Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
9 Üslup
10 Akıcılık
9 Kapak
10 Fiyat
9.5
Dilek Özcan diğer yazısı

“Sana, beni asla tanımamış olan sana.”

Stefan Zweig’i daha önce okumayanlar var mı bilmiyorum ama hem Türk hem de uluslarası edebiyat alanlarında kendine kalıcı bir yer edinen yazar, her kitabında bu yerini hak ettiğini okuyucuya göstermektedir.

Zweig’in yine çok bilinen eserlerinden biri olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, aşkın kadın ve erkek tarafından ele alınan psikolojisine yer vermektedir.

Çocukluktan gençliğe, gençliğinden erişkin bir kadın olduğu döneme kadar, aynı erkeğe kalben bağlı kalan, aynı zamanda erkeği olduğu gibi kusurlarıyla ve özgürlüğü ile seven, aşkını platonik olarak yaşayan bir kadının öyküsüdür anlatılan. İlk bakışta klasik bir olgu gibi bakılabilir ama derinliğine indiğinizde ise aklın sınırlarını zorlayabilecek kadar büyük bir aşktır anlatılan.
Bu kitabı okumadan önce nacizane önerim Nazım Hikmet’in Tahir ile Zühre’sini okuyunuz. Kitap bitiminde bir daha okuyunuz. O zaman hem şiiri, hem de kitabın aşka dair anlatmaya çalıştığını daha iyi görebilirsiniz.

“Sana, beni asla tanımamış olan sana.” yazılıdır olan mektubun ilk cümlesinde. 14 yaşında iken gördüğü bir yazara tutulan, son nefesine kadar da onu kendi içinde yaşatan bir kadının kaleminden sayfalar dolusu bir aşkın hayat öyküsüdür anlatılan.
“Ben sana bütün hayatımı, hakiki anlamda ilk defa seni tanıdığım gün başlamış olan o hayatı anlatmak istiyorum…” diyen genç kadın aslında mektubun tüm satırlarında ‘nasıl sevdiğini’ anlatmıştır.”

Mektupta belirgin olan bir durum da çoğunlukla karşı tarafın yanlış anlamasından duyulan bir endişenin varlığı ile savunma haliyle yazılmış olmasıdır. Sanki yazan bir mahkum, mektubun yazıldığı kişi ise Hakimdir.
“Fakat inan bana, seni kimse o kız kadar, yani benim kadar, olduğum ve senin için hep öyle kalan ben kadar köle gibi ve bir köpeğin sadakatiyle kendini adayarak sevmedi, çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetişkin bir kadının tutkulu ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşısındakine hizmet etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yoğrulmuş bir sevgidir.”

Bu satırları okurken zihninizin arka fonundan Özdemir Erdoğan’ın sesini duydunuz mu? Bir Küçük Aşk Masalı…

Genç kadın çocukça masumiyetle başlayıp büyüdükçe dişi bir kimliğe bürünen aşkını yıllarca içinde saklamıştır. Ancak bir gün yazarın karşısına çıkar. Kim olduğunu söylemez ve yazarla birlikte 3 gece geçirir. O andan itibaren de yazarın her doğum gününde beyaz güller yollar. Yazarsa gülleri kimin gönderdiğini hiçbir zaman bilemez.

Yıllar sonra sevgisinin ağırlığını taşıyamaz hale gelince bu mektubu yazar. Çünkü hayatında onu teselli eden, yaşam kaynağı olan oğlu ölmüştür. Büyük bir aşka ve bir oğula sahip kadının son bir gayretle kaleme aldığı mektup isimsiz bir aşk itirafıdır yazara.
“Sadece bir defa seninle konuşmak zorundaydım- ondan sonra yine dilsiz olarak karanlığıma geri döneceğim, yanında hep dilsiz kaldığım gibi. Ama sen, yaşadığım sürece bu çığlığı duymayacaksın…” diyen genç kadın ne demek istemişti?

Aranızda sessizce seven var mıdır? Aşık olup da bunu kendine saklamak zorunda kalan? Öyle seversiniz ki, karşı tarafın bunu öğrenmesinde büyünün bozulacağından korkanınız oldu mu? 62 sayfalık incecik bir kitabın akıcı anlatımında basit bir konunun ne kadar derin manalar taşıdığını yukarıdaki sorularıma “evet” diyenler daha iyi bilecektir. Hayır, diyenlerse “gerçek aşkın” ne olduğunu kitabı okuyunca anlayacaktır.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig
İş Bankası Yayınları
68 sayfa, 2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.