Üç Buçuk Öykü

Üç Buçuk Öykü
Aylin Korkmaz diğer yazısı

Üç Buçuk Öykü ile Patrick Süskind’in öykücü yönüyle tanıştım. Kitabın isminde yer alan ‘Buçuk’ kısmı aslında bir görüşü yansıtıyor. Ama kitaba çekicilik kattığını düşünüyorum. Kitabın ismi ilk görüldüğünde okuyucunun kafasında ‘buçuk öykü nasıl olur?’ gibi bir düşünce uyandırıyor. Görüş bölümü olan ‘buçuk’a ek olarak isimden anlaşılabileceği gibi üç öykü yer alıyor kitapta.

İlk öyküde bir ressam eserlerinin derinliği olmadığı eleştirisini alıyor ve o andan sonra hayatı alt üst oluyor. Öncelikle derinliğini bulma çabalarına giren ressam sonrasında onu da bırakıp hayatının çöküşünü izliyor. Çevremizin görüşü ile kendimizi şekillendirmenin zararlı etkilerini gösterebilen etkileyici bir öykü.

İkinci öykü bana Stefan Zweig’ın ünlü eseri Satranç’ı hatırlattı. Bir parkta geçen öyküde namağlup bir satranç oyuncusuna rakip olarak çevrede hiç tanınmayan ancak tabir yerindeyse her yanından özgüven damlayan bir oyuncu çıkıyor. Öyküyü okurken oyuncuların gerginliğini bende yaşadım. Namağlup oyuncunun bakış açısına daha çok yer verilmiş. Bu sebeple onun gerginliğini daha çok yaşıyor okuyucu. Bu sırada oyunu izleyen insanların gerek tezahüratları gerek bakışları oyuncuyu büyük baskı altında tutuyor. Yabancı oyuncu ise tüm hamlelerinde kendinden emin olması sayesinde izleyicilerinin kalbini kazanıyor. Öykü şaşırtıcı bir şekilde sona ererken görünüşe aldanmamanın önemini tekrar gösteriyor.

Üçüncü bölümde ise oldukça hasta bir kuyumcu çıkıyor karşımıza. Yıllarını çalışarak, emekliliği için para biriktirerek, yatırım yaparak geçiriyor. Yeterince para biriktirdiğinde sessiz bir yere taşınıp emekliliğini huzur içinde yaşamaya başlıyor. Ta ki hayatını alaşağı edecek sırrı öğrendiği güne kadar. Bahçesinde gül ekmek için açtığı çukurda bulduğu midye ile tüm hayatı değişiyor. Dünyanın midyelerde oluştuğu ve dünyanın aslında acımasızca kapanan bir midye olduğuna inanmaya başlıyor. Üstelik bu kadarla da kalmayıp bu sırrı keşfettiği için midyelerin onu cezalandırdığına inanıyor. Kuyumcuya göre ağır hastalığı da bu cezanın bir parçası.

Ve o aklımı çelen ‘buçuk’a geldiğimizde yazınsal bellek kaybından muzdarip bir okur çıkıyor karşımıza. Açıkçası bu durum beni biraz gerdi. Okur bir çok kitap okumasına rağmen bunları hatırlayamıyor. Aynı kitabı tekrar tekrar okumasına rağmen altını çizdiği bölümlerin aldığı notların bile kendi yazısı olduğunu anlayana kadar farkına varmıyor. O karmaşa ve korkuyu yazar çok başarılı aktarmış. Kendimi kahramanın yerinde buldum okurken. Dili ile içine çekiyor kitap. Okunmasını tavsiye edeceğim minik bir öykü kitabı Üç Buçuk Öykü. Bir alıntı ile sözlerime son veriyorum:
‘Gerçeğin yüzü korkunç, onu görmekte Medusa’nın yüzünü görmek kadar öldürücü. Ama raslantıyla ya da sürgit arayarak gerçeğe götüren yolu bulan olursa, o günden sonra hiç huzur ve rahat bulamasa da, bunun için kendisine teşekkür eden çıkmasa da, sonuna kadar gitmeli o yolu.’

Tanıtım Bülteninden:
Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somer’in Öyküsü’nün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükind’in usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.

Üç Buçuk Öykü
Patrick Süskind
Can Yayınları
63 sayfa, 2015

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.