Engereğin Gözü

Engereğin Gözü
9 Üslup
10 Akıcılık
10 Kapak
8 Fiyat
9.3
Ebru Özgür diğer yazısı

Livaneli kitapları düşünce dünyamda varolan kelimelere bir yenisini eklemiştir hep. Bu kitapla tanışmama vesile olan ise başlığı; “Engereğin Gözü”

Neden bu isim dersek eğer, kitabın tarihi bir romandan çok bir psikoanaliz dizinlerden oluşması. Bir engerek düşünün ki avına odaklandığı zaman gözlerini ondan alamasın ve bir harem ağası düşünün ki gözünü sevgili padişahından ayırmasın.

Kitapta adı geçmeyen yüzyıl ise 17.yy. Devrin padişahı İbrahim, namı diyar “Deli İbrahim” Küçüklüğünde ağabeylerinin boğduruluşunu gözleriyle görmüş, aralarında bir tek kurtulan sözde şanslı olan bir padişah. Zamanında annesi kurtarsa da onu zindanlara atmış. Padişahlığının ilk yıllarında taht ile alakası olmamış zaman geçtikçe önüne kim gelirse diyenin misali ya öldürtmüş ya derisini yüzdürtmüş ya da asıp şehrin kenarlarına insanlara ibretlik koymuş. Bu zamanların birinde ise haremin can kalbi bir haremağası doğduğu toprakları yani Habeşistan’ı hayal meyal hatırlarken gözlerini padişah ile açmış. Ona derin sevgi ve saygı duysa da bir gün padişah zindana sevdiceği ile konulunca gittikçe bu bağ kızgınlığa dönüşmüştür. Hadım edilse bile duygularından, zevklerinden vazgeçemeyen bir harem ağası, diğer yanda ise tahtından olsa bile iktidar hırsından ödün veremeyen bir padişah. İkisi de avına sadık bir engerek. Harem ağasının Gülbeden’i, o çok sevdiği padişahla aynı zindandaydı artık.

Valide Hanım tarafından zindana kapatılan padişaha yemek götürme şerefine nail olur ve artık geceler boyunca çeşit çeşit hikayeler anlatarak aslında bir baba oğul bağı kurulur zindanlar arasında. Özellikle Rumi’nin huzur veren sözlerini fısıldamasıyla ağlamaya başladı padişah..

Melek bilgisiyle, hayvan da bilgisizliğiyle kurtuldu, insanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı.

İşte böyle bir keşmekeşlik vardı onda. Padişah bile olsa keşmekeşti insan ona göre. Bir yanda şehvetle arzuladığı dünya, diğer yanda üzüntü, kuşku ve keder.

Haremağası bi an önce kurtarmalıydı efendisini. Hemen şehzadeyi boğdurtmak gibi fikir geldi aklına. Gelir gelmez bunu padişah ile paylaştığında ise itirazıyla sonuç verdi. Bunları düşünürken haremağası kendi kurtuluşunu da bulmayı amaçlıyordu. Ama daha başlamadan bu hayali sönmüştü bile.

Günler geceler boyunca çıkmak isteyen padişah artık çıkmak istemiyordu zindanından. Gün gelip validesi onu zindandan çıkartmaya karar verdiğinde ise çok geçti. Bir köşede artık ruhunu teslim etmişti. Diğerleri gibi oğlunu öldürtme fikrini bile aklından geçirmemiş, ölümünü beklemeyi tercih etmişti. İşte o an harem ağası anladı ne derece ulu bir efendiye sahip olduğunu.

Bir harem ağasının gözünden padişahını anlatan eser bulunamaz bir nimet. Eksikliği onun var oluşu aslında. Var olmak içinde padişahının yolunda ve aşkı Gülbeden’e kavuşma arzusunda giden birisi. Okudukça sizi de derin bir var oluş sorunlarına götüren bir kitap olduğunu göreceksiniz. Her cümlenin altında yatan derin anlamlar insanı aslında yaşadığı bu keşmekeşliğin herkeste olduğunu gösteriyor. Bir nevi tek başınalık değil bu. En yüksekte ya da en alçakta da olsan ruhunu saran bu karmaşalık varoluşun bir nevi kanıtı.

Haremağasının da dediği gibi; “ Varlık arasında yokluk..”

Engereğin Gözü
Zülfü Livaneli
Doğan Kitap
168 sayfa, 2015

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.