Gölge

10 Üslup
10 Akıcılık
8 Kapak
10 Fiyat
9.5

Bizim için hayat, sağlam bir halata uzanıp gökyüzüne bakmaktı. Bir anne sureti görünceye kadar oradaki yıldızları birbirine ilmeklemek.

Kaç kez kalemi elime alıp bıraktım. Nereden başlayacağım, nasıl yazacağım, ya bir eksiklik olursa, ya bana verdiklerini, hissettirdiklerini aynı titizlikle ben şuan okuyanlara aktaramazsam. Benim yüzümden bu harika kalem ile hiç tanışmazlarsa diyerek yiyip bitirdim kendimi. Böyle böyle kaç gün geçti bilmiyorum. Yine en doğalından başla yazmaya dedim. Tüm bu karmaşıklığın, panik halin dahil. Gönlümü fetheden bu eserin incelemesini umarım layığıyla yapabilirim.

“Gel sana bir hikâye anlatacağım” diye başladı sevgili İsmail Güzelsoy, sohbet edermişçesine, sanki birebir bana hitap ediyormuşçasına anlattı her şeyi. Tüm çirkinlikleriyle, gerçeklikleriyle birlikte. Gölgelerle dolu bu yalan dünyayı, insanların zalimliklerini bana anlatırken, öpülesi elleri ile çizdiği resimleri de gösterdi. Hem yazdı, hem çizdi. Ben hayran hayran okurken, okuduklarımı araştırırken çizdiği gölgeler hayat buldu zihnimde. Kitabı kapatıp gerçek hayata her geçişimde fark ettim ki; etrafımda ne çok gölge varmış. Her gölgenin, bir hayatı, bir anlamı olduğunu sezmek ürküttü beni. Ürksem de bu kitabı okuyan, anlayanlardan olduğum için kendimi özel hissetmedim desem yalan olur. Kitap aşkı ile yanıp tutuşan yüreğim İsmail beyin kalemiyle tanıştığı için tüm gölgelere artık ben de varım, ben de hissediyorum, görüyorum sizi, diye haykırasım geldi.

“Senin acının başkalarını eğlendirdiği bir yer ya da bir zaman hayal et. Cehennem orasıdır. Dünya, insanın işgali altında sömürgeleşmiş bir cennettir.”

Rüyalar aleminin hiç bilinmedik yönünün, minareler arası çekilen mahyaların üzerinde gösteri yapan cambazların, hileli zarlarla oynanan kumarların, düzenlenen ramazan eğlencelerinin, rüya bazların, muskacıların, birbirine karışan hekimle müneccimin, hatta o müneccimin rivayetleri ile savaşa çıkılan zamanın, yaşanan en yasak aşkın, gizli cemiyetlerin olduğu dolu dolu bir kitap.

“Burada olanları Allah’a anlatacağım” …

GölgeKitap, maymunların katliamı ile başlamaktadır. Maymunlar o dönemin en önemli hayvanıdır. Evde beslenen evcil bir hayvan, ticarethanede yardımcı, gemilerde de gözlemci olarak hayatlarının her yerindedirler. Herkesin evinde de vardır hemen hemen. Bir gün hoca efendiye “maymunlar fuhşa alet olur” mu diye sorarlar. Hoca efendi, şimdiye kadar böyle bir şeyi düşünemediği için hayıflanırken, tüm gün evde olan ve maymun ile baş başa yaşayan karısı gelir gözlerinin önüne, hem de en iğrenç şekilde. Sorgulamayan, hoca efendi ne derse doğrudur, diyen zihniyet bir tek söz ile tüm maymunları toplar ve idam eder. Alırlar Allah’ın verdiği canı marifetmişçesine, en vahşi şekilde. O zaman nasıl inlettiyse İstanbul semalarını Masum canların çığlıkları, okuduğumda da benim beynimin içinde inledi, kalbimin sancısını hissediyorum hala, her aklıma gelişinde. Maalesef bu III.Murat devrinde, Osmanlı’nın en şaşaalı yıllarında yaşanan gerçek bir olaydır.

“Dünya üzerinde insan kadar vahşi bir canlı olmasa gerek. Hatta sana söyle söyleyeyim: Vahşet avlanan için vardır, avlayan için o dediğin bir eğlenceden ibarettir.”

Tarihçiler o günü ‘’İstanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı’’ diyerek anlatsa da, bizim hikâyemiz de bu kan dondurucu olaydan geriye sadece bir küçük maymun kurtulur. 7 yaşındaki yetim bir çocukla yolları kesişir. Önce arkadaş, sonra dost, sonra kardeş olurlar. Bu yetim, nerden geldiğini, anne babasının kim olduğunu hatta kumara, içkiye düşkün adamın ve onun sakat babasının yanında neden yaşadığını bilmemektedir. Ufaklığından beri neden sürekli halat üzerinde olduğunu ve cambazlık için yetiştirildiğini de. Bu yaşam koşullarında, kör inanca sahip insanların arasında bizim yetim küçük arkadaşı ile cambazlık yapmaya başlar. Daha sonra fakir ama özgür bir hayat sürerlerken, herkesin hayran olduğu başhekimin yanına, saraya yardımcı olarak yerleştirilirler. İşte bu kısımdan sonra okuduklarınız tüm düğümleri çözerken, aklınızın alamayacağı görselliklerle resmen uykularınızı kaçırdığını söylemeli, ta ki o sarsıcı sona kadar bir sürü sorunun yanıtını aradığınızı ama bulamadığınızı itiraf etmeliyim.

Her insan yaşadığı müddetçe sonu söylenmemiş bir hikâyedir.

Yalın anlatım ve bire bir okuyucuya hitaptan ötürü öyle bir giriyorsunuz ki kitabın içine, o an oradaymış hissi ile müdahale etmek, bu hikâyenin seyrini değiştirmek istiyorsunuz. Yazıma son verirken en çok etkilendiğim ve Gölge’nin bana mirası olan, her gün kendime defalarca söylediğim bu sözü de buraya bırakmak istiyorum ve diyorum ki; “Burada olanları Allah’a anlatacağım” …

“Hayatın değişmesi hiçbir zaman mazlum insanların yararına olmamıştır. Olmayacaktı da. Çünkü hayatı değiştirenler onu yaşayanlar, ondan tat almaya çabalayanlar değil, ona hâkim olmak isteyenlerdi.”

Bu kitabı okuyun ve okutun! Şimdi sıra yazarımızın diğer kitaplarını okumada.

Gölge
İsmail Güzelsoy
Doğan Kitap
296 Sayfa, 2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.