Filmi Yapılan Kitaplar

Filmi Yapılan Kitaplar

 

Gişe rekorları kıran kitap uyarlaması filmlerden seçtiklerimiz.

Tiffany’de Kahvaltı – Truman Capote

1940′lı yılların New York’unda hareketli cemiyet hayatı öğlenden sonra barlarda içilen martinilerle başlar, Tiffany’de edilen şampanyalı kahvaltılar ile son bulurdu. Bu renkli hayatın ilginç simalarından Holly Golightly, küçük dairesinde erkek arkadaşları için verdiği ev partileri ile dikkat çekiyordu. Görünüşte eğlenceli ama yüzeysel bir hayat süren bir çocuk-kadın olan Holly Golightly’nin yaşamı çözülmeyi bekleyen gizemlerle yüklüydü. Genç bir yazar adayı ise bu gizemleri çözmek için çoktan yola çıkmıştı bile..

[divider_1px]

Schindler’ in Listesi – Thomas Keneally

Alman bir Katolik olan Oskar Schindler, İsraillilerin onurlu bir kahramanı olarak Kudüs’te gömülüdür. Rightous People Bulvarı’ndaki bir ağacın üzerinde ismi kazılıdır. Schindler; Musevi sorununa, II. Dünya Savaşı’nda kendisine ait Cracow’daki fabrikasına toplama kamplarından kaçırttığı tutsaklarla cevap vermiş bir Alman sanayicisidir. Soykırımda binlerce Museviyi kurtarıp Çekoslovakya’da Listesi’nde yer alabilecek isim;
tutsak bir Musevinin geleceği için en azından bir umut demekti…

[divider_1px]

Körlük – Jose Saramago

Körlük, 1998 yılı ‘Nobel Edebiyat Ödülü’ sahibi Portekizli yazar Jose Saramago’nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap. Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlaki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır.
Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır. Portekiz’in yaşayan en önemli yazarı olan Jose Saramago, bu çarpıcı romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır. Çağdaş dünya edebiyatının bu ünlü adının öteki yapıtlarını da yakında Can Yayınları arasında bulacaksınız.

[divider_1px]

72. Koğuş – Orhan Kemal

Türk edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Orhan Kemal’in başyapıtlarından biri olan 72. Koğuş, insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında anlatırken bile direnişin sesini duyuruyor okurlarına. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor.

Orhan Kemal’in kitapları bîr okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve aydınlığı yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Orhan Kemal’in kitapları bîr okurum hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır.

Prestij – Christopher Priest

19. Yüzyıl’da iki sahne illüzyonisti, aristokrat kökenli Rupert Angier ve işçi sınıfından gelme Alfred Borden, sert ve ölümcül bir kavgaya tutuşur; bu kavganın etkileri, ikisinin de soyundan gelenlerde yüz yıl sonra bile hissedilmektedir.

Viktorya Devri müzikhollerinin, gaz lambası ile aydınlanan kadife dünyasında çalışan iki adam, saplantılı bir gizliliğin ve doyumsuz merakın ölümcül birleşimi ile sınır tanımadan, birbirlerinin hayatlarının karanlık köşelerinde sinsice dolaşıyor.

Mücadelenin merkezinde ikisinin de sahnede sergilediği şaşırtıcı bir illüzyon numarası var. Bu numaranın sırrı çok basit ama taraflar için asıl gizem daha derinlerde yatıyor. İkisinin de saklayacakları şeyler, bir illüzyonun gerçeğinden çok öte…

[divider_1px]

Örümcek Kadının Öpücüğü – Manuel Puig

Faşist diktatörlük altındaki 1970’ler Arjantin’inde, ateşli devrimci Valentin ile orta yaşlı eşcinsel Molina hapishanede aynı hücreyi paylaşırlar. Popüler kültürün fantezileriyle yaşayan bir vitrin tasarımcısı olan Molina ile tüm yaşamını devrimci mücadeleye adamış olan Valentin, zaman zaman çatışarak, zaman zaman birbirlerinin farklılıklarını hoşgörerek ortak bir yaşamı paylaşacaklar, giderek birbirlerini nasıl dönüştürdüklerini fark edeceklerdir.
Kendisi de yapıtlarındaki karakterler gibi alışılmışın dışında bir yaşamı seçmiş olan Manuel Puig, Arjantin tarihinin en kanlı baskı döneminde insan onuru ve tutkusunun ayakta kalışının öyküsünü anlatıyor. Örümcek Kadının Öpücüğü, bambaşka nitelikler taşıyan iki insanın dostluk ve dayanışmasından yola çıkarak, buyurgan bir toplumdaki cinsel ve siyasal baskıları şiirsel bir yaklaşımla eleştiriyor.

[divider_1px]

Akıl Oyunları – Sylvia Nasar

Bu kitap Nobel Ödüllü Matematik dahisi John F. Nash’in dramatik yaşam öyküsüdür.

Meslek hayatı çok kısa süren Nash otuz yıl şizofreninin pençesinde kıvrandıktan sonra mucizevi şekilde iyileşir ve Nobel Ödülü’yle onurlandırılır. Akıl Oyunları, otuz yaşında bir efsaneye dönüşen bir dahi John Forbes Nash’in gözkamaştırıcı yükselişini, dünyadaki diğer matematikçilerin “olanaksız” diye niteledikleri bir dizi bugüne dek çözülmemiş problemleri çözerek matematik dünyasını büyülemesini sergiliyor.

Duygusal bir öykü olan Akıl Oyunları, matematik ilminin gizemli dünyası ile deliliğin trajedisini gözler önüne seriyor. Akıl oyunları bir Rembrandt tablosunda olduğu gibi parlak ışık efektleriyle bezenmiş, çok iyi yazılmış, büyüleyici harika bir kitap…

Kitap beyazperdeye de aktarıldı. 4 dalda Altın Küre Ödülü kazanan film bu yıl 8 dalda da Oscar Ödülü’ne aday gösterildi. Büyük dahinin filme yansıtılmayan çocukluk yıllarını ve önemli birçok ayrıntıyı bu biyografik eserde bulacaksınız…

[divider_1px]

Amerikan Sapığı – Bret Easton Ellis

Patrick Bateman 26 yaşında, 80’li yılların Amerika’sında New York’ta yaşayan bir borsacıdır. Yakışıklı, iyi eğitimli ve zengindir. İyi giyinmeyi, iyi kulüplere gitmeyi, pahalı ve güzel kadınlarla birlikte olmayı, kokaini sevmektedir. Kadınları öldürmeyi sevmektedir, çocukları, köpekleri, dilencileri öldürmeyi sevmektedir. Tüketmeyi, yok etmeyi sevmektedir. Patrick Bateman’ın Wall Street’in gündüz yaşamındaki normal, gece hayatındaki sapkın yaşam tarzı, tüm yaşadıkları gerçek midir? Yoksa her şey Patrick Bateman’ın zihninde yaşattığı gerçekler midir?
Tek gerçek: O, Patrick Bateman; O, Dostoyevski’nin deyimiyle “Aramızda gün doldurmakta olan azap içinde bir ruh”; O, Amerikan Sapığı…

[divider_1px]

Kuzuların Sessizliği – Thomas Harris

Akademiden mezun olmuş genç FBI ajanı Clarice Starling, FBI ajanı kurbanlarının derilerini yüzen sapık bir katilin elinden bir kadını kurtarmaya çalışır. Clarice, katila ulaşmak için başka bir psikopat olan ünlü doktor Hannibal Lecter ile yakınlaşır. Lecter’dan bilgi alması için önce onun güvenini kazanması gerekmektedir. 1992 yılında 7 dalda Oscar’a aday olan film, yönetmeni ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle hak kazanmıştı.

[divider_1px]

Sineklerin Tanrısı – William Golding

“Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne’ın Mercan Adası’nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı’nın başlıca iki kişisine Mercan Adası’ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası’nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu’nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır.
Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne’ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir…

[divider_1px]

Yeşil Yol – Stephen King

Acımasız katillerin bulunduğu Could Mountain hapishanesinin E bloğuna hoş geldiniz. Buradaki mahkumlar Yaşlı Spark diye bilinen elektirikli sandalye için sıralarını beklerlerdi. Hapishane gardiyanlarından Paul Edgecombe için bütün katiller aynıydı. Ta ki John Coffey adındaki mahkumla tanışıncaya dek. Dev cüsseli, çocuk kalpli bu adam Edgecombe’un hayatını değiştirecekti.

[divider_1px]

Selvi Boylum Al Yazmalım – Cengiz Aytmatov

Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askeri yani, bütün maddi, zenginliğini eserlerine yansıymış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile ‘tipik insan’ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır. Hikâyelerinde milletinin temel mülkü olan millî hafızaya ait efsane, destan, masal, hikâye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikâyeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.

[divider_1px]

Uçurtma Avcısı – Khaled Hosseini

Emir ve Hasan, Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından kopamaz.

Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı’nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü…

[divider_1px]

Venedik Taciri – William Shakespeare

Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle dört yüz yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, en ünlü ve en güçlü eserlerinden biri olan Venedik Taciri’nde hemen her karakterle seyirciyi büyülemektedir. Shylock başta olmak üzere her karakterde onca zıtlığı bir arada barındırabilen insan doğası çok büyük bir maharetle sergilenmektedir. Seyirci pek sevdiği bir karakterden, hemen bir sahne sonra nefret ettiğini ve bir tiradıyla tekrar sempati duymaya başladığını hissedebilir.
Bu yüzden Venedik Taciri, Shakespeare büyüsünün doruk noktalarından biri olmaya devam etmektedir.

[divider_1px]

Sefiller – Victor Hugo

Hugo, Sefiller adlı dev romanının önsözünü şöyle bitirir: “Yeryüzünde yoksulluk ve bilgisizliğin egemenliği sürdükçe, böylesi kitaplar gereksiz sayılmayabilir.” Yurdunun çıkarları adına siyasal kavgalardan hiç çekinmedi. Bu yüzden de tam yirmi yıl sürgünde kaldı. Sefiller de bu yılların ürünüdür (1862). Bu dev romanı, genç okurlara yalınlaştırılmış, kısaltılmış biçimiyle sunuyoruz.
Sefiller, kürek mahkumu Jan Valjean ve polis müfettişi Javert arasında sürüp giden bir kovalamacanın hikayesi üzerine kuruludur. Jan Valjean, yoksul bir köylüdür, ailesini doyurmak amacıyla çaldığı yalnızca bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılmış, defalarca kaçma teşebbüsünde bulunduğundan cezası katlanmış ve on dokuz seneye cıkmıştır.

[divider_1px]

Narnia Günlükleri – C. S. Lewis

Kötü bir hükümdarım emrinde…
halkının tarihini unuttuğu bir ülke: Narnia
Polly ve Digory, bambaşka dünyaları keşfetmek amacıyla bir yolculuğa çıkarlar ama bu merak onları tehlikeli bir maceraya çeker. Aslan’ın şarkısıya var olan dünyanın kuruluşuna tanıklık eden iki arkadaş, peşlerinde getirdikleri kötülükle başa çıkmak zorundadır.

[divider_1px]

Dövüş Kulübü – Chuck Palahniuk

İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke.
İlk kez yayımlandığı 1996’dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni binyılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam. Aynı dayanışma gruplarının bir başka müdavimi, toplum kaçkını bir genç kadın. Ve Tyler Durden; yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran yarı çılgın bir kurtarıcı, baştan çıkarıcı bir intikam meleği.
Tyler’ın felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Çok geçmeden, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübü ülkenin dört yanını saracaktır. Ama Tyler’ın dünyasında sınırlara ve kurallara yer yoktur. Kendi bedenini örseleyen bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler’ın peşine takılır…

[divider_1px]

Oliver Twist – Charles Dickens

Oliver’i aralarına alan iki hırsız binadan çıktılar. Hava müthiş soğuk, çevre ise kapkaranlıktı. Köprünün üzerinden yürüyerek, daha önce görmüş oldukları ışıklara doğru yöneldiler.
Sikes; “Dosdoğru devam edeceğiz,” diye fısıldadı. “Bu gece ortalıkta bizi görecek kimseler yok.”
Biraz da soğuğun etkisiyle hızlı hızlı yürüyerek kasabanın içinden geçtiler. Aşağı yukarı çeyrek mil kadar yol aldıktan sonra, duvarlarla çevrilmiş bir evin önünde durdular. Toby Cracket hiç vakit kaybetmeden duvarın üstüne tırmandı.

[divider_1px]

Harry Potter – J. K. Rowling

Sirius Black adında azılı bir katil, tüyler ürpertici Azbakan kalesinde tam on iki yıl boyunca tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi birden öldüren Black’in, karanlık Lord Voldemort’un hizmetkârı olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Bir yolunu bulup Azbakan’dan kaçan Black’in peşinde olduğu bir tek kişi vardır: Harry Potter. Harry, büyücülük okulunun sihirli duvarları arasındayken, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikteyken bile güvende değildir. Çünkü aralarında bir hain olabilir.
Okuldaki üçüncü yılında Harry’yi, yeni bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni, ilk kez alacağı Kehanet dersi, heyecanlı Wuidditch maçları ve büyücülük köyü Hogsmeade bekliyor. Ama Harry’nin öncelikle Sirius Black’in elinden kurtulması gerek. Harry Potter ve Azbakan Tutsağı, beklenmedik gelişmelerle her sayfasında okuru biraz daha şaşırtan, biraz daha heyecanlandıran bir kitap.

[divider_1px]

Mutluluk – Zülfü Livaneli

Meryem: Van Gölü kıyısındaki bir kasabada, Allah’ın kendisini
sevmesinden başka bir şey beklemeyen 17 yaşında bir kız. Şeyh amcasının tecavüzüne uğramış. Bir töre cinayetine kurban gitmek üzere.
Prof. Dr. İrfan Kurudal: İstanbullu tanınmış bir aydın. Hayattan hiçbir
beklentisi kalmamış. Sahip olduğu her şeyi geride bırakarak, teknesiyle amaçsız bir Ege yolculuğuna çıkıyor.

Cemal: Gabar Dağları’nda PKK peşinde koşmuş
bir komando. Askerliğini bitirip eve döndüğünde
ömrünün en zor göreviyle karşı karşıya kalıyor: Ailenin yüzkarası amca kızını töre gereği öldürmesi gerekiyor.
Her biri mutluluğu arayan Meryem, İrfan ve Cemal, kendilerinin, birbirlerinin ve ülkenin ruhunun derinlerine doğru çalkantılı bir yolculuğa çıkıyorlar. Peki, onları neler bekliyor?
“Şimdi çocuğu ver,” dedi. “Sen yukarı kaldır ben tutarım.”

[divider_1px]

1048 – Stephen King

Mike Enslin buranın ve şimdinin dışında hiçbir gerçeklik olmadığını ispatlamaya çalışan bir adam. Başka bir hayat yok…. Tanrı yok… İkinci şanslar yok… Yoksa var mı?
Korku ustası Stephen King’in tüyler ürpertici kısa filminden uyarlanmıştır.
Ünlü korku romanı yazarı Mike Enslin (John Cusack) sadece kendi gözleriyle gördüğü şeylere inanır. Uyduruk perili evler ve mezarlıklarda geçen doğan üstü olayları kötüleyen bir dizi çok satan kitap yazdıktan sonra Enslin’in hayaletlerden uzak ve yalnız geceleri, yeni projesi için gittiği kötülüğüyle ün salmış Dolphin Otel’in 1408 numaralı odasında kalmaya başladığında değişmeye başlar.
Otel müdürünün (Samuel L. Jackson) uyarılarına karşı koyan yazar, perili olduğu söylenen bu odada yıllardan beri kalan ilk kişidir. Yeni bir liste başı kitabın eli kulağındadır, ama birçok diğer Stephen King kahramanı gibi, öncelikle yaşayabilmek için şeytanlarıyla yüzleşmelidir.

[divider_1px]

Da Vıncı Şifresi – Dan Brown

“Dan Brown, ülkedeki birkaç usta yazardan biri. Da Vinci Şifresi üstün bir zeka tarafından kurgulanmış harika bir gerilim romanı.”
“Entrika ve tehlikenin iç içe geçtiği okuduğum en iyi gerilim romanı. Kelime oyunları, gizemler ve bulmacalarla örülmüş akıllara durgunluk veren bir öykü.”

“Dan Brown’ı yeni keşfettim. Da Vinci Şifresi düşündürücü olduğu kadar aynı zamanda büyüleyici. Tarih meraklıları, komplo çılgınları, bulmaca meraklıları ve gerilim öyküsü severlerin bir solukta okuyacakları olağanüstü bir roman. Ben bu kitaba bayıldım.”

[divider_1px]

Yüzüklerin Efendisi – J. R. R. Tolkien

Yüzüklerin Efendisinin illk kısmı Yüzük Kardeşliğini 97 Sonbaharında sunmuştu. 1998 de yayımladığımız İki Kule ve Kralin Dönüşü ile yapıt tamamlandı. Yüzüklerin Efendisini yayımlamaya başladığımızda son yüzyılın en çok okunan yüz kitabı arasında en başta geldiğni belirtmiştik. Türkçe basımı da bu ilginin evrenselliğini kanıtladı. Polisiye ya da bilimkurgu meraklıları, şiir roman ve öykü okurları, hep birlikte Frodo, Sam, Merry, Pippin, Aragorn ve Gandalf’ın maceralarını okumaya, Orta Dünya’da yaşamaya başladılar.

[divider_1px]

Günahkar – Tess Gerritsen

Gerritsen, insan ruhunun derinliklerinde saklanan gizleri gün ışığına çıkartmayı başaran hayal gücüyle, Edgar Allen Poe ile H. P. Lovecraft arası ilgi çekici tarzıyla ses getiriyor.”
-Chicago Tribune-

“Gerritsen’den tuhaf bir şekilde insanı içine çeken, korkutucu ve gerilim yüklü bir roman daha.”
-Booklist-

“Gizemler ardına saklanmış, korkutucu ve çekişmeli bir mücadele.”
-Kirkus-

Tess Gerritsen, zihninin karanlık kuytularında gezinen tüyler ürpertici ve kafa karıştıran cinayet kurgularını, Günahkar adlı romanında ustaca kaleme almış. Dünya döndükçe son bulmayacak olan iyi ve kötü arasındaki savaşı, ustaca şekillendirdiği karakterleriyle sahneye koyan Gerritsen korkuyu, son derece başarılı bir gerilim romanı olan Günahkar ile okuyucuların kalbine salıyor.

[divider_1px]

Ye Dua Et Sev – Elizabeth Gilbert

Saat sabahın üçüdür ve Elizabeth Gilbert banyonun taşları üzerinde hıçkırarak ağlamaktadır. O, otuzlu yaşlarındadır ve bir kocası, bir evi vardır. Kocasıyla bebek sahibi olmaya çalışmaktadırlar ve o bunu istemediğinin farkına varır. Acı verici bir boşanma süreci ve hemen sonrasında tutkulu bir aşk yaşar. İçindeki boşluğu doldurmanın peşine düştüğü bir yolculuğa çıkarak haz, dinsel inanç ve dengenin arayışına girer. Roma’da yakışıklı bir İtalyan’dan İtalyanca öğrenecek, on beş kilo alacaktır; Hindistan’da ruhunu aydınlatacak ve kendini Tanrı’ya adayacaktır ve Endonezya’nın Bali Adası’nda dişleri olmayan bir şifacıdan huzurun yeni bir tanımını öğrenecektir. Mutluluk yavaş yavaş onu sarmalamaktadır.

[divider_1px]

Forrest Gump – Winston Groom

Sevecen ve bu harika, komik hikayenin anlayışlı kahramanı Forrest Gump: ” Aptal olmak öyle kolay bir şey değildir, ama en azından ben can sıkıcı bir hayat sürmüyorum…” der. Alabama Üniversitesi’nin futbol takımına yazılır ve bir yıldız olur. Bu, onun için sadece bir başlangıçtır. Okul sınavlarında başarısız olunca, Vietnam’a “Savaş Kahraman”ı olmaya gider, Dünyü çapında bir ping pong oyuncusu, güreşçi ve iş aleminde önemli bir kimse olur. Lyndon Johnson ile savaşın izlerini karşılaştırır. Richard Nixon hakkındaki gerçekleri görür… Gerçek aşkı bulduğunu sandığı sırada bu sevginin iniş ve çıkışları arasında ıstırap çeker.

[divider_1px]

Cennetimden Bakarken- Alice Sebold

Kahramanımız Susie Salmon’la ilk karşılaştığımızda o artık cennettedir. On dört yaşında bir cinayete kurban giden genç kız, bu yeni ama yabancı yerden aşağıya bakarken capcanlı sesiyle hem tüyler ürpertici hem de umut dolu bir öykü anlatıyor.
Ölümünden sonra günler boyu aşağıda onsuz sürüp giden yaşamı, okul arkadaşlarının ortadan kayboluşuyla ilgili yorumlarını, ailesinin sevgili kızlarının bulunması umuduna tutunuşlarını, katilinin cinayetten kalan ipuçlarını yok etmeye çalışmasını izler.
Ve cennet denilen yeri inceler. Güzel salıncaklarıyla okulun oyun bahçesine çok benzemektedir. Yeni gelenlerin alışmasına yardım eden danışmanlar ve bir odada kalabileceği arkadaşları vardır. Sevdiği insanlarla birlikte olabilmenin dışında, ki onların arasında genç bir erkek de vardır, istediği her şey düşündüğü an yerine gelir. ama aşağıda hayat sürüp giderken Susie’de bir şekilde o hayata dahildir. Çünkü hatıralar yok olmazlar.

[divider_1px]

Koku – Patrick Süskind

Patrick Süskind’in, Almanya’da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çoksatarların oldukça dışında kalan, tarihsel boyutlarda kapsamlı bir toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Olay, 18. yüzyıl Fransasında geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir.
Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dâhi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir.
Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dâhiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka’da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.

[divider_1px]

Paylaş

1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>