Macbeth’in Cadıları Aramızda!

Macbeth

İzmir’de yağan sıra dışı bir kar ve ardından beyaz mutluluklar her yerde. Az rastlanır böylesi beyaz bir günü masal kahramanı olarak yaşamak ne güzel olur derken, kar taneleriyle birlikte aklımda Shakespeare’in kahramanları ve cadıları uçuşmaya başladı ve bir paradoks canlandı hemen zihnimin sahnesinde…Ardından hayaller peş peşe.. Amacım Shakespeare’in ünlü trajedisi Macbeth incelemesi yazmak değil.

Bugünden, bu andan geriye dönük çağrışım dolu bir yolculuktu hissettiğim. Kar taneleri yakalamaya çalışır gibi imgesel çağrışımları bir top haline getirip size fırlatmak istedim sadece. Saf mutluluğu bir kenara bırakıp bugünlerde yaşanılan uğursuzluklarla, acılarla, içimize düşen ateşlerle nasıl da ortaçağ karanlığında ışıksız ilerliyoruz fark edin diye yüzünüzün tam ortasına bir tane daha! Belki de, bu kar soğukluğu ve beyazlığı, beni geleceğe değil de geçmişe götürdü. Sizi de alıp götürsün istedim, o nedenle alın bir tane daha! Mutluluğunuzu böldüğüm için çok üzgünüm ama bir tane daha!

Siz yüzünüze, üstünüze bulaşan soğuk kar parçacıklarını silkelerken ben devam ediyorum geçmişte. Evet, hazır mısınız? 16. yüzyıldayız şimdi, sahne soğuk, acı, sisler ve siyahlar içinde üç cadı, nerede buluşmak istediklerine karar vermeye çalışıyorlar… Bir mağara, kaynayan kazan, gök gürültüsü ve büyülü fısıltılar duyuluyor. Kehanetleri uzanıyor günümüze kadar, içimize kadar…

Acı üstüne acı, kan üstüne kan,
Kayna kazanım kayna, yan ateşim yan.

Macbeth, I. Perde, Sahne I….

“Fair is Foul, Foul is fair!”

İşte bu ünlü replik, yankılanır cadıların giderek yükselen sesleriyle, sisli bir havada: “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır,” anlamına gelen bu kısacık derin cümle, olayların, insanların, her şeyin iyi ya da kötü görünebileceğini ama dikkatle bakıldığında her şeyin birden tam tersine dönüşebileceğini anlatır… Tam da Macbeth’in savaşı büyük bir zaferle kazandığı gün haykırır cadılar bu uğursuz sözleri, mutluluğa bir gölge düşürürcesine, gelecekte olacak kötülüklere işaret edercesine… Ve paradoks an an, ince ince işlenir ve gerçeğe yol alır oyunun sonunda… Macbeth’in nasıl bu kadar ani bir değişim yaşayarak bir zorbaya dönüştüğünü izleriz aslında. Macbeth, zafer sarhoşluğundan uyanıp değerlerinden ödün vermeseydi, hırsına yenik düşmeseydi keşke dedirtecek kadar acı, geri dönüşü olmayan olaylar yaşanır, yitirilenler sonsuza dek yitik kalır sonrasında.

Macbeth’in işlediği cinayet sonrasında yaşadığı iç savaşı yaşıyoruz hepimiz, bir trajediyi oynuyoruz bize azap veren.. Aynı Macbeth gibi her türlü değerden giderek uzaklaştığımızı bile bile yola devam ediyoruz, ama ne denli bir acı, ne denli bir azap çekiyoruz onu kimse bilemez işte.. Hayatlarımızda, “Masum bir çiçek gibi görünün, sizse ona sarılmış bir yılan!” diyen tüyler ürpertici kötülük potansiyeli taşıyan Lady Macbeth’ler de var! Hayır, kötü kadın Lady Macbeth’in kocasını ayartmasıyla yaşandı bu cinayet deyip vicdanınızı rahatlatma yoluna gitmeyin sakın. O kadar basit değil, Shakespeare’in bakış açısıyla, o kadar basit olamaz. Böylesi bir düz mantıkla bakamayız, çünkü insan başlı başına karmaşık bir varlık! İnsan, insanoğlu işte!

Hayatımız asırlar önce de böyle imgelerle doluydu şimdi de öyle! Asırlardır cevaplanamayan ruhani bütünlüklerin içinde yuvalanan karmaşalarla dolu hem de! Bu denli bilinçsiz, bu denli kendinden geçmiş bir piyon olamayız! Doyumsuzluklara, kirlenmişliklere, kirletilmişliklere, hırslara, zorbalığa, şeytanlığa teslim olmayacak tercihlerimiz olmalı. Macbeth’in ölmeden önce söylediği sözlerle hayatın anlamını fark edişi ancak bu kadar güzel dile getirilebilirdi. Sadece şiir sevenler dikkat edin okurken, imgesel derinlikleriyle sizi bir uçurumun kenarına sürükleyebilir bu dizeler…

“Yarın, yarından sonra bir yarın, bir yarın daha
Sürüp gidiyor günden güne küçük adımlarla;
Geçmiş günlerimizse nice sersemlere ışık tutmuş,
Ölüm yolunda toz toprak olmazdan önce.
Sön, cılız kandil, sön! Hayat dediğin ne ki:
Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:
Bir saat boy gösterip boyun kırıp gidecek!
Bir daha da duyulmayacak artık sesi.
Bir aptalın anlattığı bir masal bu:
Kuru gürültüler, deli saçmalarıyla dolu.”

Ve yazıma, cadıların “her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır,” sözleriyle son vererek şerlerin ardından gelecek olan hayırları bekliyorum. Şimdi beklenen, paradoksun öteki yüzü!

Şaziye Çıkrıkcı diğer yazısı

Kırılma Vakti – Şaziye Çıkrıkcı

Kırılma Vakti İnsan dediğin dipsiz bir kuyu… Dipsiz bir kuyuya inip orada...
Devamı

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.