Amok Koşucusu

10 Üslup
10 Akıcılık
10 Kapak
10 Fiyat
10

Stefan Zweig, “Satranç” kitabıyla tanıştığım ve tanıştığım anda vazgeçemeyeceğimi anladığım bir kalem.

Zweig anlatılırken en çok duyduğunuz övgülerden biri “psikolojik analiz” alanında usta oluşudur ki bunu gerçekten fazlasıyla hak ediyor. Okurun, Zweig’ı okurken boyut değiştirip kitabın içine girmemesi ve anlatılanları iliklerine kadar hissetmemesi çok zor bana göre.

Zweig’ ın kitaplarını sayfa sayısı az olduğu için hafif bulanlar var ama ben asla onlarla aynı fikirde değilim çünkü sayfaları gelişigüzel çevirmiyor, yaşıyorsunuz adeta. Hâl böyle olunca da kitap bittiğinde üzerinizde yoğun, yorucu fakat hayranlık uyandırıcı bir etki kalıyor.

“Amok Koşucusu” kitabında da aynı durum söz konusu.

Kitabı okuma isteğim tabiî ki yazarına duyduğum hayranlıktandı, öte yandan isim bazen çeker sizi. Kitabın ismini içimden tekrar edip “Ne anlatılıyor olabilir ki?” dedim. Bu ismi duymuştum ve yazarın Amokla kitabı arasında nasıl bağlantı kurabileceğini gerçekten çok merak etmiştim. Bazen merak iyidir. Sizi başyapıtlara da götürebilir, tıpkı bir Amok Koşucusu gibi ölüme de… Ölüme gitmedim ama bence bir başyapıta düştü yolum.

Stefan Zweig‘ın kitaplarının her birinde baskın gelen bir duygu mutlaka vardır. Bu kitabında en yoğun hissettirdiği his: tutkulu pişmanlık.

Uzun yıllar Hindistan’da görev alan bir doktorun trajik öyküsünü okuyoruz kitapta. Hem de kendine özgü anlaşılır, sade fakat bir o kadar da edebi bir üslupla.

Yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen gururlu ve mağrur bir kadına, sırf bu kendinden emin ve gururlu duruşu yüzünden yardımı reddeden doktorun sonrasındaki saplantılı pişmanlığını anlatıyor Stefan Zweig. Kadın ise öyle gururlu ki hayatını dahi yok sayıyor bu uğurda.

Doktor reddettiği kadına ulaşabilmek için her şeyinden vazgeçmek üzere. Pişmanlık… Öyle yoğun öyle ıstıraplı pişmanlık… Nasıl bir ruhsal tahlil nasıl psikolojik betimleme bekliyorsanız bence fazlası var. Amok koşucusunun ne anlama geldiğine bakacak olursak bizim “cinnet getirmek” deyiminin neredeyse tam karşılığı. Daha çok Hindistan, Malezya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde karşılaşılan bir ruhsal çöküntü. Düşülen umutsuz ve depresif bir hâlden sonra nedensizce ve sonuçlarını düşünmeden etrafınızda kim ya da ne varsa zarar verme hâli. Kişi; elindeki tabanca, bıçak, hançer vb. silahlarla zarar vermeye başlar ve zarar verecek nesne ya da insan kalmayıncaya kadar koşmaya, yok etmeye devam eder. Ta ki yorgunluktan kendinden geçip, kendini de yok edip ya da biri tarafından yok edilene kadar. Yani Amok koşucusu aslında kendi ölümüne koşar.

İşte Stefan Zweig‘ın oluşturduğu hastasına ulaşmaya çalışan doktor karakterinin neredeyse bir Amok Koşucusuna dönmesi ile oluşmuş kitabın ismi.

Pişmansanız, çok pişmansanız, kendinizi affettirebilmek ve yine kendi kendinizi affedebilmek için neleri göze alırsınız?

Peki Amok koşucusu olur musunuz?

Stefan Zweig ile henüz edebiyat yolculuğuna çıkmadıysanız harika bir yolculuk sizi bekliyor.

Amok Koşucusu
Stefan Zweig
Can Yayınları
Türkçesi: İlknur Özdemir
189 sayfa, 2016

8 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.