Size Baba Diyebilir Miyim?

Size baba diyebilir miyim?
9 Üslup
10 Akıcılık
9 Kapak
9 Fiyat
9.3
Dilek Özcan diğer yazısı

İnsan, bazen keyif almak için okuduğu kitapla derin bir düşünce denizine dalar mı? Dalar. O kitaptan neler çıkacağını bilemeden çevirdiğiniz sayfalar sizi alıp götürür.

Size Baba Diyebilir Miyim? Kitabı da böyle oldu benim için. Garip bir tevafuk ile bana tam da Ekim ayında geldi. Ekim, benim için hüznün giriş kapısıdır. Kasım ise yastır. Uzun yıllar kasımla barışamadım. Takvimlerin elbet bir suçu yok. Sadece acıların yıldönümlerini üstlendikleri tarihlerden ibaretler. Kitapsa bu takvimde tam da “babama dair özlemlerimin” yoğun olduğu dönemde yerini aldı.

Size Baba Diyebilir Miyim? Kimine doğrudan, kimine de dolaylı aşina olduğumuz, farklı mesleklerde yirmi altı babanın gerçek duygu- düşüncelerini yansıttığı, çok azında ise kurgu olan “baba olmak, babalığın ne olduğu” ve kendi çocuklarına verdikleri “öğütleri” içeren bir kitap.

Kitabın en iyi yanı babalığın sadece sperm mülkiyeti olmadığını anlatabilmesidir. Hem baba olmak hem de babalık görevleri detaylıca dile getirilmiş. Yani babaların, “o anne işi” diyebileceği bir bahaneleri yok. Babalık görevlerine ilişkin dikkat çeken yorumlardan biri “Babalar ve Kızları” adında blog sahibi olan Özdemir Hiçdurmaz’a ait. Ebeveynlikle ilgili aktarımlarında “Beyinde ebeveynlik için sorumlu ağ, cinsiyete göre değil anne -babaların çocuk bakımında aldıkları rollere göre tepkimekte” şeklinde belirtmekte ve “Her birimiz anlamalıyız ki, bir baba bir anne kadar titiz ve ilgili olabilir, nasıl bir anne baba kadar koruyucu oluyorsa.” demektedir.

“Baba ne demek?” kısmında ise beni sarsan satırlar değerli oyuncu Fikret Kuşkan’dan geldi. “Elmanın sadece yarısıyım.” diyen Kuşkan, “baba olmanın” tarifini de şöyle ifade etmiştir:

“Baba olmak; götü çıplak ayazda kalmak, dallarında kuzgunların geceyle sarmaş dolaş huzurla güvenle uyuduğu ölümsüz bir çınar olmak. Yaşamı sona erinceye kadar, meyve veren ağaç olmak. Her türlü fırtınada, yağmur-çamur, sel, deprem, ayazda, buzda, kavurucu sıcakta, tuzlu ya da tatlı suda ya da hiç su yokken, yaşamını sürdüren bir ılgın, hiçbir zaman kırılmadan, yerlere kadar serilip savrulup yine dimdik ayakta kalan bir servi, hatta uçan kanatlı bir fil olmak, bazen de Kermit, Kurabiye Canavarı, küçük fındık faresi, masallar, destanlar, hikâyeler, romanlar, kıymetli bir tablo, ona özel yazılmış bir şiir, şarkı sözü, bir bestedir babalık ya da bir piyano tuşundan çıkan acemi bir Si notasıdır bazen. Şifalı bir ot, yeşili karası ilaç, asırlık zeytindir baba olmak, kurumsallaşmak değildir. Belki de en içten özgünlük, samimiyet, karşılıksız bir sevgidir.”

Kuşkan’ın satırları size edebî gelebilir; ama değil. Gerçekten baba olmak, bu satırlar ve daha fazlası aslında.

Bir kızın babasına yazdığı satırları da bu yazıya iliştirmek istiyorum, o zaman daha iyi anlarsınız;

“Baba hasreti ile yanıp tutuşturttun, babası ölene yetim denirmiş, sen
bu damgayı yaşarken koydurttun…
İyi ki yoktun.
Bir kız çocuğu kimsesiz, sevgisiz nasıl büyür, öğrettin…
Her düştüğümde yoktu ellerin…
Ama ben yaralarıma rağmen kalkmasını bildim…
Sen başkasına güven verirken; ben herkese güvendim mesela…
Sağım solum önüm arkam derken hep hatalarımı sobeledim…
Ve böyle böyle erkenden büyüdüm …” (Tülay Oğuzveren)

Bana gelince ekim ayında babasını çocuk yaşta kaybeden biriyim. Babamla her günüm bir arada geçmedi belki; ama bana bir ömre yetecek sevgi ve onur bıraktı.

Kuşkan’ın dediği gibi “Çocuğunuzun kimlerle büyüyüp yetiştiğinden çok, ona bir baba olarak, varlığınızda ve yokluğunuzda bıraktığınız izler önemlidir.”
Babalık, gerçekten de sizin çocuğunuzda bıraktığınız izdir. Yukarıdaki kız çocuğunun satırlarında ve benim hayatımdaki baba izlerine bakınca “baba olmanın” aslında “kabuk olmak” demek olduğunu anlıyorsunuz.

Kendi babamın ölmeden önce bana son söylediği cümle “Kızım seni çok seviyorum, bunu sakın unutma.”; diğer kız çocuğunun ise babasından duymak istemeyecekleri ile dolu kulakları.

Bu kitabı baba olmak isteyen, baba olup da hala “babalığı idrak edemeyen”, babasını özleyen veya babanın gerçekte ne olduğunu bilmeyen çocuklar ile gerçek babalar, anneler, babasını seven tüm çocuklar okusun. Yani herkes okusun.
Zaten herkesin anlayacağı bir akıcılıkta, elinize aldığınızda son sayfaya gelmeniz çok zamanınızı almayacaktır. Ha, siz üzerinde düşüneyim derseniz, o günlerinizi alabilir.

Yazıma başka bir baba olan İlker Şahin’in oğluna öğütlerinden alıntı yaparak son vermek istedim, iyi okumalar dilerim.

“Bol bol oku, lütfen. Algın her zaman açık, dilin her zaman tatlı olsun. Ve illaki mutlu olmaya çalış evlat, hiç kolay bir uğraş olmasa da. Fakat sadece cebindeki mutlu anları yaşamdan sayma. Mutsuz da olacaksın. Gün gelecek, aşkından öleceksin mesela. Ölünmüyor, korkma, aşık ol.”

Size Baba Diyebilir Miyim?
Derleyenler: Büşra Hacısalihoğlu- Tuğçe Yılmaz
Küsurat Yayınları
159 Sayfa, 2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.