Peri Gazozu

9 Üslup
8 Akıcılık
6 Kapak
10 Fiyat
8.3
Ahmet Karasu diğer yazısı

Şimdi sakince modern dünyanın bize yaşattığı, içine çektiği sorunları, kaosları bırakın ve Peri Gazozu’nu okuyarak gerçek dünyaya şahitlik edin… Bu öyle bir kitap ki okurken içinizden devamlı “ah” çekecek ve bitirdiğinizde de asla eskisi gibi hissetmeyeceksiniz.

Kitap Ercan Kesal’ın çocukluğunu, gençliğini geçirdiği Avanos’tan ve okumak için gittiği İzmir’den daha sonrasında doktorluk hizmeti için gittiği Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gerçek, samimi hikayelerden oluşur. Zaten kitabı elinize alıp başlıklara baktığınız an sizi içini çeker. Yazar öyle dokunaklı bir dille yazmış ki çoğu hikayeyi okurken samimiyetle gözlerim doldu. Yazar, “bu yüzden, yazdıklarımla aramdaki mesafeyi kaldırmaya gayret ettim. Okur; hikâyelerimi okumak yerine, “seyretsin” istedim. Bu, sinemasal anlatıma da çok benzeyen bir teknik demekti. Okuyucuma bir şeyleri “anlatmak” değil de “göstermek” istedim hep.” Demiştir. Gerçekten de okurken tüm detaylarla içindeydim hikayenin, sanki ordaydım ben de şahittim olanlara. İşte tam da bu yüzden bu gerçek hayatlar şimdi daha çok iz bıraktı bende.

Peri GazozuBende üniversite hayatıma kadar yaşadığım memleketten hiç ayrılmamış, üniversite için büyük bir şehre, bilmediğim bir yaşama gelmiş ve bize göre daha “batılı” yaşayan arkadaşlar edinmiştim. Sohbetlerde konuşurken aslında nasıl başka hayatlar yaşadığımızı, nasıl farklı büyüdüğümüzü görmek için kör olmak gerekirdi. Hele bir de Ankara’nın doğusunu hiç görmemiş arkadaşlarım vardı ki bizim oraların karlarını, soğuktan donan su boruları ile şehir de bile susuz kaldığımızı, bayramlarda her yerin kapalı olup arife günü sabah namazından sonra ekmek sırasına girdiğimizi, sokaklarda tatlı suların aktığını evlere suları bidonlarla buralardan getirdiğimizi, yakın köylerden gelen arkadaşlarımızın kışın yolların kapanması ile arabalarda saatlerce mahsur kaldığını anlattığımız da onlar da bunların biraz abartı olduğunu düşünüyordu. Ben belki bu kitapta yazan birçok hikâyelerin başkahramanı olmadım lakin hep işittiğim bildiğim bir çok şeyi geri çağırdı zihnime. Bana Kızılırmak’ı, yün yorganla yatmayı, sobanın başına çamaşır asmayı, çocukken birbirimize ettiğimiz acımasız lafları, annemin sıcaklığını, babamın göğsüne yaslandığımda ki huzuru, komşumun evinde pişen yemeği, bir cenazenin soğukluğunu, günlük telaşımdan ihmal ettiğim insanlığımı, yardımlaşmayı, tanımadığım biri için gözyaşı dökmeyi ve nicesini hatırlattı…

Peri Gazozuİşte bu kitap tam olarak bize unuttuğumuz yahut hiç bilmediğimiz Anadolu’nun şimdiden de pek farklı olmayan sıcak yüzünün içine gizlenmiş, yutulması zor, boğazları düğüm düğüm yapan hikayelerinden bir kesit sunuyor. Kitabı bir gecede ağlamaklı bitirdiğimde gidip Ercan Kesal’a tüm içtenliğimle sarılmak istedim. Ne güzel yazmışın, ne güzel yaşatmışsın demek istedim. Bence bu kitabı, günlük hayatından şikayet edenler, her şeye yüzünü asanlar, içi yüreği sebepsiz sıkılanlar mutlaka okusun ve başka hayatlara karışmanın ne olduğunun farkına varsınlar. İyi okumalar…

“ Vicdanımız kuruyor. Babalarını erken kaybetmiş yetim çocukların masum başlarını koyacakları göğüsler çoktan çöktü, farkında mısınız? Göğüs çöktükçe zulüm tepemizde kalıyor. Kavisli ve dolaşık geçmişimizse, bozuk düzenin telleri olmuş. Duyduğumuz sesler bu yüzden içli ve bu kadar derinden geliyor. Şimdi bir türlü sığamayıp, delice bir kavgaya tutuştuğumuz, adıan Anadolu denen şu kadim topraklarda, binlerce yıl önce hüküm sürmüş, bir Hitit kralının oğluna bıraktığı vasiyete bakın isterseniz: Öldüğümde beni usulca yıkayın, göğsünüze yaslayın ve toprağa bırakın. Bu kadar. ” (s. 25)

“ Mevlut oğlu Ercan Kesal, huzura alındı, usulen yemin ettirildi ve ölüm nedeni soruldu… ölüm nedeni? Ben mi söyleyeceğim? Sönmüş bir gezegenden farksız, insanın içini yakan şu garip coğrafyanın orta yerinde, üzerinde solmuş entarisi ve yırtık terlikleriyle yirmi yaşında, esmer, ince yüzlü bir kadın, kendini niye öldürür Allah’ım, ben nerden bileyim? Ama, cevap vermeliyim işte. Büyüdüm çünkü, doktor oldum.” (s. 36)

“kucağımda kitap uyuyakalmışım, annem çoktan dönmüş, başımda dikiliyor. “hadi kalk bi dene şunları.” “onlar ne anne?” “Fanila Külot oğlum. Sabiha halana diktirdim, hadi bi giy.” Sabiha halam Kız Meslek mezunu. Eli çok yatkındır. Annem, babamın gazozhanede şerbet yaparken kullandığı şeker çuvallarından iç çamaşırı diktirmiş. Neşeyle giyiyorum. İyi güzel ama, biraz sert ve hafif kaşıntı yapıyor sanki. Sorun değil. Yalnız, külotun hemen arka tarafında Kayseri Şeker Fabrikası’nın mührü var. Olduğu gibi duruyor. Yıkamakla çıkmamış demek ki. Bir şey demiyorum anneme. Öyle mutlu ki. Mühür orada duruyor ama. Beden eğitimi derslerinde eşofman giymek için sınıfta soyunurken ne yapacağım? Annemin çuvaldan yaptırdığı, arkası şeker fabrikası mühürlü külotlar yüzünden, beden eğitimi derslerinde birkaç yıl tuvalette giyinip soyunuyorum..” (s.54)

“Oğlu, sevdiği yemeğini bitirsin diye, ölüsünün yanında sessizce bekleyen annenin hikâyesini anlattığınızda bir arkadaşınıza, onun hiç tepki vermeden ağladığını görmüşseniz ya da bu günlerde, ağzınıza götürdüğünüz her lokma boğazınızdan bir türlü geçmiyor ve yutkunuyorsanız sürekli ve oğullarını birer birer toprağa veren annelerin ülkesinde, kendi oğlunuzu koklamaktan hicap duymaya başlamışsanız eğer, birbirinizin hayatlarını da fark etmeye başlamışsınız demektir. bu da iyi bir şeydir. Şimdilik.” (s.73)

“Belki de biricik mesele bu. Dünyanın bizimle birlikte kurulduğunu zannedip kendimiz için sonsuz bir yaşam hayal etmek… Bu yüzden bu kadar kalınlaştı derimiz. Bu yüzden dipsiz bir kuyuya dönmüş içimiz.” (s.132)

“ Kelimelerin ruhu vardır, hiç olmazsa. Bunu iyi biliyorum.”

Peri Gazozu
Ercan Kesal
İletişim Yayıncılık
198 sayfa, 2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.