535 numara

535 Numara

“Gideceğimiz yerler ve beklediğimiz duraklar bize ait değilse 535 numara asla gelmez”

Bir sigara yaktı. Yağmur suları durağın tavanından camlarına dökülüyordu. Kare durağın üç tarafı cam bir tarafı boştu. Boş olan kısım araçların geçtiği caddeyi görüyordu. Durağın hemen önünde ince bir kaldırım vardı. Kaldırımdan hızlı ve tek sıra halinde insanlar geçiyordu. Bu geçişi bir film edası ile izlerken camdaki yansımasına takıldı gözleri. Islanmış kısa saçları ve yorgun yüzü onun hiç olmadığı birine benzemesine sebep olmuştu. Uzun ince parmakları ile yanaklarına değen saçlarını kulaklarının arkasına sokuşturdu. Daha sonra parmakları kulak arkasından boynuna doğru inerken çok derin bir şey düşünüyor gibiydi. Bu düşünceli pozunu durağa giren küçük kız çocuğu bozdu.

-535 numara buradan geçiyor mu? dedi küçük kız.

Kafasını yorgun yüzünü izlediği camdan küçük kızın yüzünü çevirdi. Örgülü saçları ve güzel bir elbisesi vardı. Yağan yağmura rağmen hiç ıslanmamıştı. Parıldayan bir çift göz ile sorduğu sorunun cevabını bekliyordu fakat hiç acele etmiyordu. Bazen yola bakıyor, bazen elbisesinin eteğini havalandırmak için dönüyor, bazen de soğuk havanın buğulandırdığı cama parmakları ile bir şeyler çiziyordu. Ama arada bir dönüp ona bakıyor ve kafasını sağ omzuna doğru eğip gülümsüyordu.

-Bilmiyorum henüz geçmedi ama geçeceğinden emin değilim, dedi küçük kıza. Aslında onun burada tek başına olmasına anlam veremiyordu. Bir ailesi olduğu kıyafetlerinden ve temizliğinden anlaşılıyordu fakat 535 numara bu küçük kızı nereye götürecek bilmek istedi. Sormak için döndüğünde artık durakta olmadığını fark etti. Otobüs geçmemişti ama küçük kız durakta değildi. Bir süre sağa sola bakındı ama çoktan gözden kaybolmuştu. Dikkati hızla geçen arabalara yöneldi. Sigarasından bir nefes daha çekti. Ciğerlerini dolaştırdığı dumanı caddenin karanlığını bozan araba farlarına doğru bıraktı. Duman farların rengine göre renk alarak yavaşça havaya yayılırken bir sanat eseri havası vermişti. Arabaların siyahlığı ve farların sarımsı tonları Klimbt’in Öpücük’üne benziyordu. Bu benzerliğin verdiği hoşluk ile gülümserken müthiş eserini elleri ile savurarak yaklaşan bir genç kız gördü. Genç kız önünden geçip yanına oturdu. Elindeki kitabı durağın demir bankına koyup ıslanmış saçlarından parmaklarını geçirerek havalandırdı. Üzerine gelen su damlalarından sonra genç kıza sırtını döndü ve memnuniyetsiz tavrını belli etti. Genç kızın ağlamaklı sesini duyana kadar sanat eserinin son haline bakıyordu.

-535 numara buradan geçiyor mu? dedi genç kız.

Bu titrek sesin geldiği yöne döndü. Arada bir saatini yoklayan kızın Saçlarındaki ıslaklık yağmurdandı ama bu gözlerindeki yaşın sebebi asla yağmur olamazdı. Alev tarlasına dönen gözlerinin sulanmasına kim sebep oldu tahmin edemiyordu. Ailesi, arkadaşları, sevgilisi… Herkes olabilirdi. Ya da hiç kimse olamazdı. Bu yaşlarda her zorluğun sadece bize ait olduğunu düşünürüz ve pireyi deve yapmaya bayılırız diye geçirdi içinden.

-Bilmiyorum henüz geçmedi ama geçeceğinden emin değilim, dedi genç kıza. Uzun süre bakarak onu utandırmak istemiyordu. Bu nedenle sağına döndü. Bakıyordu fakat gözleri hiçbir netlikle temas etmiyordu. Şimdi bu güzel genç kıza dönecek ve her ne için üzülüyorsa buna bir son vermesini söyleyecekti. Bu dünyada uğruna ağlanacak çok az şey vardı.

Kelimeleri çıkmak için ağzının içinde sıralanırken birden durdu. Genç kız gitmişti. Demir bankın üzerinde bir kitap unuttuğunu gördü. Kitaba uzandı ve incelemeye başladı. Baudelaire’in Paris Sıkıntısı adlı kısa kitabıydı. Sayfaları çevirdi. Birbirinden ayrı başlıklar bulunan kitaptan birkaç cümle okumaya başladı. Okudukça Baudelaire ile ortak noktalarını keşfediyordu. Kitabın sayfalarını rastgele açıyor ve öylece okumaya başlıyordu. Okumasının arasında kafasını biran kitaptan kaldırınca hemen yanına oturmuş orta yaşlı bir kadın olduğunu fark etti. Kitabı eline aldığından beri her okumayı sesli yapmıştı. Bazen eleştirmiş hatta dalga geçmişti. Ne utanç verici ki onun bu küstah tavrına birileri şahit olmuştu. Mahcup bir tavırla sola döndü ve kadınla göz göze geldiler. Kadının ellerinde Pazar poşetleri vardı. Saçları ve kıyafetleri ıslanmıştı. Poşetlerinin içerisine su girmemesine dikkat ettiği fakat kendini yağmurdan korumadığı hayli ortadaydı. Göz temasını bir soru ile kesti.

535 numara buradan geçiyor mu?

Neyin nesiydi bu 535 numara? Nereye götürüyordu bu insanları? Küçük kız, genç kız şimdi de bu kadın. Aptal 535 numarada ne işiniz var demek istese de “bilmiyorum henüz geçmedi ama geçeceğinden emin değilim” dedi. Kadının aceleci tavrından rahatsız olmuştu. Sigarasından bir nefes daha çekti ve nefesi vermek için kafasını arabalı caddeye döndü. Trafik sıkışmıştı. Yağmur suları araba tekerlerinin arasından yol bulup ilerliyordu. Suyun akışını takip ederken gözleri durağın içine döndü ve az önce kadının bulunduğu bankın boş olduğunu gördü. Telaşlı, ıslak, pazarcı kadın ortadan kaybolmuştu. İnsanların bu anlamsız heyecanları ve yaşam için bu denli istekli olmaları ona tuhaf geliyordu. Bu evren bir düzenden ibaretti. Biz oyuncular gideceğiz ve kast yenilenecekti. Her oyun yeniden sahnelenecekti. Birkaç yıl önce Mother isimli bir film izlemiş ve o filmden sonra bu düzeni tamamen anlamıştı. Senaryo hep aynıydı ve Tanrı’nın hiçbir yaratıcılığı yoktu. Bazen kendine duyulan ilgi azalınca yani reytingi düşünce acı sahnelerini sunuyordu. Savaş, deprem, salgın… bir şekilde en çok bahsedilen oluveriyordu.

O yüce tanrısının eleştirisini yaparken sırılsıklam olmuş yaşlı bir kadın girdi banka. Sakince oturdu. Elleri boştu. Hiçbir acelesi yoktu. Saatlerce burada oturacak gibi kuruldu banka. Yüzünün haritası öyle engebeliydi ki uzun bir yolun izlerini taşıyordu. Kızım diye seslendi.

-535 numara buradan geçiyor mu?

Şaşkınlık içinde etrafına bakındı. Herkesin gitmek istediği yer aynı olmalıydı. Ne büyük tesadüf diye düşündü. Yaşlı kadın onun cevabını beklemeden ayağa kalktı ve “henüz geçmedi belki de hiç geçmeyecek” dedi. Adımlarını hayli sakince sıkışan arabalara, akan yağmur sularına, renkli farlara doğru atmaya başladı. O uzaklaşıp gözden kaybolunca sigarasını bitirdi. İzmariti topuğunun altında bir tur çevirdikten sonra bu durağ

» Gözde Öz

1995 Kahramanmaraş doğumluyum. Türk Dili ve Edebiyatı bölümü okudum. Çok daha öncesine dayanan yazı sevgim ile varlığımı devam ettiriyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hırs

Hırs

Toplumumuzda hırslı o kadar insan barındırıyoruz ki ama genel olarak çoğunluğumuz bunun farkında değiliz. Belki …

1 yorum

  1. İzmariti topuğunun altında bir tur çevirdikten sonra bu durağın ona ait olmadığını anladı. Otobüsünü bulmak için yola devam etti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir