Tutsak Güneş

Tutsak Güneş

Ayşe Kulin’in son romanı olan Tutsak Güneş… Bu kitap, yazarın diğer kitaplarından farklı olarak distopya türünde yazılmış. Yani karamsar, negatif bir hayal dünyası içinde kurgulanmış.

Bu dünyada erkekler birinci sınıf vatandaş. Kadınların ise çalışma hayatına bile girmesi çok zor, sistem onları evde tutmaya programlanmış. Hiçbir kadın erkeklerle münakaşaya giremez, onların karşısında hep susmak zorunda.Evli kadınların eşlerinden boşanması çok zor. Ama erkek, eşinden sırf çocuk yapamadığı için rahatlıkla boşanabiliyor. Sistem zaten buna izin veriyor. Öyle ki beşinci çocuğu yapan aileye altın madalya veriliyor ve aile itibar sahibi oluyor.
Çevrenizdeki herkesin devlet için çalışan muhbir olma ihtimali var. Aileden birilerinin, dostların, komşuların vs. Bu sebepten kimse kimseye güvenemiyor. Evde dahi her an dinlenme ve gözetlenme ihtimali var.

Ülke çeşitli bölgelere ayrılmış. Bir Merkez var ve merkeze bağlı kantonlar var. Merkezden diğer kantonlara gidiş geliş sıkı kontroller eşliğinde gerçekleşebiliyor ve gidiş gelişler sıklaşırsa kişi izlemeye alınıyor. Zaten Merkez’de dışarı çıkmanın belli sınırları var. Vatandaş devlet karşısında her zaman bir şüpheli yani.
Ülkenin en büyük sorunlarından biri güneşin önüne konumlandırılmış bir gökcismi. Nedenini söyleyip spoiler vermeyeyim. Güneşsizlik öyle bir problem ki, ülkede herkes hasta ve huzursuz. Ne tarım yapılabiliyor ne hayvancılık. İnsanlar devletin ürettiği hapları ve toz gıdaları tüketiyor. Ama kimse şikayetçi değil. Çünkü önce konuşmaları ve düşünmeleri yasaklamış. Şimdide geçmiş güzel günlere dair hiçbir şey hatırlamıyorlar. Tek bildikleri ülke lideri Uluhan’ın ve onun oğlu Oğulhan’ın, halkı için her şeyi düşünüp planladıkları. Çünkü eskiden çok daha kötü günler yaşadıkları öğretilmiş okullarda. Ve basın… Haberlerde hergün dış ülkelerin ne kadar yoksul ve huzursuz oldukları, kendi ülkelerinde ise her şeyin ne kadar yolunda olduğu bildiriliyor halka. Böyle bir ortamda halkın yapması gereken tek şey düşünmeden ve sorgulamadan erkeklerin çalışmaları, kadınların ise evde çocuklarını büyütmeleri.

Şimdi okurken bile içiniz sıkıldı değil mi? Aslında bize çokta uzak olmayan bir dünya ☹ İşte Yuna, böyle bir ortamda tutunmaya çalışan devletine hizmet aşından yanıp tutuşan bir profesör. Yıllar önce doğumunda bir rahatsızlık geçirmiş ve yumurtalıklarını aldırmak zorunda kalmış. Başka çocuk doğuramayacağı eşi, oğulları Regan daha yaşına basmamışken Yuna’yı terk etmiş gitmiş. Yuna’nın hikayesi ve uyanışı bundan sonra başlıyor.

Kulin’in sade diliyle akıııp gidiyor roman. Bazı eksiklikler de yok değil. Mesela gözden kaçan yazım yanlışları dikkatimi ara ara dağıttı,biraz takığım bu durumlara 😀 Sonra evet kitabın yarısından sonra uyanış başlıyor. Devletin uyguladığı baskıya, polis devletine dönüşmeye, ağaçların ve doğanın kıyımına, yoksullaşmaya, kadına şiddetin artmasına ve bunu önleyecek yasaları bir türlü çıkamayışına bir başkaldırı var. Ama anlatımda bir derinlik yakalayamadım. Yani okurken bende bir uyanış olmadı. Aaa buda böylemiymiş demedim hiç. Elime kalemi alıp da heyecanla satırların altını çizmeye kalkışmadım. Yinede romanında böyle bir sistem eleştirisine yer vermiş olması güzeldi. Kitap mutlaka bazılarımızın yüreğine değecektir. Biraz sevgiyi, biraz aşkı, biraz mücadeleyi, birazda güncel olayları bir arada okuyayım diyorsanız bu kitabı kaçırmayın. Ayşe Kulin severler zaten es geçmemiştir ☺

Havaların gittikçe soğuduğu bu günlerde alın battaniyenizi, çayınızı, Yuna’nın hikayesine kulak verin. Şimdiden keyifli okumalar 😉
Mutlu günler ☺

Everest Yayınları
440 sayfa

Gamze Taşın
Kitap Cafe
https://www.instagram.com/aylak_kiz/

Gamze Taşın diğer yazısı

Sarı Kahkaha – Murat Özyaşar

Sarı Kahkaha… Özyaşar’ın yedi yıl önce yazdığı, peşinden Haldun Taner ve Yusuf...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.