Kafka Kitap tarafından yayınlanan kitaplar oldukça ilgi çekici kapaklara sahip. Jakaranda Ağacının Çocukları’nı da o ilgi çekici kapaklardan biri olduğu için almıştım. İçi de kitabın kapağı kadar güzel.

İran’ın 1980’lerden 2009’a kadar yaşadığı zulmü, acıyı ve buna rağmen halkın içindeki umudu anlatıyor kitap. Her karakter ayrı acılardan geçmiş ancak bir şekilde yolları birleşmiş insanlar. Bir de bu karakterlerin yazarın hayatındaki kişilerden etkilendiğini bilmek daha çok yakıyor canımı. Yazar Sarah Delijani 1980’lerde yaşanan İslam Devriminde hapishanede dünyaya gelmiş, annesi ve babası hapisten çıkınca İran’dan göç etmek zorunda kalmış. Ve amcası 1988’de hapishaneleri temizlemek adı altında yapılan toplu katliamda hayatını kaybetmiş bir düşünce mahkumu. Delijani tekrar ülkesine dönmemiş ama orada yaşananlara kayıtsız kalamadığı için ailesinin ve İran halkının yaşadığı acının 2009’da yinelenmesine karşı koyamayarak tarihin tekerrür ettiğini duyurmak, ders alınması gerekenleri ortaya dökmek için yazmış bu kitabı.

Jakaranda Ağacının Çocukları acıyı görmüş ancak ülkesi için hala umudu olan insanların sesi. Acıyı gerçekten yaşamadığını düşündüklerini de “Jakaranda ağacını görmedi belki de” diyerek nitelendiriyor Delijani.

Yıl 1983. Gözleri bağlı bir kamyonetin kasasında sancılar içinde kıvranan Azar ile başlıyor çekilen acılar. Mahkum Azar yalnızca kucağına alacağı yavrusunu düşünür ama bir mahkumun doğum sancısı bile farklıdır.

“Bu dünyaya neden bir bebek getirmişti ki? Bir bebeği annesinden önce bir gardiyanın kucağına verdikleri bu dünya için neden doğurmuştu?”

Azar’ın çektiği acılara rağmen Nida, o hücrenin bir umudu, yarınıdır.

Azar’ın hikayesinde birçok karakter adı geçtiği için kitabın çok karışık olduğunu düşünmüştüm. Ama ilerledikçe ve her biriyle bir başka bölümde karşılaşınca bırakamadım hiç elimden.

7Oğlu Ümit’in yanında yaka paça içeri alınan Parisa. Bazen kendi torunlarına bazen bir komşu çocuğuna açtığı o koca yürekleri ile Zinat Ana, Can Baba ve Leyla. 1988’de kocasının diye bir başka mahkumun eşyaları ile hapishaneden ağlayarak kaçan Meryem. Hepsi bir şeylerini kaybetti İran’ın sokaklarında. Her biri acısını geride bırakmaya çalışsa da başaramadı. Çünkü “Kederleri söz konusu olduğunda zaman, nafile bir unutma çabasından başka bir şey değildi.”

Kitabın ikinci kısmında 2008’de artık birer yetişkin olan ve yine umudun peşinde olan Ümit, Füruğ, Şeyda, Sara ve Dante’nin hayatları çıkıyor karşımıza. Çünkü sadece bununla bitmiyor işkence. 2009’daki Yeşil Devrim’de sokaklara dökülen gençler sessiz ama etkili protestoları yüzünden Devrim Muhafızlarının yeni hedefi oluyor, yine dövülüyor umudun çocukları ve yine işkence görüyor. Bir de ailesi işkenceden kaçan bu yüzden Yeşil Devrim’i uzaklardan izleyen Nida gibi gençler var, ülkesi için yanıp tutuşan.

Kelimeler ile iyiyi bulmaya çalışan ama suçu yine bu kelimeler olan insanların hikayeleri bir yara olarak kaldı yüreğimde. Yanı başımızda olanlara duyarsız kalmamak için, İran’ın sesini ve umudunu görmek için okunmalı bu kitap. Bir de Jakaranda Ağacının kokusunu almak için…

Jakaranda Ağacının Çocukları
Sarah Delijani
Kafka Kitap
Türkçesi: Hasret Parlak
324 Sayfa, 2015