Merve Akıncı (Röportaj)

Merve Akıncı

Kitapcafe: Merve Akıncı kaç yaşında? İstediğin ve hissettiğin yaşta mısın? Çünkü bilirsin bazen dışın ne kadar dinç olsa da kalbin binlerce yıl yaşlanmıştır. Bu durum sende nasıl?
Merve Akıncı: Ben 24 yaşındayım. Fakat insanın biyolojik yaşının ötesinde bir zihin yaşı olduğuna da sahiden inanıyorum. Geçen gün saydığımda 50’yi geçmiştim. Ve ne acı ki, yaşım 24! Kimi yaşı büyükler bize gülüyordur eminim. Ama ne demişler, herkesin derdi kendine büyük.

Kitapcafe: İstediğin mesleği mi yapıyorsun? Yani yazmak senin sonsuza kadar yapmak ve inşa etmek istediğin tek şey mi?
Merve Akıncı: Kesinlikle! Yazmayı, dolayısıyla üretmeyi ömrüm el verdiğince yapmak istiyorum. Üretip dünyamıza geçici de olsa geride bir şeyler bırakma düşüncesi bana muazzam geliyor. Meşakkatli bir iş, yalan yok. Dünyanın en yüksek basamaklı merdiveninde gibi hissediyorum kendimi. Her basamakla başka bir şey öğreniyor ve ilerleme kaydediyorum. İnsan kendini beslediği bir işi sonsuza kadar yapmak ister bence.

merveakinciKitapcafe: Ben okuduğun bölümü biliyorum ama bir de okuyucularımızla paylaşır mısın? Yazmayı ve okuduğun bölümü birleştirmek ve yeni şeyler yapmak gibi bir hayalin var mı?
Merve Akıncı: Ben Turist Rehberliği okudum. Fakat okurken de asıl yapmayı istediği meslek hiçbir zaman bu olmadı. Tercümanlığı çok istiyordum. Olmadı, nasip işte. Yönelmek istediğim başka bir bölüm var okulla ilgili. Bir yüksek lisans düşünüyorum ve bunun yazmama da katkı sağlayacağı yüzde yüz.

Kitapcafe: Bu yolculuk nasıl başladı? İçindeki yazma yolculuğu… Mesela kaç yaşında, ilk ne zaman bu tutkunun ayırdına vardın?
Merve Akıncı: Yolculuğa nasıl başladığımı anlatamam mantık çerçevesinde. Çünkü bir anda oldu. Elbette ortaokuldan beri kompozisyon derslerine âşık, kendi kendine şiirler yazan bir kızdım fakat asıl başlama hikayemi kelimelere dökemiyorum. Çünkü ben yazan insanların bunun için dünyaya geldiklerine inanıyorum. Yani bir gün bir şey oluyor ve bam! Parmakların seni şaşırtarak yeni bir dünya yaratıyor. İyi ya da kötü.

Kitapcafe: Her kitap senin ürünün, çocuğun… Yazarken yazarın yaşadığı şey mecazi olarak bir doğum sürecinden başka bir şey değil ama en çok acı çektiğin, emek verdiğin, “Zorlandım ama işte bu!” dediğin kitabın hangisi?
Merve Akıncı: Kesinlikle ikinci kitabım olan Senli’de yaşadım bu artçı sancıları. Çünkü çok ağır bir konusu, okurken bile insanın içini acıtan bir kitap. Bir de yazarken düşünün. Üzerine bir küçük de yaşanmışlık tozu eklenince zorlanıyor fakat “işte bu” dediğin kitabı ellerine almış oluyorsun.

Kitapcafe: Bu iş belki biraz wattpadle başladı ama bu fırtınada sürüklenip giden yazarlar olduğu kadar sağ kalanlar da oldu. Sen de sağ kalanlardan birisin. Bunu ve wattpad furyasını nasıl değerlendiriyorsun?
Merve Akıncı: Ben kesinlikle bir Wattpad nankörü değilim. Hâlâ oranın bir hazine olduğunu düşünenlerdim. Benim için yeri çok başka. Geldiğin yeri unutma derler. Wattpad yayın dünyası için bir furya haline geldi. Elbette her furyanın sonu olarak eski canlılığını yitirdi ve gördüğüm kadarıyla can vermek üzere. Gerçekten kaleminde ışık olanlar, yazdığı şeyleri parlatanlar ve gelişime açık ve aç olan insanlar sağ kaldı bana göre. Ben tırnaklarımı kanatıyorum, kendimi geliştirmek için yüksek lisansa başvuracağım. Laf dinliyorum, eleştiriye kulak kesiliyorum. Bunlar yine benim işime yaradığı için bu işte hırçın olmamaya çalışıyorum.

Kitapcafe: Ben henüz yalnızca “Senli” kitabını okumuş biri olarak sormak istiyorum. ☺ O finali yazarken hiç mi acımadın okuyucularına?
Merve Akıncı: Valla hayır ya! Yanlı düşünseydim, o benim yazdığım şey olmaktan çıkardı. Finali gerçekten bunu hak ediyordu.

Kitapcafe: Yine biraz Senin ile ilgili biraz diğer kitaplarınla ilgili bir soru sormak istiyorum. ☺ Aslında ben bazı şeylerin yazarın hayal gücü olduğunu ve her zaman yaşadığı şeyleri yazmadığını düşündüğünü biliyor ve seni bu konuda destekliyorum ama ( her zaman bir “ama” vardır ☺) Ama öyle kitaplar yazıyorsun ki insan “Merve bunu yaşadı mı?” diye düşünmekten kendini alamıyor. “Böyle büyük bir aşkın yolunda acı çekti mi?”, “Böyle bir insanla karşılaştı mı?”,… gibi.
Merve Akıncı: Genellikle kitaplarıma kendimden çok ama küçük şeyler katıyorum. Bir karakterimin çaya tiryakiliği, bir diğer karakterimin sevdiği müziği, yine diğerinin kitap okumayı sevmesi aslında tümü benim hoşlandığım şeyler oluyor. Kendimden bir tutam eklemeden onları yaşatamıyorum sanırım. Ama büyük aşk acıları çekmedim. Aşkla tanıştığımı bile sanmıyorum. Ben aşkı ancak hayal ediyor, öyle yazıyorum.

sahmelek

Kitapcafe: Gelecekteki projeleriniz nelerdir, gibi klasik paparazzi sorusu sormak istemezdim ama bana çıtlattıklarını burada kullanmazsam olmazdı. ☺ Bana bir kitap daha yazacağını sonrasında ise içinde büyüttüğün başka kelimelerinin olduğunu ve artık onları kağıda dökeceğini söyledin. Bize bundan biraz bahseder misin?
Merve Akıncı: A evet! Artık yazmak istediğim, aydınlatmak istediğim yolu seçtim. O doğrultuda ilerleyeceğim nasipse. Önceki kitaplarıma da eskiz defterlerim olarak bakacağım. Onlar sayesinde gelişimimi devam ettiriyorum ne de olsa. Seçtiğim yol şimdilik bende kalsın. Herkesin kitap çıkarken öğrenmesini istiyorum. Ha, bu kitap ne zaman biter ya da ne zaman yazmaya başlarım onu da bilemiyorum. Benim için önemli bir basamak olacak; ince eleyip sık dokuyacağım.

Kitapcafe: Eğlenceli bir soruyla veda etmek istiyorum. Sana ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şeyi sormayacağım. Issız bir adam kalbine düşse bu çıkmazdan kurtulmak için kullanacağın üç şeyi soracağım. ( ıssız adamları kalbine düşürmüş tüm kızların adına soruyorum☺)
Merve Akıncı: Hayatımda karşılaştığım en ilginç sorulardan bu, Ayşe! Sanırım, bu ıssız adam sendromunu ben son kitabımda işledim. Karakterimin yolundan gideceğim ama ondan kurtulmayacağım. Onu çok severim. Ona tüm şefkatimi vererek karşılıksız yanında olduğumu gösteririm. Ve benden ayrıldığı noktada – ne de olsa adam ıssız – ısrar kıyamet etmem, kendi kendime ağlardım. Yaşanacağı varsa yaşanır ya, ıssız da olsa kurtulamazsın. ☺

Yazarın el kitabı;
Genelde nerede, günün hangi saatinde yazarsın?
-Yatağımda, gece 2 civarı yazmaya başlarım.
Yazarken hangi müzikleri dinlersin?
-Buraya sığdıramam ama bir kanal vereyim: Wave of Good Noise
Yazarken yanından ayırmadıkların?
-Zihnimdeki kurgular, biraz da kahve. Ve dudak nemlendiricisi. Yazarken işler çok heyecanlı giderse dudaklarımı kemirmeye başlıyorum.
Yazarken tıkındığın abur cuburlar?
-Yazarken yemem. Dikkatimi dağıtıyor.
Kahve mi çay mı?
-Çay.
Tek kitap? Tek yazar?
-Posta Kutusundaki Mızıka.
-Erdal Demirkıran.

Merve Akıncı kitapları için tıklayın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.