Parfümün Dansı – Tom Robbins

Parfümün Dansı

“ “Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir” diyerek çılgınlık derecesinde “oyuncul” romanlar yazan Tom Robbins, bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve insanın doğayla ilişkisinin kopma süresinin anlatıldığı düşsel/tarihsel bir yolculuğa çağırıyor bizi.

Batı’dan Doğu’ya, oradan da Yeni Dünya’ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu.” (Arka kapaktan alıntıdır )

Kitabı elinize aldığınızda arka kapak oldukça merak uyandırıcı bir etki yaratıyor. Çok sevdiğim bir yazarın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum bir kitaptı. Kitap ilk sayfalarda karakterleri ve olayların geçtiği zaman dilimlerini anlamaya çalışmak ile geçse de ilk 100 sayfada her şey yerli yerine oturuyor. Olay örgüsü şimdiki zamanda üç farklı yerde ve ayrıca da geçmiş zamanda geçtiğinden ilk etapta anlamak güçleşiyor. Ama ilerleyen sayfalarda zaman dilimleri ve karakterler de birleştiğinden çok takılmadan okumak gerekiyor.

Konusundan bahsedecek olursak Kuzeyde küçük bir İskandinav topluluğunun kralı olan Alobar ve ona hayat arkadaşlığı yapan Kudra’nın hikayesidir (belki de masalıdır) Parfümün Dansı.

Kral Alobar’ın ülkesinde ki yasalara göre; Kral’ın yaşlanma belirtisi göstermesi onun öldürülmesi demektir. Alobar’ın da başında beyaz bir saç teli görmesiyle bütün hayatı değişir. Hemen bir zehirli yumurta yedirilerek öldürülmek istenen Alobar, ülkesinden kaçarak ölümsüzlüğü arama uğrunda masalsı ve olağanüstü bir yolculuğa çıkar. İlk hedefi Doğudur, yolda Yunanistan’da arkadaşı olacak Tanrı Pan ile tanışır, daha sonra Hindistan ve oradan Avrupa, en sonunda ise Yeni Dünya yani Amerika’dır yolculuk durakları.

Kudra’nın ise, çocukluğundan bu yana korktuğu kötü kader gerçekleşmiş, kocası ölmüştür ve Hint geleneklerine göre kocası ölen kadın da, onunla birlikte yakılmaktadır. Ancak Kudra da ölmek istememektedir ve bunun için yapılacak tek şey de bu kaderden kaçmaktır. Bu kaçış yolculuğunda kesişir yolları iki karakterin.

İkisinin de arayışı ölümsüz yaşamdır. Bu konuda engin bilgiye sahip olmaları nedeniyle Bandaloop Doktorlarının mağarasına giderler ancak onları yerinde bulamazlar. Bandaloop Doktorları mağaradan gitmiş olsa da, mağara duvarlarında onların enerji dalgaları asılı kalmıştır ve onlar da ölümsüzlük öğretisini bu enerji dalgalarından öğrenmeye çalışırlar. Bandolooplardan hava, su, toprak ve ateş’in temsil ettiği ve geliştirdikleri yaşam alışkanlıkları ile yaşlanmayı tersine çevirmeyi hatta ölümü bile yenmeyi öğrenirler.

Çıktıkları bu yolculukta, Pan adlı eski bir Tanrı ile yolları kesişir. Ayakları keçi vücudu insan şeklinde bir tanrıdır Pan. Flütünü çalarak insanlara zevk ve eğlenceyi hatırlatır ve insanları bu şekilde etkiler.

Fakat yüzyıllar geçip Hristiyanlığın yayılması ile birlikte Pan’da unutulmaya başlar ve etkisini yitirir. Yavaş yavaş görünmez olmaya başlayan Pan’ın bu haline üzülürler ve onu yanlarına alıp yardım etmek isterler. Pan’ın bu durumuna çare olarak Yeni Dünya’ya – Amerika’ya – gitmek akıllarına gelir ve onun, Yeni Dünya’da kendisine inanabilecek insanlar bulabileceğini ümit ederler. Ancak bir sorun vardır; Pan görünmez olmaya başlasa da hala kötü keçi kokusu üzerindedir. Bu koku onun okyanus aşırı bir yolculuk yapmasını engelleyecektir. Ona yardımcı olmak için kötü keçi kokusunu bastıracak güzellikte bir parfüm yapmaya karar verirler. Bu denemeler uzun sürecektir, belki birkaç yüzyıl… Ve parfüm yüzyıllar boyu dans ederek sahibini bulmak için beklemeye başlar.

Parfümün yapılma aşamasında zamanlar ve mekanlar birleşir ve tabiki şimdiki zamanda tüm karakterler bir araya gelir. Parfümün akıbeti hakkında tabiki hiçbir bilgi vermeyeceğim 

En başta da söylediğim gibi kitabın karakterleri mitolojik tanrılar, geçmişten gelen krallar ve şimdiki zamanda yaşayan insanlar olunca bu kitabın büyükler için yazılmış bir masal olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Yazar anlatmak istediği konuları anlatmak adına hayal dünyasını konuşturmuş diyebiliriz.

Biraz da kitaptaki önemli karakter olan Tanrı Pan’dan bahsedecek olursak, mitolojide çobanların tanrısı Frigler’in de doğa tanrısıdır. Doğayı korumak için dolaşır durur. Ancak bütün mitoslarda yarı keçi yarı insan olarak anlatılması onu korkutucu bir figür haline getirmiştir. Öyle ki Pan, kırlarda aniden insanların karşısına çıkıp görüntüsüyle insanları korkuttuğu için panik sözcüğüne kaynak oluşturmuştur. Aslında çoğu kaynakta ve romanımızda kırlarda dolaşıp flüt çalan, sevimli bir Tanrı olarak anlatılsa da birçok kaynakta çığlık atarak düşmanlarını kaçırma, panik ettirme yeteneğine sahip olarak tanımlanmıştır.

Ayrıca Tanrı Pan, ülkesinde gezerken orman perisi Syrinks ile karşılaşır ve ona aşık olur. Ancak Syrinks kendisini Tanrıça Artemis’e adamıştır. O kaçar Pan kovalar ve bir pınarın kenarında yakalayıp sarılır Syrinks’e. Ama Syrinks kardeşleri su perilerinden yardım ister ve o an onu saza dönüştürür periler. Pan’ın kollarında bir demet saz kalır o an. Pan’da bu sazlardan değişik yedi boy da keser ve balmumuyla yan yana yapıştırıp Syrinks adını verdiği müzik aletini icat eder. Bu müzik aletine de günümüzde panflüt diyoruz.

Tanrı Pan, Behçet Necatigil’in “100 Soruda Mitologya” adlı eserinde şöyle tanımlanmaktadır: “Dağlık Arkadia’da küçükbaş hayvanların, çobanların tanrısı. Keçi ayaklı Pan, Hermes’in oğludur. Tanrıların, çokluk insan kılığında değil de hayvan kılığında düşünüldüğü ilk zamanlarda Pan da keçi kafalıydı; sonradan bu keçi kafasından sadece boynuzlar ve sakal alıkonarak, yüzü insan yüzü oldu.” Pan’ın hikayesi de birkaç yönden incelendiğinde böyledir.

Yazarın Pan karakterini yorumlama şekli bu tanımlara uymasa da, kendine özgü yeni bir versiyon olduğu kesindir. Yazar meditasyon, kuantum fiziği, mistik doğu dinleri gibi kavramlara yer vermiştir.

Kitapta olay örgüsü masalsı ve olağanüstü bir yerden ilerlerken bir taraftan da şimdiki zamanda gerçekçi bir hikâye ile Paris, Seattle ve New Orleans da eş zamanlı olarak ilerliyor. Sonunda masal ve gerçek hikâye, bütün karakterler üzerinden birleşiyor. Ve tabii ki parfüm metaforu da bütün kitap boyunca size eşlik ediyor.

Kitap bittiğinde burnunuzda kötü keçi kokusu  ve ağzınızda pancar tadı eşliğinde son sayfayı kapatıyorsunuz. Bu kitabı okuyup da, pancar yemeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Pancar konusunda da spoiler vermeden yazımı sonlandırıyorum.  Keyifli okumalar dilerim.

Parfümün Dansı
Tom Robbins
Ayrıntı Yayınları
432 sayfa

Burcu Kaşmer
Kitap Cafe
https://www.instagram.com/arya.kitap/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.