Son İstasyon

Son İstasyon
9 Üslup
9 Akıcılık
7 Kapak
8 Fiyat
8.3
Dilek Özcan diğer yazısı

“Son İstasyon”, Tolga Aydoğan’ın sekizinci eseri olup birbirinden farklı konularda yazılmış dokuz öykü içermektedir.

Son İstasyon, kitaba adını veren, ilk öyküdür. Yazarın önsözünde belirttiği gibi Eğirdir Garı’nın tarihinden yola çıkarak aktarılan tarihsel olaylardan kurgulanan bir öyküdür. Kişisel görüşümse kitabın en can alıcı öyküsüdür. Belki son zamanlarda ülkemizde yaşadığımız olumsuz olayların etkisiyle midir bilmem ama okurken içim titredi. Mustafa Kemal Paşa’nın gölgesi değen bir öyküde gözlerim dolmadı desem yalan olur. Gelelim öyküde anlatılan gara. 1914 yılında İngilizler tarafından yapılan Eğirdir Garı’nda olaylar iki farklı zamanda geçmektedir. Hem Kurtuluş Savaşı dönemi hem de yakın tarihe ilişkin garda yaşanan olaylar kişiler üzerinden anlatılmaktadır.

Makasçı Rıza, uzun yıllar çalıştıktan sonra kullanılmadığı için yıkılmaya yüz tutan garda bekçilik yapmaktadır. Rıza’nın yalnızken ve sonradan garda misafir olan ihtiyar bir adama anlattığı geçmiş anıları ve geleceğe ilişkin düşünceleri öykünün yakın zamanını yansıtmaktadır. Rıza’nın anlatımlarında veya o anki durumların son cümleleri, bir başka bölümde Kurtuluş savaşında savaşan Onbaşı Kadir’i anlatan bölümün ilk cümlesi olarak öykü devam etmektedir. Bu tür anlatıma dizilerde gördüğümüz geri dönüşlerde rastlarken öykü olarak okumak ilginç bir deneyim yaratmıştır.

“O sıra yaşlı adam uzandığı divandan zorlukla doğruldu. Gözlerini pencereye dikti. Öksürdü kesik kesik. Gözleri ışıdı göle bakınca…
“Hayrola?” diye sordu Makasçı Rıza.
***
“Hayrola?” diye sordu Zübeyde. Çarşı içinde gördüğü Kadir’e. Kimsecikler görüp duymamalı, temkinliler, laf söz olur ya. Hele ki harp zamanı. Pare pare top atılırken diplerinde sevdalanmak da neyin nesi?
“Gidiyorum,” dedi Kadir.
“Cepheye mi?”
“Ah , nerede o günler.”

Öykünün bitiminde sizi ilginç bir son beklemektedir.

İkinci öyküsü ise bir portre üzerinedir. Çevremizde sıklıkla gördüğümüz emekli olan kişilerin, çalışma hayatı sonrası, uzun emeklilik günlerine alışma süreçleri güç olmaktadır. Öykümüzün kahramanı Yüksel bey de uzun müddet Mecliste kalem müdürü olarak çalıştıktan sonra emekli olur. Ancak emekliliği hiç de umduğu gibi gitmemektedir. Ev işlerinden tutun da tamir işlerine, sokakta olanlara, esnafa vb. birçok şeye karışan ve bu yüzden de karmaşa yaşatan Yüksel beyi, bize kızı anlatmaktadır. Aktarım şekli sohbet havasında gibidir. Bazı yerlerinde gülümserken bazı yerlerinde ise tanıdık gelen cümlelere “Hah aynını filanca da yapıyor” diyebilir, dışarıdan bir gözle bakarak “emeklilik psikolojisini” anlayabilirsiniz.

“Babamı bu hayatta iki şeyle özetleyebilirdik:
E.Ö.(Emeklilikten Öncesi): “İzlediniz mi beni?”
E.S:(Emeklilikten Sonrası): “Ne güzel olmuş di’ mi Sabiha?”

“Değer mi gözlerimiz Maviye?” adlı öyküde ise bir madenci ve ailesinin birkaç saatine tanık oluyoruz. Madenci ve ailesinin birkaç saatte hayata ve yaşantılarına ilişkin yordamalarını okuyabilirsiniz.
“Siyahtı gökyüzü. Olması gerektiği gibi. “Bir gün değer mi gözlerimiz maviye” diye mırıldandı kabaran arzuyla. Sabah gün ağarmadan evden çıkıp gecenin bir yarısı eve geldiği için o maviliği her daim kasvete gebe bakışlarıyla hiç görememenin verdiği karamsarlıkla baktı. İçine işlemişti. O yüzden dalgındı bakışları.”

“Madik Ekrem” öyküsünde kahramanımız acemi bir hırsız. Bulgurculuk adı verilen bir teknikle evlere girip soygun yapan, son girdiği evde başına geleni anlatan kahramanın durumu trajikomik bir şekilde aktarılmaktadır.

Benim kitapta sevdiğim ikinci öykü olan Papatya Falı, adından da anlaşılacağı gibi içinde platonik bir aşkı barındırmaktadır. Çiçekçi Nuri, nam-ı diğer Çiçek Nuri, babasından kalan bir çiçekçi dükkanında geçimini sürdüren otuzlarında genç bir adamdır. Ancak o herhangi bir çiçekçi değildir. Her çiçeğin adını, geçmişini, hakkında anlatılan efsaneleri, nelere iyi geldiğini bilecek kadar işine bağlıdır. Nuri’nin gönlünde adını duysa da kokusunu yeni duyduğu bir çiçek biter ansızın. Melahat. Çiçeklerin dilinden anlayan bir ustanın, aşkta acemi kaldığı satırlar ve öykünün sonu sizi hem şaşırtabilir hem de biraz üzebilir.

Beğendiğim bir diğer öykü “Hikayemiz Burada Bitiyor”. Eski bir Yeşilçam senaristi olan Efruz beyin 17 kitabı ve yüzlerce Yeşilçam senaryosu olmasına rağmen günümüz edebiyat ve sinemasında tutunamamasının öyküsünü anlatmaktadır. Öyküyü okurken “acaba yazar kendi yaşadıklarını ve gördüklerini de katarak, korkularını mı dile getirdi ?” diye düşündüm. Eğer, bir gün biri size elinizde tutuğunuz sahaftan çıkma kitabı “ben yazdım” derse inanın olur mu? Belki de sizin ona söyleyeceğiniz cümle bardaktaki son damladır.

“Arif Susam’a Kurban Ol Sen” diyen eski kapıcısı yeni komşusu olan ,Müzisyen Orhan Bey’in bir ödül törenine gitmek için hazırlanırken yaşadıklarını ve papyonunun komşusunun balkonuna düşmesiyle olayın ilginç boyut kazandığı öykü sizi eğlendirecektir.

Okurken klasik bir yeşilçam senaryosunu andıran “Önümüzdeki Aşklara Bakacağız” sonuyla klasik çizgisini kırmayı başarmıştır. Gençlerbirliği futbol takımında oynamak en büyük hayali olan Deniz Hakkı, yaşadığı talihsizliklerle hem takıma girme şansını hem de aşık olduğu komşu kızı Gülfem’le evlilik hayalini kaybeder.

“Üzülmedin mi?”
“Yok” dedi buruk şekilde Deniz, “artık önümüzdeki aşklara bakacağız.”

Son öykü ise “Lüzumsuz Kemal”. Milli Eğitim müfettişi Kemal ve eşi, emekli olunca Cunda adasına yerleşirler. Ancak karı kocanın emeklilik benklentileri, oğullarını ve torunlarını görememenin etkisiyle istedikleri gibi gerçekleşmez. Kemal beyin bir gün ansızın ortadan kaybolması, herkesi meraklandırır. Ortaya çıktığında ise sanılanın aksine kalbinde büyük bir hayal kırıklığı taşır. Bu öykü, bana, yazarın Kalbimde Bir Yara Bozcaada adlı romanını anımsatmıştır.

Genel olarak bakıldığında Son İstasyon kitabında tanıdık birilerinin hikayelerini okuduğunuzu düşünebilirsiniz. Hikayeleri okurken siz de onların içinde yaşıyorsunuz. Seyirci gibi olayları izliyorsunuz. Her bir öykü başlangıcı, gidişatı ve bitişiyle ayrı bir roman okuduğunuz izlenimi vermektedir. Metinler kısa olsa da sizi kendi içine öyle çekiyorki bitirdiğinizde “birer kitap okumuş” izlenimi oluşuyor.

Tolga Aydoğan, genç bir yazar ve senarist olmasına rağmen, usta bir kaleme sahip olduğunu düşünüyorum. Sizi yormadan, yazdıklarını okutan, okuduklarınızın da size katkıda bulunmasını sağlayan bir yazar.

Son İstasyon
Tolga Aydoğan
Minval Yayınları
209 Sayfa, 2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.