Frida Kahlo

Frida Kahlo

Ressam, devrimci, terkedilen sevgili, yaratıcı, hayalperest, sakat, güçlü, inatçı, hayat dolu, yatalak, başarılı, aldatılmış bir eş, aşık… Tüm bu sıfatların sahibinin Frida Kahlo olduğunu düşünürsek liste uzar gider. Özelliklerini sayarken aralara üzücü diye addedebileceğimiz “sakat, yatalak, terkedilen sevgili, aldatılan eş” gibi okuduğumuzda dahi içimizin burkulacağı şeyleri bilerek ekledim. Neyse ki Frida’nın içi burkulmamışta adını günümüze taşıyıp bize gerçek bir örnek olmuş.

Küçük bir kız çocuğuyken mutlu sonlarına bayıldığımız Külkedisi, Pamuk Prenses gibi masalların yanı sıra Frida Kahlo’yu anlatan en azından bir çocuğun anlayabileceği düzeyde anlatan kitaplarda okumuş olmayı dilerdim. Nota Bene Yayınları bu dileğimi destekler nitelikte ‘Frida Kahlo’ adlı kitabı ‘Anti-Prenses’ serisi adı altında yayımlamış bulunmaktadır.

Bu güne kadar özendiğimiz prenses masallarından ikisine gelin birde eleştiren göz ile bakalım; Külkedisinde üvey annesi tarafından hakkı yenen eziyet edilen ama sesini çıkarmayan, bir gece bir peri tarafından ışıl ışıl giydirilip süslenip prense yollanan tek umudu prensin gelip onu kurtarması olan nitekim kurtarılan kız teması, Pamuk Prensesin çok güzel olduğu için cadı tarafından öldürülmek istenmesi yani güzelliğin kıskanılacak bir şey olması, yedi cücelerin evine sığınması ve burada cücelerin evini temizlemesi güzel yemekler pişirip yanı sıra güzelliğiyle hayranlık uyandırması yine bir prens tarafından kurtarılma teması. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak bu masallar bizleri uzun bir süre hiçbir şey yapmayıp bizi rahata refaha ulaştıracak prensimizi beklemeye mecbur kıldı.
Bilinçaltımıza iyi bir kız olmanın sessiz, haksızlık karşısında olsa bile sükunetini bozmayan, temizlikten yemekten anlayan aynı zamanda güzel olmak olan ve bu kızların yalnızca prens gibi adamlarla evleneceği işlendi. İnanıyorum ki bu mantıkta bir çok kadın erken yaşta prensini (ya da prensi zannettiğini) buldu prenses model gelinliğini giydi evinin prensesi oldu elini eteğini üretmekten ve çalışmaktan çekti. Bir çok kadın da hala mutlu olabilmek için prensini bekliyor. Çünkü hayatın üretmeye, çalışmaya ve savaşmaya değer olduğunun, üretmenin, tek başına başarmanın ve başarının karşısına geçip tebrikleri kabul etmenin hazzını henüz keşfetmedi.

İşte tam bu sırada Frida Kahlo biz kadınlara bir kurtarıcı, gerçek bir idol olarak gönderildi. Frida, genç kızlığının en hayat dolu ve gençlik aşkının en ateşli döneminde geçirdiği tramvay kazası sonucu uzun bir süre yatağa alçılara ve ameliyatlara mahkum oldu, sevgilisi tarafından bu acı dönemde terk edildi. Ama o direndi yattığı yerden hayal etmeye üretmeye ve resmetmeye devam etti. Yatağında resmedebileceği bir nesne ya da kişi olmadığından aynadan gördüğü kendi aksini resmetti…
O halde bile ayakları üzerinde durabilen, koşabilen sağlıklı bir çok insandan başarılıydı. Hiç yılmadı hayatla savaştı ve yaşaması bile bir mucizeyken ayağa kalktı tekrar yürüdü. Sakattı ve vücudunda yara izleri vardı ama o kurtarıcı bir prens beklemiyordu. Ailesine maddi destek sağlamak için resim çizmeye mi devam etmeli yoksa başka bir iş mi yapmalı diye düşünüyordu ki bu sırada fikrini almak istediği ilerde kocası olacak ressam ile tanıştı. Aşık oldu… Aşık olduğu adam daha önce iki evlilik yapmıştı çocukları vardı daha da önemlisi sadık bir eş olmadığı herkes tarafından biliniyordu ancak Frida gerçek anlamda kimsenin baskısı altında kalmadan bu adamla evlendi.

Kaza sebebi ile aldığı hasarlardan ötürü anne olamadı ama hayalinde bir erkek doğurdu ona inandı hatta oğluna doğum belgesi bile hazırladı. Oğlunu hayalinde büyüttü ona Leonardo dedi. Bu arada kocası onu defalarca aldattı. Öyle canı yandı ki kocasına; “Bu hayatta iki büyük kaza geçirdim; birisi tramvay diğeri sensin” dedi. Ama resmetmeye, yaşamaya direnmeye devam etti. Hala hayalleri vardı kendi sergisini açacaktı. Her zaman toplum baskısına ve tabularına aldırış etmeden canı ne yapmak istiyorsa onu yaptı tıpkı bir erkek gibi. Savunduğu görüşe hizmet etmek için siyasi partiye üye oldu. Hayvanları çok sevdi ve bir çok evcil hayvan besledi. Deneyimlemek istediği her şeyi deneyimledi.

Hastalığı zamanla daha kötüye gitti artık ayakta duramayacak raddeye geldi bir bacağı kesildi, bunun üzerine ‘Uçmak için kanatlarım varken niye yürümek için ayaklar isteyeyim ki?’ diyerek içinin hala ne kadar hayat dolu olduğunu kanıtlamıştır. Zamanla alçılara ve yatağa geri döndü tüm acılarına ve yatak mahkumiyetine rağmen Frida’nın en büyük hayali ülkesinde sergi açmak oldu ve nitekim bu hayalide gerçek oldu. Frida sergisine doktoru yatağından çıkmaya izin vermediği için yatağının içinde yatar halde gitmiştir.

Frida, hayatı boyunca çok yattığını öldüğünde de bedeninin mezarda yatmasını istemediğini bu nedenle yakılmak istediğini söylemiştir ve Fridan’nın külleri şu an, doğduğu ve öldüğü ‘Mavi Ev’ denilen evde saklanmaktadır. Mavi Ev kocası tarafından Frida’nın ölümünden sonra devlete bağışlanmıştır. Hepsi tabii ki bu kadar değil. Konu Frida olunca sayfalar dolusu yazılır ancak hem kendiniz hem şu andaki ve ya gelecekteki kız/erkek çocuğunuz için bir nefeste okuyacağınız Frida Kahlo’ya kütüphanenizde hatta baş ucunuzda yer vermenizi muhakkak tavsiye ederim.

Ayrıca 2002 yapımlı Salma Hayek’in can verdiği “Frida” filmi ile de hikayeyi gözünüzde canlandırabilirsiniz. Yaklaşık iki saat süren filmin bitmesini hiç istemeyeceksiniz.

Hayattan yorulduğunuzu, tüm aksiliklerin sizin başınıza geldiğini düşündüğünüz her an açıp tekrar okuyabileceğiniz bir kitap. Sabah işe giderken otobüsü, servisi kaçırdığımızda, saç boyamız tarif ettiğimiz gibi olmadığında dahi hayatı kendimize zehir ettiğimiz şu dönemlerde böylesi güçlü kadınların yaşanmış ibretlik hayatlarına ihtiyacımız olduğu su götürmez bir gerçek.

Frida’nın hayatı bize demek istiyor ki; bizi biz yapan sahip olduğumuz kol, bacak, ayak değil hayallerimiz ideallerimizdir. Çok uzaklarda sandığımız başarı ellerimizin altında tek yapmamız gereken şartlar ne kadar zor olursa olsun üstünde ne kadar çok yük olursa olsun ellerimizi oynatmak ve vazgeçmemek.

Frida Kahlo
Nadia Fink
Nota Bene
28 sayfa, 2016

Fatma Ağkılınç diğer yazısı

Oz: Kansaslı Dorothy

“Dorothy ilk defa öldüğünde on iki yaşındaydı. En azından bana söylediği buydu”...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.