Avucumda Çimen İzi

Avucumda Çimen İzi
9 Üslup
9 Akıcılık
8 Kapak
9 Fiyat
8.8

Kitabın adı bile beni çocukluğuma götürüyor. Koşarken düştüğüm, düşünce dizlerimin ellerimin yeşile boyanıp çimen izinin ve kokusunun kaldığı o güzel günlere… Pek çok kitabın basılıp okuyucuya sunulduğu şu dönemde aradan sıyrılan bir öykü kitabı, sıcacık, samimi, gerçekçi, bizlerden biri…

Asıl mesleği avukatlık olan Dilek Türker’in ilk kitabı olma özelliğini taşıyan “Avucumda Çimen İzi” içinde 16 kısa öyküyü barındırıyor. Okudukça öykülerin içinde kendinizden bir şeyler buluyorsunuz; buldukça içinde kayboluyor, karakterin duygularıyla birlikte siz de bir duygudan diğerine geçiş yapıyorsunuz.

İçinde öyle sade anlatım var ki; günlük hayatta dinlerken bizim için önemi olmayan ama yaşayanın içinde kalan, yıllarca hatırında kalacak olan anılar.

“Bak buna kırk ilmek attım, her seferinde bildiğim tüm duaları okudum.”
Elime uzunca bir ip veriyor, düzenli aralıklarla düğüm var. “Ne yapacağız bununla?”
“Kızın yatağının başucuna bağlayacağız. Kötülüklerden korur ”
Ben gülünce, “Kimse mutlu insanları sevmez kızım. Nazardan korkarım ben, yer gök duayla, inan bana” diyor.”

Buradaki alıntı gibi kızına basit gelen, bir annenin ipe düğüm atarak dua okuması ve o annenin kızına inancıyla verdiği anlamlı ders.

Kitaptaki on altı öykünün her birinin içinde hüzün var; ama hüzne karışmış umutlar hiç yok olmamış. Yazarla 80’lerin çocuğu olmamız anlattığı öyküleri kendi dönemime yakın hissettiğim içindir belki, her öyküde kendimde bir şeyler buldum. Belki yaş ve dönemle de ilgisi yoktur, yazarın okuyucuya anlatmak istediği, her dönem geçerliliğini koruyordur. Öykülerin en zor yanı, sanırım, okuyucuya hissettirdiği duyguların farklılıkları; ama ben her bir öyküyü kendim yaşamış ya da bir yakınımdan dinlemiş gibi hissettim. Yazarın zaman ve mekân geçişleri, öykülerinde ki yalın anlatım akışı, anlatılan karakterlerin gerçekliği tam yerindeydi. Okurken o hüznü ve umudu iliklerime kadar hissettim. Kişinin nasıl var olduğuna, nelere kalbi kırıldığına, nelere umut bağladığına onlarla birlikte şahit oldum.

“O gittikten sonra camlarda minik parmak izlerini görür, ağlardım. Silemezdim camı, öylece bırakırdım. Hatıralar var işte. Başka ne var ki!”

Kitapta ki her öykü günlük hayatın içinden kopup geliyor. Kötülüklerden korusun diye bir ipe kırk ilmek atıp bütün duaları okuyan bir anne, doğum günü maytaplarına “yıldız saçan” adı takan bir dede, İstanbul’da ki hayırsız oğlunun bekleyen Makbule Teyze, göçmen kuşlar gibi göçen bir anne, sihirbaz olmak isteyen ama sorduklarında astronot diyen bir çocuk, evdeki şehriye çorbasının kokusunu bile özleyen bir kadın, kocasının metresinin saçını kesen bir kuaför gördüm.

Kitapta benden çok iz taşıdığını düşündüğüm “Zom Zom” adlı öyküden alıntı yaparak bitiriyorum yazımı.

“Uykulu gözlerle evde dolandım biraz, herkesin hala pijamalı olması mutlu ediyordu beni. Evimiz sabah uyanır uyanmaz günlük kıyafetlerin giyildiği bir yer değildi. Merasimle herkes birbirine günaydın der, sofradan hemen kalkmak istenmez, görülen rüyalar hayra yorulur, ekmek kırıntıları kuşlara serpilmek üzere bir kenara toplanırdı. Bazı sabahlar evden erken çıkılırsa, evin kadınları balkona dizilip uğurlardı giden kişiyi. İçlerinden biri mutlaka aşağıya uzanıp, geç kalma sakın diye seslenirdi. Arkana dönüp baktığında, giysileri katlayıp birlikte naftalinleyeceğiz daha, derdi sanki yüzleri. Her şey özenle saklanır, zamanın geçtiği en çok, saklanılanın leke tutmasından anlaşılırdı.”

Avucumda Çimen İzi
Dilek Türker
Hep Kitap
86 Sayfa, 2017

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.