Robert Louis Stevenson, nam-ı diğer “Biçem Ustası” ile 90’lı yılların henüz başında on iki yaşımda iken tanıştım. Eminim ki bir çoğunuz efsanevi bir kitap olan ve çocukluğumuzun verdiği enerji ile heyecan içinde okuduğumuz “Define Adası” adlı kitabı hatırlarsınız. İşte onlarca filme konu olan, defalarca farklı biçimlerde sinemaya uyarlanan bu unutulmaz kitabın her bölümünü sadece bir gecede kaleme alan biçem ustası yazar Stevenson’dur. O kadar geriye gitmeye gerek olmadığını düşünenlere ise “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Hikayesi” desem sanırım daha anımsatıcı olacak.

Yazarlığının en verimli yıllarında yakalandığı akciğer hastalığı sebebiyle hayata veda eden Stevenson, sağlık arayışı içinde İskoçya’yı terkederek Pasifik Adalarında yaşamış ve sıla hasreti ile kitaplarında ülkesinin diyalektini kullanmayı gözardı etmemiştir. Kelt inanışına göre insanın ölmeden önce kendi suretini ikizi olarak mutlaka göreceği düşüncesi, yazılarına bir çeşit ilham kaynağı olmuştur. Özellikle Dr.Jekyll ve Mr.Hyde’da en belirgin şekilde ortaya çıkan bu stilinden esinlenen Oscar Wilde, ölümsüz eseri “Dorian Gray’in Portresi”ni kaleme almıştır.
Kitap dört öyküden oluşmaktadır. İlk iki öykü olan Sesler Adacığı ve Şişenin Cini, yaşamının büyük bir kısmını geçirdiği Hawaii Adalarında, Markheim bilinmeyen ve hayali bir yerde, son öykü Çarpık Janet ise İskoçya’da geçer.

Sesler AdacığıSesler Adacığı; kötü bir büyücü olan kayınpederinden kaçan bir adamın, ölüm korkusundan dolayı adasını ve evini-eşini terketmek zorunda kalışını ve kendine yeni bir hayat kurma çabasını anlatan fantastik bir öyküdür. Yaşama dair bir çok altıçizilesi felsefi cümle barındıran ve bir solukta okunan bir öyküydü.
Şişenin Cini, kitapta benim en beğendiğim ve kurgusal olarak hayranlık uyandıracak şekilde yazılmış bir öyküydü. Sihirli bir şişenin yüzyıllar boyunca elden ele dolaşarak sahibinin tüm isteklerini yerine getirmesini, ancak ruhlarını teslim alarak rahatsız etmesi sonucunda sahip olan kişinin bir an önce şişeyi mutlaka aldığı fiyatın altında satması zorunluluğu ile yüzyüze bırakmasının öyküsü anlatılmaktadır. Şişeye istemeye istemeye sahip olan kahramanımız Keawe’nin aşk uğruna göze aldığı olayları ve aşkı olan Kokua’nın kendisi için yaptığı fedakarlıkları anlatan öykü, kitabın en çarpıcı bölümlerini oluşturmaktadır.

Markheim; para uğruna işlediği bir cinayet sonucunda yüzleşmek zorunda kaldığı iç hesaplaşmanın Raskolnikov’unkine benzer şekilde kaleme alındığı bir öyküydü. Günahlar, iyilik ve kötülük üzerine yazılmış felsefi zenginliği olan cümleler, üzerinde durup düşünülecek şekilde kaleme alınmış.
Çarpık Janet ise kasabanın yaşlı papazının, gençken başından geçen korkunç bir olayın anlatımıydı. Papazın lanetlenmiş bir kadına, tüm kasaba halkının tepkisini çekmesine rağmen yardım etme isteğini okuyabileceğiniz kısa bir öyküydü.

Muhteşem Babil Kitaplığı Serisinin 3’üncü kitabını da bitirerek, yine kendimi büyülü bir dünyada buldum. Serinin kitaplarını okudukça, “iyi ki bu seriyi okuma yoluna girmişim” diye inanılmaz bir doyum ve sevinç duyuyorum. Eminim ki diğer kitaplarını da okudukça bu sevincim ve duyduğum edebi haz, kat be kat artacaktır.

Saygılarımla

Sesler Adacığı
Robert Louis Stevenson
Kırmızıkedi Yayınları
Çeviren: Handan Balkara
133 Sayfa, Mart 2016