Sahilde Kafka

Sahilde Kafka
Aylin Korkmaz diğer yazısı

Son bir kaç yıldır Nobel Edebiyat Ödülü denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Haruki Murakami henüz ödülü alamamış olsa da gerek yaratıcılığı gerek anlatımı ile Japonyadan gelip okurlarının gönlünü fethetti. Ülkemizde ‘Zemberekkuşunun Güncesi’ ile hızlı bir çıkış yakalayıp kendi okur kitlesini de oluşturdu. Benim de en sevdiğim yazarlar listemde ilk numaralarda yer alan Murakami ile tanışma kitabım Japonya’da ilk baskısını 2002’de yapan ‘Sahilde Kafka’ olmuştu.

İki paralel öykü anlatılıyor kitapta. Bunlardan ilkinin başkahramanı olan Kafka Tamura’nın onbeş yaşında iken evden kaçması ile başlıyor kitap. Babasının kehanetine göre küçük yaşta anne ve ablası tarafından terkedilen Kafka Tamura, babasını öldürüp annesi ve ablası ile cinsel ilişkiye girecektir. Tanıdık geldi mi? Yunan tragedya yazarı Sophokles’in başyapıtında Oidipus’a verilen kehanet ile neredeyse aynı. Kafka Tamura da Oidipus ile aynı çözümü bulur ve evden kaçar. Hiç tanıdığı olmaması sebebiyle Takamatsu’ya gelen Kafka bir kütüphanede yatacak yer ve iş bulur. Bu kütüphanede çalışan Oşima ise Kafka’nın en büyük yardımcısı olur. Kütüphanenin yöneticisi Saeki Hanım da bir anne edasıyla Kafka’ya yardım edenler listesinde yer alır.

Kafka’nın iç sesi romanın daha başında sıklıkla karşımıza çıkmasına rağmen çevreden gördüğü yardımlar sonucunda gittikçe azalmakta. Kafka Tamura’nın iç sesinin bir ismi de var: Karga. Çek dilinde Kafka’nın karşılığı olan kelime ile Murakami hem hayal gücümüz ile oynamaya başlıyor hem de günümüz edebiyatında yalnızlık, gerçek arayışı ve kara bir hayal gücü ile bütünleşmiş olan Kafka ismi ile karakterin iç dünyasını sunuyor.

Diğer öyküde zihni silinmiş, anlama yeteneği düşmüş ve soyut düşünemeyen Nakata çıkar karşımıza. İkinci Dünya Savaşı sırasında uğradığı bir saldırı yüzünden bu yetileri kaybederken yerine kediler ile konuşabilme yeteneği kazanmıştır. Bu yeteneği ile kayıp kedileri bularak para kazanmaktadır. Son görevi bir yolculuk gerektirir ve bu yolculuğunda ona kamyon şöförü Hoşino eşlik eder. Dedesine benzettiği Nakata’yı çok seven Hoşino hem ona göre görevinde çok yardım edecek hem de Nakata sayesinde kendini keşfedip geliştirecektir.

Öyküsü haricinde ‘Sahilde Kafka’ da karakterlerin dinlediği klasik müzikler ve sanatçıların çözümlemesi de yer alarak okumayı keyifli bir hale getirmiş. Klasik müzik seven biri olarak bu anlatım ile de benden bir yıldız daha kaptı Murakami. Zaten her kitabında farklı bir tarz denemeye çalışsa da vazgeçemediği ve neredeyse tüm eserlerinde yer verdiği kavramlar var. Müzik, kediler, edebiyat dünyasına atıflar, doğaüstü güçler, hayal ve gerçeklik sınırı ve metaforlar bu kavramlardan bazıları. Metaforlar demişken. ‘Sahilde Kafka’ şu ana kadar okuduğum Murakami eserleri içinde en çok metafora sahip olanı. Bazen karşımıza Johnnie Walker bazen Kentucky Fried Chicken’ın yaratıcısı Albay Sanders olarak çıkıyor karşımıza metaforlar.

Bütün bu olayları akıcı bir dille anlatırken okuyucuya çok da hissettirmeden felsefe sıkıştıran bir yazar Murakami. Bu eserinde de Platon ve Hegel’in felsefeleri ile birleştirilmiş metafor ile sunuluyor hikaye.
Ne yazık ki, Haruki Murakami her okuyucunun seveceği bir yazar değil. Sürükleyici anlatımı, bilinmezler ile donatılmış ve felsefeden beslenen kurgusuna rağmen eserlerinin sonlarını keskin çizgiler ile bitirmek yerine görünmez mürekkeple yazıp her okuyucunun farklı bir son görmesine sebep oluyor. ‘Sahilde Kafka’yı bitirdikten sonra uzun bir süre sonunu düşünmem gerekti. Çünkü kitabı okurken ki ruh hali, anlayış gibi bir çok etken kitabın farklı bir sona sahip olmasına sebebiyet verebiliyor. Şu an okusam eminim ki önceki okuyuşumdan farklı bir son görürüm kitapta.

Adetim olduğu üzere bir kaç alıntı ile son vereyim yine yazıma:
“Hayal gücünden, bilhassa da düşlerinden çok korkuyorsun.
Belki de esas korktuğun şey, hayallerinde üstlenmek zorunda kalacağın sorumluluklardır. Sonuçta uyanıkken hayallerini, arzularını yok saymayı sürdürebilirsin ama rüyalarını bastırman mümkün değil.
Çünkü sadece rüyalarında özgürdür insan…”

“Gözlerini kapatman, hiçbir şeyi değiştirmez.
Gözlerini kapattın diye, hiçbir şey silinip gitmez. Bu bir yana, gözlerini bir sonraki açışında herşey daha da kötüleşir. Biz işte böyle bir dünyada yaşıyoruz, Nakata.
Adam gibi gözlerini aç!
Göz kapamak, korkakların işidir.
Gerçeklere göz yummak çok alçakçadır.
Sen gözlerini kapatıp kulaklarını tıkasan bile zaman akmaya devam eder.
Emin adımlarla.”

Mutluluğun tek bir türü vardır, ama mutsuzluk bin bir şekilde ve büyüklükte gelebilir. Tolstoy’un dediği gibi: Mutluluk masal, mutsuzluk ise öyküdür.

Tanıtım Bülteninden:
Kafka Tamura on beş yaşına girdiği gün evden kaçar. Uzun zamandır planladığı bu kaçışın nedeni babasının yıllar önce dile getirdiği uğursuz kehanettir. Ama babasının bir düzenek gibi içine yerleştirdiği kehanet gölge gibipeşindedir Kafka ilk kez aşkı ve tutkuyu yaşarken gizemli bir cinayetle kehanetin ve kaderinin düğümleri çözülmeye başlar.

Sahilde Kafka, XXI. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran, kitapları bağımlılık yaratan kült yazar Haruki Murakamiden, hayatın yavan gerçekliğine karşı büyülü bir dünyanın kapılarını açan bir roman.

1 Yorum

  • Yakın zamanda okudum bu kitabı. Hem çok sevdim hem de sevemedim böyle bir ikilem arasında kaldım. Kapıları açık bırakılan bir son. Ben böyle romanlara özgür romanlar diyorum. Her okurun zihninde farklı çağrışımlar yaratıp, farklı şekillenen sonlar. Benim ilk ve tek favorim Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu. Henüz bu tadı yakalayabildiğim başka bir romanına rastlamadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.