“Hafıza, sırtımızda taşıdığımız seyahat çantasıdır aslında. Sonsuz hayat döngüsünün içinde her gün, her dakika yenileri eklenir de kamburu çıkar insanın onu taşıdıkça. Zamanla bazılarını atmak zorunda kalır ilerleyebilmek için. Hiç vazgeçemedikleri vardır bir de, her gün elinin altında olsun, istediğinde hemen ulaşabilsin ister insan…”

Karısı ve kızıyla tatile çıkmak üzere olan bir adam yolda geçirdikleri trafik kazası ile hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyanıyor. Uyanıyor ama olmadık yerde ve masal gibi fantastik bir dünyanın içinde buluyor kendini. Sürekli zaman geçişleri yaşayarak,karşısına çıkan tanımadığı insanlarla ilginç diyaloglarda bulunuyor. Çok sonraları adını öğrense bile hayatına dair elinde hiçbir ipucu olmadan karşısına çıkan bu insanlarla yaşadığı ilginç olaylar sonucu kendince bir hesap yapıp vicdan muhasebesini tutmaya başlıyor.

“Yataktan kalkıp aynaya yöneldi. Tanımadığı suratını inceledi uzun uzun. Göz kapaklarının yanında oluşan kaz ayaklarında hangi anılar sıkışmıştı? Kaşlarını çatınca oluşan çizgiler hangi kızgınlıklarının, gülümseyince yanağının yanında beliren çukur hangi mutluluklarının eseriydi? Siyah saçlarının arasına serpilmiş beyaz saç tellerinde neler gizliydi? Hiçbir şey bilmiyordu. Hiçbir fikri yoktu.”

Okurken adam kâbus mu görüyor yoksa öldü de kendi cehenneminde acısını mı çekmeye başlıyor anlayamadım. Zaman, mekân ve olaylar çok çabuk değişiyor.  Yazar her yeni mekânda karaktere biraz daha acı çektirip kendi azabında boğulmasını sağlıyor. Bu olayları yaşatırken de okuyucuya ince ince mesaj verip, neden böyle olmuş olabilir acaba diye düşüncelere sürüklemeyi de ihmal etmiyor.

Mekân ve olaylar çok hızlı değişse de yazarın vermek istediği mesaj gayet netti. Hak, adalet, eşitlik kavramlarının işlendiği kurguda kendi adaletini uygulayan bu adama geçmiş yaşamından bir ders vermek ve pişmanlıklarını gün yüzüne sererek doğruları bulmasını sağlamak.

“Artık adını biliyordu, kızını ve eşini biliyordu, kardeşine yaptığı hainliği, babasının ölümüne neden olduğunu biliyordu. Hepsini görmüştü ve hatırlamıştı ama bunun ne olduğunu bilmiyordu. Kadının gözlerindeki yaşa baktı. İnanmıştı ona. Evet, onun yüzündendi.”

67

Her şeyi unutan adam doğruları bulabildi mi dersiniz? Kitabın adı nereden gelmiş olabilir?

Müzisyenlik, senaristlik, karikatüristlik ve film yönetmenliği kariyerine yazarlığı da ekleyen Oğuzhan Uğur’un ilk romanı olma özelliğine sahip bu kitap içimizde olan duygularımıza yeni bir yön çiziyor. Kim olduğumuzu, geçmişe bakarak yaptığımız yanlışları sorgulamamızı sağlıyor.

Farklı bir kurgu farklı bir okuma deneyimi oldu benim için. Yazar her zaman yaptığı gibi toplumsal olayları kendi bakış açısından irdelemiş. Benzetme ve mübalağalarla süslediği cümleleri kafa yoran, sorgulayan, ders verici niteliğindeydi.

“De ki; Allah beni ve benimle olanları helak edecek ya da rahmetine erdirecek olsa; acaba inanmayanları elim azaptan kim koruyacak?

Tebâreka, 67. Sure, 28. Ayet”

67

Oğuzhan Uğur

Hayykitap

127 Sayfa, 2018