Müşfik Hanım’ın İzinde

Mihri Müşfik Hanım'ın İzinde
8 Üslup
9 Akıcılık
6 Kapak
5 Fiyat
7
Ebru Özgür diğer yazısı

Yaşamları sizi büyüleyecek derecede çeken kişiler vardır her birimizin hayatında, buna eminim. Aynı arayışın içinde bulunduğumuz insanların hayat hikayeleri bizi bütünleştirir bir anda o şahışla. Ve her zaman da sonu trajik bir şekilde bitmiş hayatları barındırır; ya yaşı, ya sevdiği renkler, ya da düşünce dünyasıdır bizi ona sürükleyen.

Kitabı elime almamın iki nedeni var aslında. İlki 20. yy başlarında Osmanlı sanatına olan merakım, diğeri ise Mihri Müşfik’i son okuduğum kitaplarda denk geliyor olmam.

“Bulantıyı hala hissedenlere..” diyerek başlaması aslında Emre Caner’in satırlarında nelerle yüzleşeceğimizi gösteriyor, bir nevi uyarıcı gibi. Mihri Müşfik’in hayat hikayesini beklemeyin diyor, kendi bulantısını Mihri Hanım’la bütünleştiren Caner. Yazarın “Kaplumbağa Terbiyecisi” kitabından sonra bu kitabı okumak şaşırtsa da, okuyucuda değişik bir deneyim bıraktığı kesin. Aslında bir yazarın kitap yazma sürecinde neler hissettiğini, nasıl buhranlardan geçtiğini, tesadüflerin karşısında nasıl kalemini cesaretlendirdiğini gösteriyor Caner bu kitabıyla.

Karakterimiz Ulaş’la başlıyor herşey. Çevirmen, hayatının dümenini rüzgara bırakmış, özgür ruhlu olduğunu sandığı sevgilisi tarafından terkedilmiş. Bu terkediliş onda varoluşunu sorgulatıyor, her bir satırda 1920’lerin dünyasında varoluşçu bir yazar okuyor hissi uyandırıyor okuyucuda. Sartre’den, Tevfik Fikret’ten, Rousseau’dan dem vuruyor her bir satırında kendi varoluşunu eskilerde bulduğunu kanıtlarcasına..

Tıpkı kendini ifade ederken belirttiği gibi;

Neden yaşayamıyorum bir türlü kendi zamanımda. Neden dalıp gidemiyorum kendi çağıma.

Kendi yalnızlığını Mihri Hanım’ın hayatını araştırmak ve onu, bulunduğu çağda yaşadığını hayal ederek bulmaya adıyor hayatını. Kendi bulunduğu yüzyıldan kopup gidiyor Mihri’nin adım attığı her yerde dolaşırken. Ama bir yandan da aşk acısı onu bambaşka bir insan yapıyor. Aşık olduğu kadını, Filiz’i arıyor gibi, Mihri Hanım’ın hayatını geçirdiği yerlerde dolaşırken buluyor kendini. İstanbul sokaklarını teker teker arşınlıyor, Mihri’nin oturduğu banklarda bir anda önünden faytonların geçtiği, erkeklerin fes giydiği zamanlara gidiyor, ve öylesine zaman tüneline kaptırıyor kendini ki arabasını satıp Roma’ya, Paris’e gidiyor. Onun hayatını bulmaya çalışırken, kendi hayatını bulmaya çalışıyor aslında. Onun hikayesini yazarken, kendi hikayesini oluşturuyor bir nevi. Tıpkı Auster’ın kitaplarında alışık olduğumuz cümleler çıkartıyor karşımıza. Bir yazarın varoluşunu veyahut yokoluşunu kanıtlama çabasında süregelen düşünsel devinimi.

Peki, kimdir bu Mihri Müşfik? Hiçbir yerden tanıdık gelmiyor olabilir bu isim size. Tanıdık gelmemesi bir o kadar tuhaf olsa da aslında bir o kadar da ünlü bir kadındır Mihri. 20. yy başlarında Osmanlı’da özgür ruhunun götürdüğü yerlere giden bir kadın hele ki kadınların sokaklarda dolaşması bile zor olduğu bir dönemde böylesine bir ruh… Ve bu kadın cesaretine cesaret katacak ve Osmanlı’nın ilk kadın ressamlarından birisi olucaktır. Bulunduğu yüzyıla ait olmayan bir kadın düşünün. Geçirdiği yaşam onu Roma’da, Paris’te, ve hatta New York’ta tutkunu olduğu resime ve aşka sürükler. Kolay değildir bir sanatçının resimle büyümesi ve hayata tutunması.. Ne kadar güçlü olsa da kamburlaşır öte yandan sanatçı. Bunun canlı kanıtı olan Mihri Hanım, Emre Caner’in karakteri Ulaş ile bir nevi yazarla özdeşleşiyor, kadının dünyası erkeğin kaleminden nasıl anlatılırı sorgulatıyor okuyucuya.

Kitabın sayfalarını tek tek çevirirken aslında bir sanatçının, sanatçı olma yolunda hangi zorluklara gögüs gerdiğini gösteriyor Ulaş karakteri. Bu ister kendisi olsun, isterse Mihri Hanım farketmez.

“Mihri Müşfik Hanım’ın İzinde” biyografik olarak okuyucuyu şaşırtan, aradığı kadını yanlızlığıyla özdeşleştiren bir kitap aslında. Okumak isteyenler öncelikle Mihri Hanım’ın hayatından kesitleri, Ulaş karakterinin düşünce dünyasıyla bir olarak okumalı.Caner’in kaleminin sağlam olduğunu, Kaplumbağa Terbiyecisi’nden sonra kanıtlar nitelikle. Bir günde bitirebileceğiniz bir kitap olması, kesinlikle sıkmıyor, tadında bırakıyor.

Osmanlı’yı merak edenleri bir kenara bırakıp, bir yazarın eser verme telaşında geçirdiği buhranlardan tutunda yaşadığı aşk dünyasındaki gelişmeler onu nasıl oluşturduğu karakterle özdeşleşebileceğini görmek isteyenler kesinlikle okumalı! Hele ki bir erkeğin dünyasından görünen kadının yaşamını merak edenler için.

Satırlarında belirttiği gibi;

“Bir kadının hikayesi adamlarla örülüyor..”

“Düşündüklerimi dil getirmek tek varoluş biçimim,diyen adamla kendini renklerin dünyasında var eden kadın karşılaşırlar Roma’da.”

Müşfik Hanım’ın İzinde
Emre Caner
Kapı Yayınları
182 sayfa, 2011

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.