Şeker Portakalı

Şeker Portakalı

Şeker Portakalı
José Mauro de Vasconcelos

 

Şeker Portakalı, Güneşi uyandıralım, Deli Fişek… Bugün sizlere bu 3’lemenin ilk kitabı Şeker Portakalı’ndan bahsedeceğim. Can Yayınları’ndan çıkan bu kitap çocuk edebiyatı kategorisinde yer alıyor fakat bana göre biz yetişkinler için yazılmış bir hikaye.

Kızılderili bir annenin ve Portekizli bir babanın 5 çocuğundan biridir Zeze. Yoksul bir ailede doğmuştur ve 5 yaşındadır. Ailede herkes bir şeylerle meşguldür. Zeze’de kendi evi ile dayısı Edmundo’nun evi arasında gidip gelmekle geçirmektedir günlerini. Dayısı onun için büyük bir bilgindir. Onun kucağına oturup merak ettiği şeylerin cevabını öğrenmek en büyük keyiflerinden biridir. Güçlü bir hayal gücüne ve zehir gibi bir zekaya sahip olan Zeze yaşadığı koşullardan dolayı yaşıtlarına göre erken olgunlaşsa da yine akranlarına göre biraz da yaramızdır. Ama bu yaramazlık ailesinin ilgisini çekme çabasından ve yoksulluğun onda yarattığı isyan duygusundan kaynaklanmaktadır. Yoksulluktan ve hayata tutunma çabasından yorulmuş olan aile fertleri Zeze’yi suçlu olsun,olmasın her fırsatta aşağılamakta ve dövmektedir. Öyle ki küçük Zeze kendisini birine tanıtırken “Beş para etmem. Çok kötüyümdür. Noel günü, benim için bir İsa değil, bir şeytan doğar ve hiçbir armağan alamam.Belanın tekiyimdir yani. Küçük bir bela. Bir iblis. Bir piç. Ablalarımdan biri,benim gibi kötü bir çocuğun doğmaması gerektiğini söyledi.” cümlelerini kurar. O günlerde babasının işten çıkarılmasıyla durumları daha da kötüye gitmiştir ve başka bir eve taşınmışlardır. Yeni evinde yeni bir arkadaş edinir. Küçük bir şeker portakalı fidanı. Adını Minguinho koyar. Artık günlerinin bir kısmını Minguinho ile sohbet ederek geçirir.

Günler zorluklarla devam ederken Zeze okula başlar. Daha doğrusu Zeze’nin yaramazlıklarından bıkan ailesi erken yaşta onu okula gönderir. Bu dönemde günlerden birinde Portekizli Portuga ile tanışır. Portuga’da Zeze’yi çok sever ve her fırsatta onu mutlu etmeye çalışır. Zeze’de Portuga’yı babasından bile daha çok sevdiğini hisseder. Zeze Küçük İsa’nın artık kendisini sevdiğini düşündüğü bu günlerde işler tersine döner ve Zeze’nin minik dudaklarından şu sözler dökülür : “Kötüsün Küçük İsa! Ben ki bu kez benim için Tanrı olarak doğacığına inanıyordum, bana bunu yaptın demek! Neden beni de öbür çocukları sevdiğin gibi sevmiyorsun! Uslu durdum. Kavga etmedim, derslerime çalıştım, sövmedim, ‘kıç’ bile demedim.Neden bana bunu yaptın, Küçük İsa? Küçük portakal fidanımı kesecekler, kızmadım.Yalnızca biraz ağladım. Ama şimdi… Şimdi…”
Sizcede 5 yaşındaki bir çocuk için acı ve ağır bir yakarış değil mi? Küçük Zeze’nin iç dünyası ve yaşadığı yoksulluk boğazınızı düğümler. O an karnınız toksa tok oluşunuzdan utanırsınız. Öyle güzel anlatmış Vasconcelos.

Bundan dolayı bu kitabın biz yetişkinler için yazıldığını düşünüyorum. Hayatımızı sorgulatacak ve çevremizdeki Zezeleri fark ettirecek, onlara yardım etmemiz için yol açacak olan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Kitap, Vasconcelos’un yaşantısından bir kesit sunduğu için yani yaşanmışlık içerdiği için de dikkatinizi çekecektir diye düşünüyorum ☺

2012 yılında beyazperdeye yansıtılan bu hikayenin filmini de izlemeyi unutmayın 😉 Keyifli okumalar ☺

 

Yazar Hakkında:
Yazar José Mauro de Vasconcelos, 26 Şubat 1920 de Brezilya’da Rio de Janeiro yakınlarındaki Bangu kasabasında doğdu. Yarı Kızılderili yarı Portekizli, yoksul bir ailede doğan Vasconcelos iki ayrı kültürün de izlerini taşıdı. Oldukça yoksul olan ailesi, onu öğrenimini devam ettirmesi amacıyla Natal kasabasındaki amcasının yanına gönderdi. Orada 19 yaşındayken Potengi Irmağı’nda yüzmeyi öğrendi ve ilerde bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayallerini kurdu. Liseyi Natal’da bitirdikten sonra 2 yıl tıp öğrenimi gördüyse de öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janeiro’ya gitti. Orada ilk işi boks antrenörlüğü oldu. Tarım işçiliğinin yanı sıra balıkçılık da yapan yazar, yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı.

Bu durum, ona yazdığı roman ve hikâyeler için önemli kaynak sağlamıştır. Değişik ortamlarda, değişik koşullarda farklı insanlar tanıdı. İyi bir gözlemci ve usta olan bu yazarın elinde bütün bu yaşamlardan pek çok roman çıktı ortaya. Bunlar yazarın çok yönlü kişiliğinin ve içinde bulunduğu arayışın bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Genellikle romanlarında, roman karakterlerinin yaşamlarında ki zorlu yaşam koşullarını, yoksulluğu ve şiddeti tüm çıplaklığıyla anlatır; ama özellikle Şeker Portakalı ile onun devamı olan Güneşi Uyandıralım ve Delifişek gibi bazı romanları tüm bunlarla birlikte duygusallık ve iyimserlikte içermektedir. Brezilya’nın ormanlarında ya da step bölgesi sertaolarda yaşayan insanların, elmas avcısı garimpeiroların, yerlilerin, denizcilerin, değişik insanların yaşamlarından kesitleri ve ruh hallerini anlatır.

José Mauro de Vasconcelos’un yazdığı ilk eseri Yaban Muzu (1942)’dur. Beyaz Toprak (1945) isimli eseri en çok beğenilen eserleri arasındadır. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıkan yazarı dünya çapında tanıtan eseri Zéze’nin maceralarını anlatan üçleme romanın ilk kitabı olan Şeker Portakalı olmuştur. Bu romanı 12 günde yazdığını belirten yazar, eserine duyduğu sevgiyi “Ama onu 20 yıldan fazla taşıdım yüreğimde” sözüyle özetlemiştir. Eserin özgün adı O Meu Pé de Laranja Lima’dır (1968). 24 Temmuz 1984’te hayatını kaybetmiştir.

Yayınevi: Can Yayınları

 

Gamze Taşın
Kitap Cafe
https://www.instagram.com/aylak_kiz/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.