğrafını çekemedim! Ve hala o fotoğraf anını ve hala mekanı ve hala ışığı arıyorum… Ve hala gitmek istediğim yer, hep ileride! ” – Ara Güler

Sadece siyah-beyaz değil, onların tonları ile de fotoğrafa can veren bir foto-muhabir Ara Güler. 90 yıllık hayatı boyunca hep ışığın peşinde koşmuş, ışık da ona bu emeğini karşılıksız bırakmamak istercesine cömert davranmış, sonuçta ortaya değil yıllar, yüzyıllar geçse unutulmayacak fotoğraflar çıkmış. Ömrü boyunca birçok tarihi olaya, tarihte iz bırakmış önemli kişilere tanıklık eden ve günümüzde yaşamakta olan (Allah ömür versin) Ara Güler, ‘Ara ile bir Ara kitabında Ekrem Ataer ile harika bir söyleşiye de imza atmış.

Bana özellikle eski İstanbul’u özlemle hatırlatan fotoğraflarından tanıdığım Ara Güler ile yollarımız, geçtiğimiz aylarda Sait Faik Abasıyanık’ı anlatan biyografik bir romanda kesişmiş idi. O zamanlardan Ara Güler hakkında daha fazla bilgi edinmeyi kendime not almıştım . O nedenle de bu kitap bana ilaç gibi geldi desem yeridir..

Ekrem Ataer’in, bu topluma ‘söyleyecek sözü olan ve söylemekten geri durmayan’ kişilerden biri olan Ara Güler ile röportaj yapmak istemesi ile atılıyor kitabın temelleri. Ataer inanıyor ki, Ara Güler’in daha söyleyecek sözü, anlatacak hikayeleri var. Ve böylece Aralık 2017’de başlıyor Ekrem Ataer ile Ara Güler sohbetleri. Sohbet diyorum çünkü ‘soru-cevap’tan ziyade lafın lafı açtığı bir sohbet havasında ilerliyor konuşmalar. Ve Ara Güler hakkında bilmediğim, öğrenince kimi zaman şaşırdığım, kimi zaman üzüldüğüm, kimi zaman ‘yok artık’ dediğim birçok şey öğreniyorum. Birkaç tanesini de sizinle paylaşmak istiyorum :

* Hayat Dergisi’nde çalıştığı dönemlerde iş arkadaşlarından birini döven patronu Şevket Rado’ya, ”Ben arkadaşıma dayak attırmam abi!” diyen Ara Güler, Rado’yu Cağaloğlu Yokuşu’ndan kovalayarak yol boyu dövüyor.

* Florya’da Atatürk Köşkü’ne komşu olan sayfiye evlerinde iken çocuk yaşlarda olan Ara Güler ve arkadaşları sık sık Atatürk ile karşılaşıyorlar. Hatta ara sıra denizde beyaz sandalı ile kürek çekerek gezen Atatürk’ün sandalının arkasına tutunup peşinden gittiklerini, Atatürk’ün de onlara hiç kızmadığını anlatıyor Ara Güler.

* Dünyadaki bütün foto muhabirlerinin dahil olmak istediği ‘Magnum’ oluşumuna dahil olan tek Türk Ara Güler’dir.

* Aşık olduğu eşi Suna Güler’i erken yaşta kaybediyor Ara Güler.

* Ağrı Dağı’ndaki ‘Nuh’un Gemisi’ne ait izi insan gözü ile ilk canlı olarak gören kişi Ara Güler, ordunun görevlendirdiği bir tayyare ile bölgenin ilk fotoğraflarını çeken foto muhabir.

* Aydın Geyre’de bulunan tarih hazinesi ‘Afrodisias’i ilk keşfeden Ara Güler’dir. Tamamen tesadüfi bir şekilde çektiği fotoğrafta yer alan kalıntıların haberini yazacak birilerini araştırıp bulması ile ortaya çıkan antik alan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne de kaydedilmiş (kaç kişi burayı ilk keşfedenin Ara Güler olduğunu biliyor merak ettim açıkçası).

* Ara Güler sadece fotoğraf çekmemiş, tiyatro ve öykü kitabı da yazmış. 1950 yılında düzenlenen ‘Dünya Edebiyatı’ yarışmasına katıldığı hikayesi ile üçüncü olmuş.

* 12 sene emek vererek çektiği bir belgesele dönemin sansür kurulu onay vermemiş. Yıllar sonra o yasak kalkabilmiş de, belgesel yayınlanabilmiş.

Ara ile bir AraKitap öyle güzel bir sohbet havasında ki, sanki ben de mekan olarak seçilen Büyük Londra Oteli’nde aldım elime çayımı, şahit oldum bu güzel konuşmaya. Yine okumakla kalmayıp, aynı zamanda yaşadığım bir kitap olmasının diğer sebebi ise, kitapta bahsi geçen fotoğrafları web sitelerinden tek tek bulup incelemem oldu. Hepsinin ayrı ayrı içine daldım, hikayelerini yazdım, hayaller kurdum… Ara Güler fotoğraflarının bu denli başarılı olmasının sırrı belki de ”Ben yalnızca mutlu olduğum zaman çekerim…” demesinde gizlidir.

Yaşına rağmen yaşam enerjisi bitmeyen, hala ileriye bakabilen, yeniliklerden korkmayan, 4 savaşta cephelerde yer alan, yazdığı dokuz piyesin sekizini ‘çok amatördü, sanata saygısızlık olurdu’ diyerek yırtıp atan, yıllarca fotoğrafını çekmek için hayalini kurduğu dünyaca ünlü sanatçının fotoğrafını çekme şansını yakaladığında ‘O hasta hali ile fotoğrafını çekemezdim. Herkesin aklında öyle kalmasını istemedim’ diyecek kadar da naif bir insan olan Ara Güler’i bir nebze de olsa tanıdığım için çok mutluyum.

Sayfalarında çok keyifli bir yolculuk yaptığım bu kitabın sahibi olan Ekrem Ataer, 200 yıldır İstanbullu olan bir aileden geliyor. Aslında müzik alanında eğitim alıp o alanda uzmanlaşmış olan Ataer, hayatını sanatın bu alanı ile de harmanlamayı başarabilmiş ve bu kitap ile birlikte toplam 3 kitabın sahibi olmuş. Bundan sonra da belgesel serisinin devamının geleceğini müjdelemiş kitabında Ekrem Ataer. Bu ‘ne güzel’ bir haber ki, söylenecek sözü olan değerli insanları dinlemeye devam edebileceğiz. Ve son olarak bu kitabı okumak ‘ne güzel’ di bir bilseniz…

”Bugünkü yeni kuşak, eskiyi hiç bilmediği ve tahmin de edemediği için İstanbul’u budur, böyledir, böyleydi sanıyor. Eski bir fotoğrafa bakınca da şaşıp kalıyor. ”Bu da neresi?” diyor çünkü çoğu yer artık eskisine benzemiyor ya da hiç yok. Kandilli’de güneşi perde perde batıran Yahya Kemal’i ve Rumelihisarı’nda oturup da gözleri kapalı İstanbul’u dinleyen orhan Veli’yi bu değişen İstanbul’la birlikte unutmak gerek herhalde.” Ara Güler

Ara ile bir Ara
Ekrem Ataer
Librum Kitap
208 sayfa, Nisan 2018