Dört Anlaşma – Toltek Bilgelik Kitabı

Dört Anlaşma

Dört Anlaşma
Don Miguel Ruiz

Merhaba arkadaşlar ☺
Bugün ki yazım bize hayat yolunda kılavuz olacak bir kitap hakkında. Kitabımız Ruiz’in Dört Anlaşma’sı. Kimimiz bu kitabı daha öncesinden biliyorduk, kimimiz “8 Saniye” filminde gördük, kimimizin ise bu kitap hakkında hiçbir fikri yok ☺

Ben kısaca bahsedeyim. Bu kitapta kendimizle yapacağımız 4 anlaşmadan bahsediliyor. Bu 4 anlaşma hayatımızı daha yaşanılır, daha anlamlı, daha huzurlu, daha mutlu kılmayı hedefliyor. Uygulayabildiğimiz zaman her şeyi daha açık ve aydınlık görebileceğimizi, kendimizi daha çok sevebileceğimizi, gereksiz şeylere daha az takılacağımızı, üzülmemeyi öğrenmeyi size garanti ediyorum ☺

Şöyle de bir şey var. “Okuduk bitti, aydınlandık, oh !” demek o kadar da kolay değil, bu kitabı içselleştirmek uzun bir yolculuğu göze almayı gerektiriyor. Bu yüzden size, bu kitabı başucunuzda bulundurmanızı öneriyorum. Başucumuzda dursun ki bunaldığımızda, umutsuzlaştığımızda açıp bakalım. Kendimize ufak hatırlatmalar yapalım, çıkarımlarda bulunalım. Dediğim gibi bu uzuuun bir yol ☺
Şimdi gelelim bu 4 anlaşmanın ne olduğuna. Fikrinizin olması adına kısa başlıklar altında ufak açıklamalar yapacağım ama kitabı da edinmenizi kesinlikle önenirim. Keyifli okumalar. ☺

1-Kullandığın Sözcükleri Özenle Seç:
Ruiz’e göre bu ilk anlaşma en önemli ve en zor anlaşmamız. Amaç, kullandığımız sözcüklerin kusursuz olması. Çünkü söz güçtür. Sözlerimizle cehennemi de yaratabiliriz, hayattaki cennetimizi de. Söz bizim büyümüzüdür. Birine “Çirkinsin!” dediğimizde, o kişi güzel biride olsa tüm hayatı boyunca çirkin olduğunu düşünüp, mutsuz olabilir. Halbuki onu çirkin bulan biziz, bizim fikrimiz ve bizim içimizdeki zehir. Ama içimizdeki bu zehri başkalarıyla paylaşma ihtiyacı duyuyoruz çünkü bu cehennemde üzülen sadece biz olmamalıyız. Dedikoduda böyle bir durum. İçimizdeki zehri başkasıyla paylaşmak, yaydıkça yaymak ve bundan haz almak. Bu noktada sözcüklerimiz temiz ve “günahsız” olsa önce kendimizle olan sonra diğer insanlarla olan ilişkimizde derinden bir farklılaşma gerçekleşir.

2-Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama:
Birinci anlaşmamızla oldukça ilişkili yeni bir anlaşma… Yukarıda ne demiştik? Birine “Çirkinsin!” dememiz bizimle ilgili bir durumdu. O zaman birisi bize “Çirkinsin!” dediğinde bunu kesinlikle kişisel algılamıyoruz. Bu durum karşımızdakinin kendi dünyasında yaşadıklarıyla ilgili. Bu anlaşmada şuna da dikkat ediyoruz. Biri bize “Bugün çok güzel olmuşsun.” dediğinde bunu da kişisel algılamıyoruz. Çünkü biz kendimizi biliyoruz ve biliyoruz ki karşımızdakinin bize iltifat etmesi yine onun dünyasıyla ilgili bir durum. O gün keyifli bir günündedir ve bize iltifat etmiştir. Ertesi gün sinirden gözlerinden ateş çıkarken durup bize yine aynı cümleyi kuracak değil sonuçta,değil mi? ☺ Çünkü biliyoruz ki herkes dünyaya kendi gözleriyle bakıyor. Filmi, kendi zihninde oluşturuyor ve “bu filmde yönetmen de, yapımcı da, başrol oyuncusu da sizsiniz. Diğer herkes yardımcı oyuncudur. Bu sizin filminiz.”

3-Varsayımda Bulunma:
Her şeyle ilgili varsayımda bulunma gibi bir eğilimiz var ve işin kötü tarafı bu varsayımlara inanmamız. Ruiz’in verdiği bir örnekten bahsedeyim sizlere. Evliyiz ve evde eşimizin bir sözü bizi sinirlendirdi, kırdı. Çünkü varsayıyoruz ki eşimiz, o cümleyi bize kurduğu zaman kırılacağımızı biliyordu. Buna rağmen eşimiz o cümleyi kurdu. Şimdi gönlümüzü almasını bekliyoruz ve varsayıyoruz ki eşimiz bile bile o cümleyi kurdu ve şimdi gönlümüzü alması gerektiğini bildiği halde kılını kıpırdatmıyor. Halbuki eşimiz ne o cümleden kırılacağımızı ne de kırıldığımızı ne de şu an ondan bir hareket beklediğimizi biliyor. Kendi kendimize varsayımlarda bulunduk ve kendi cehennemimizi kendimiz yarattık. Bu noktada varsayımda bulunmak yerine soru sormayı öğrenirsek, soru sormanın güvenine inanırsak yaşamımız dönüşmeye başlayacaktır. Bu çok zor evet ama soru sormayı tekrarlayarak öğrenirsek, varsayımda bulunma alışkanlığımızdan vazgeçebiliriz 😉

4-Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap:
Bu anlaşma yaptığımız her şeyi en iyi şekilde yapmamız için. Her koşul atında daima en iyisi ne daha fazla ne daha az. Çünkü sabah yataktan kaldığımızda yapabileceğimiz en iyiyle, akşam yapabileceğimiz en iyi aynı olmaz. Bu anlaşma yukarıdaki anlaşmalar içinde geçerlidir. Bu anlaşmaları uygulamaya koyarken de her zaman en iyisini amaçlamalıyız. İlk seferde uygulayamasak bile daha iyisini yapmak için uğraşmalıyız. Pes etmek yok! ☺ Ama yapabileceğimiz iyinin, daha fazlasını yapmak için uğraşmıyoruz, bu bizi yorar. Üşengeçlik yapıp daha azını yapıp bırakmak da bizi mutsuz eder. Dengeyi unutmayalım.

Bu noktada Ruiz’in bizimle paylaştığı bir hikayeyi okuyarak yapmamız gerekeni daha iyi anlayacağız:
Acısını dindirmek isteyen bir adam kendisine yardım etmesi için Budist tapınağındaki bir ustaya gider.
Adam ustaya sorar: “Usta günde dört saat meditasyon yapsam yüksek bilince ulaşmam ne kadar zaman alır?” Usta adama bakar “Eğer günde dört saat meditasyon yaparsan belki on yıla yüksek bilince ulaşırsın.” Der.
Adam durur,düşünür ve sorar: “Peki günde 8 saat meditasyon yaparsam ne kadar zamanda yüksek bilince ulaşırım?”
Usta adama bakar ve cevap verir: “Eğer günde sekiz saat meditasyon yaparsan belki yirmi yıla yüksek bilince ulaşırsın.”
Adam şaşırır ve sorar: “Ama daha çok meditasyon yaptığım halde neden daha uzun zaman alıyor?”
Usta tebessüm eder: “Sen bu dünyaya hazzı ve yaşamı feda etmek için gelmedin. Yaşamak, mutlu olmak ve sevmek için buradasın. Eğer iki saatlik meditasyonla yapabileceğin halde, sekiz saat meditasyon yapmaya kalkarsan yorgun düşersin, amacından saparsın ve yaşamdan haz almazsın.
Yapabileceğinin en iyisini yap. O zaman meditasyonun süresinin değil, yaşamının, sevmenin ve mutlu olmanın önemli olduğunu anlarsın.”

Ötesi Yayınları
122 sayfa

Gamze Taşın
Kitap Cafe
https://www.instagram.com/aylak_kiz/

Gamze Taşın diğer yazısı

Tutsak Güneş

Ayşe Kulin’in son romanı olan Tutsak Güneş… Bu kitap, yazarın diğer kitaplarından...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.