Heba

Heba
10 Üslup
10 Akıcılık
10 Kapak
10 Fiyat
10

“Belki her türlü boşluğun ve doluluğun şeklini alan sivri dişleriyle kemire kemire zaman yok etti bu mahcubiyet duygusunu…”

Heba… mükemmel bir kitaptı. İnsanın kafa karışıklığının içindeki düzeni anlatıyordu adeta. Neydi tüm bunlar? Geçek mi? Yoksa hayaller silsilesinden başka bir şey değil mi?

Bir anahtarla başlıyor Ziya’nın hayatı. Ev sahibesinde gördüğü heba olmuş bilinmezliklerle şaşkınlığa uğruyor kendisi de bizim gibi. Derken oradaki işi bitiyor ve bir rüyanın içerisinde buluyor kendini. Sonradan baktığında yaşadığı hayat mı gerçek, gördüğü mü anlamakta zorlanıyor. Hasan Ali Toptaş bize öyle bir roman sunmuş ki, soyutlukların içerisinde kayboluyoruz. Büyük zannettiğimiz şeylerin hiç de o kadar büyük olmadığını, küçümsediklerimizin de hayatımızı değiştirecek kadar mühim olduğunu vurguluyor.

Ziya ve Kenan askerde tanıyorlar birbirlerini. Suriye sınırında… hani hep duyduğumuz kahramanlık hikayeleri gibi olmuyor onlarınki. Korku dolu, geçmek bilmeyen zamanlar içerisinde tutunuyorlar birbirlerine. Yok olan hayatların can suyuyla besleniyorlar. Her şeyin bizim zannettiğimiz gibi olmadığını gösteriyorlar bize. Yaşamla ölüm arasında sıkışıp kalmış hayatlarının kimileri için ne kadar ucuz olduğunu satır satır anlatıyorlar.

Oradan Ziya’nın kendi iç dünyasıyla devam ediyor roman. Kenan ‘ı bir süreliğine kaybediyoruz. Ta ki Ziya onun köyüne yerleşinceye kadar. Bir tatlı huzur arayışıyla yerleşiyor oraya Ziya. Bir tutam da buluyor belki ilk etapta ama sonra…sonra bu huzurun sahteliğinin altındaki acıları keşfediyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını anlatıyor. Değişimden her şey gibi köy hayatı ve insanlarının da payını aldığını sezdiriyor. Düşünmek bize kalıyor.

Hiç mi tatlılık yok diyorsunuz şimdi içten içe biliyorum. Evet haklısınız bu kadar acının yanında insanın içini ısıtan bir şeyler de var elbet. Ziya ve Kenan’ın dostlukları bunlardan biri mesela. Öyle bir şey yapıyor ki Kenan dostluğunun, insanlığının gerçekliğine inandırıyor bizi. Ya da askerdeyken tellerin arasından onlara gizli gizli yiyecek satmaya çalışan çocukların masumlukları da var iyi olan.

Kitabın her satırından bir ders çıkarılabilir galiba. Teknik açıdan da çok sağlam. Özellikle bir şey benim dikkatimi çekti. Hani normalde gerçeklikten bir seziyle geçmişe gidersiniz, hayal kurmaya başlarsınız ya? Burada sanki bu hayal veya hatırlama, gerçeklikle karışmış bir şekilde veriliyordu. Düşünün ki bir satır hatıra, bir satır gerçek… bir satır hatıra, bir satır gerçek… Benim ilk kez karşılaştığım bir durumdu. Zannediyorum Toptaş’ın diğer kitaplarında da karşılaşacağım.

Sonundan hiç bahsetmeyeceğim. Sonunu okura bırakmış bence yazar. Siz nasıl istiyorsanız öyle olsun demiş. Ben mi ne anladım? Bence sonunda Ziya ve yazarımız birlikte, bir tek pencereden bakıyorlar Ziya’nın yaşamına… bir tek pencerede bütünleşiyorlar…bir tek pencerede buluyorlar kendilerini…Belki de birbirlerinde izliyorlar yok oluşu… Anahtar’dan, Fenâ’ya…

Evet evet mutlaka okuyun diyorum. Mutlaka…

Heba
Hasan Ali Toptaş
İletişim Yayınları
308 sayfa, 2014

diğer yazısı Seçil Başak Savaş

Thomas More ve Utopia

“Yaşarken de ölürken de neşeli Sir Thomas More…” Kimi yazarlar vardır hani...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.