AhhŞK – Devran Tığlı / Söyleşi

Dilek Özcan diğer yazısı

Ferhat ile Şirin hikayesini nasıl bilirsiniz? Aslında çoğumuzun bildiği gibi değilmiş bu hikaye… Hüsrev ve Şirin’miş özünde. Ferhat üçüncü kişi… Bir de Behram var, kötü karakter. Behram bu efsaneden çıkıp 2000’li yıllarda Ahhşk kitabında iyi bir insanın adı olarak karşımıza çıkıyor. Behram’ın iyiliğini çoğaltan ve onu terbiye edense Nefes’tir… Nefes hangimizi terbiye etmez ki? En büyük nimet nefes alabilmektir ya, Nefes de Behram için öyle nimet. Behram her şeyi bildiğini sanıyordur, edebiyatı, felsefeyi, aşkı, ayrılığı, kitapları… Oysa bildiklerinin azlığını Nefes ile öğrenir. Nefes’in yokluğu ile terbiye olur. Behram, insana dair tüm detayları hem kendi içinde hem çevresiyle hem de Nefes ile konuşur, düşünür, dinler… Şiirsel bir anlatıma sahip kitapları gelin bir de yazarıyla yaptığım söyleşiden eğrisiyle doğrusuyla öğrenelim.

(Bu söyleşinin bir hikayesi var aslında, onu da yazmadan geçmek istemiyorum. Devran beyin kitaplarını sosyal medyada görüp merak etmiş ama okumakta tereddüt yaşamıştım. Bunu da yazarla paylaşınca aramızda bir sohbet oldu. Devamında ise bu söyleşi soruları kitaplar okundukça yazıldı. Hem o sohbeti hem de söyleşiyi okumak için sizi satırlara bırakıyorum.)

Kitaplar okunmadan önceki söyleşimiz:

Kitapcafe: Devran bey, sizin kitabı okumaya korkuyorum. Defalarca gidip geldim. Belki bir gün cesaretimi toplarım.

D.T. : Neden korkuyorsunuz?

Kitapcafe: Enerjisinden…Nasıl tarif etsem,yüzme bilen/bilmeyen birinin aniden denize düştüğünde yaşadığı panikduygusunu veriyor bana.

D.T.: Nasıl bir enerji? Aşkın, hislerin, düşüncelerin yoğunluğu mu?

Kitapcafe: Okunduğunda ince ince okunması gerek diye düşünüyorum. Aşk, mihver zaten.Güneş sistemi gibi.

D.T.: Evet. Çünkü her sayfaya büyük özen gösterdim.Okuyucuyla birlikte düşünelim diye.

Kitapcafe: Duygu, düşünce olay akımı güneş çevresinde dönen ama her birinin farklı özelliği olan gezegenler gibi.

D.T.: Benim dediğimi çözmüşsünüz zaten. Sarsıcı bir kitap evet; ama yanlışlarımızdan ancak sarsılınca döneriz.

Kitapcafe: Kitabınızın ne anlattığını hissediyorum ama bilmiyorum. Bilmem için de okumam gerek.

D.T.: Aslında hayata dair çok şey diyeyim. Unuttuğumuz değerler, düşünceler, içsel kavgalar.

Kitapcafe: Siz aslında kitap üzerinden insan masalı anlatıyorsunuz, insanın özünü hatırlatarak.

D.T.: Süper tanım! Kitap da roman da aşk da bahane aslında. Anlattığım insan. İnsani değerler, duygular, yalnız olduğumuz ama aslında yalnız olmadığımız. Ne kadar özel olduğumuz. Beni de ne güzel konuşturdunuz… Ahhşk’ı ilk defa böyle anlatabildim.

Kitapcafe: Bedri Rahmi’nin dediği gibi “ Bir insan tanımak oğul, bir cihan tanımaya bedel!” Kitabınızın özü bu!

D.T.: Süper! Kum tanesine bakıp çölü hissetmek, çölü hissedip onu yaratanı hissetmek.

Kitaplar okunduktan sonraki söyleşimiz:

Kitapcafe: Haftalar önce sizinle yaptığımız konuşmada kitaplarınızı okumaya korktuğumu dile getirmiştim. Okuyunca anladım neden korktuğumu. Kitaplarınız aslında bir ayna, kendimize olduğumuz gibi baktığımız; artımızla eksimizle, var olduğumuz gibi oldukları için. İnsan kendiyle yüzleşmekten korkar ya, galiba benim korkum buymuş. Gelelim sorularıma, öncelikle görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

Devran Tığlı: Asıl bu içtenliğiniz için ben teşekkür ederim Dilek hanım.

Kitapcafe: Devran bey, üç tane kitabınız var. Sanırım dördüncü de yakında okuruyla buluşacak. Kitap yazan Devran, kitaplarda kendini de yazan Devran, bir de gerçek dünyada Devran nasıl anlaşıyorlar, birbiriyle dengeleri nasıldır?

Devran Tığlı: Aslında anlaşmalarına gerek yok sanırım çünkü hepsi aynı kişi. Yazarken asla hissetmediğim gibi yazmıyorum ya da benden öte davranmıyorum. Gerçekle yazım hayatındaki kişi, aynı kişi.

Kitapcafe: Devran bey, siz sadece yazar değil, aynı zamanda sosyolog ve psikolojik danışmansınız. Kitaplarınızda mesleki değinmeler de yer almakta. Hatta öneri ve öğütler de bulunuyor. Kitaplarınızın aynı zamanda kişiye özel bir danışmanlık amacı var diyebilir miyiz?

Devran Tığlı: Mesleki bir yaklaşım, profesyonelce olmasa da evet diyebiliriz. Hatta daha çok dost eli uzatma, bildiklerimi paylaşma, birlikte huzura ve doğruya ulaşma isteği diyebiliriz. Çünkü genelde önce yazdığım her şeyi kendime yazıyorum, anımsatmak gibi.

Kitapcafe: İki kitabınızda birbiri içinde hikayeler barındıran ve hikayelerde de öğütler veren yapıda, Şukasaptati veya Binbir Gece Masalları gibi. Yazarken özellikle öyle olsun diye mi bir kurgu yaptınız yoksa yazılırken kendi içinde mi böyle şekillendi kitaplar?

Devran Tığlı: Tüm kitabın anafikri için bu bir zorunluluktu sanırım. Çünkü aykırı bir konu işliyorum ve insanların felsefik yaklaşımları daha somut algılayabilmeleri için somut hikayelere, zaman yolculuklarına çıkıyorum. Özellikle öyle olsun diye bir çabam olmadı ama yazarken zekamı kullanmayı ve okuyanların da zekasını kullanmasını seviyorum.

Kitapcafe: Bir röportajınızda “Özgünlük yazmada önemli,” demişsiniz. Bir de “samimiyet.” Sizin kitaplarınıza benzer içerikte birçok kitap var. Özgünlük noktasında Devran Tığlı farkı nedir? Okuyucu, diğer okuduklarından farklı olarak neyi bulmalı sizde?

Devran Tığlı: Diğer kitaplarla kıyaslamam doğru olmaz sanırım ama şunu söyleyebilirim. Dediğiniz gibi samimiyet. Sadece ve sadece hissettiğim, inandığım ve kendi ürettiğim şeyleri yazıyorum. Hiçbir kitaptan ya da insandan örnek almadan. Özgünlüğü de buradan geliyor sanırım. Okuyucuların da ortak görüşü daha önce okudukları hiçbir kitaba benzemediği. Yani bir yazar, sosyolog alt yapısı olsa da, direk Devran Tığlının dünyasını okuyorsunuz

Kitapcafe: Ahhşk kitabı sayfa 61’de karşıma çıkan ve benim ilk kez duyduğum bir terim “zihinsel geviş”; açıkçası okurken, kendimin de bunu bilerek veya bilmeyerek yaptığımı farkına vardım. Benim dikkatimi çekense Behram’ın, kaygılarını hatırlaması da buna örnek değil midir? Nefes’e zihinsel gevişi anlatıp öyle davranmamasını söylerken zaman zaman bunu kendisinin de yapması.

Devran Tığlı: Zihinsel Geviş doğal bir süreçtir ve yapılması gereken bir şeydir. Nefes’in yaşadığı travma sonrası sürekli aynı olayı düşünüp çözmeye çalışması, çözemeyeceği gibi daha da ruhunu zayıflatacaktı. Özel bir durumdu. Yoksa hayatın içinde zihinsel geviş getirilmesi çok önemlidir. Hataların ya da doğruların ancak böyle farkına varabiliriz. Öz eleştiri, farkındalık, hayatı ve kendini çözme gibi bize gelişim sağlar. Sadece her konuda olduğu gibi dengeli bir biçimde olmalı.

Kitapcafe: “İnsanın bilinçaltı aptaldır. Gereklilik yokken bile tetikte olmaya bile devam eder,” demişsiniz. Obsesif bozukluk bunun sonucu mudur?

Devran Tığlı: Obsesiflik takıntı durumudur ve biraz daha farklı nedenlerden oluşur. Bu durum daha çok kaygı bozuklukları dediğimiz Anksiyete Bozukluklarında görülür. Ortada somut bir neden yokken geçmiş negatif tecrübelerden dolayı, aynı olayın yine başına gelebileceği endişesinde, sürekli bir kaygı içersinde olur birey ve bu da onun yaşamında ona zarar verir.

Kitapcafe: Kitabınızda görme engellilerle ilgili bilgi vermişsiniz, anılardan bahsetmişsiniz ki bunların tamamı gerçek. Bahsettiğiniz dernek de mevcut. Belki bilmeyen okuyucu varsa ben de teyit edeyim, dedim. Benim de görme engelli çok arkadaşım var ve kitapta bahsedildiği gibi muhabbetleri oluyor.

Devran Tığlı: Evet ilk kitabımı “Altı Nokta Körler” derneğinde bizzat kendim bir haftalık bir süreçte okumuştum ve çok da özeldi benim için. Orada tanıştığım insanlar, görme engellilerin hayatları, insanlara yaklaşımlarını tecrübe ettiğim için çok mutlu olmuştum. Görme engellilerin hayatlarına ışık olmak isteyen herkes gidip okuyabilir, katkıda bulunabilir.

Kitapcafe: Uykudan uyanma süreci yaratıcılık için uygun, demişsiniz. Bu herkes için öyle midir?

Devran Tığlı: Bu, kitapta da bahsettiğim gibi dalga boyutlarıyla ilgili (alfa, beta, teta vs). Özel durumlar hariç evet uykudan uyanıldığında, yürüyüş esnasında, yağmuru izlerken, yolculukta baskın olan dalga boylarında yaratıcılık etkindir.

Kitapcafe: Peki, Behram’a dönüyorum tekrar. Behram, Nefes’e masalı anlatacakken “Peki anlatayım, ama kıçım uyuştu valla” diyor. Behram gibi kibar, entel, ince düşünceli birinin, tanıştığı ilk dakikalarda, çok hoşlandığı bir kızın yanında bu ifade kaba kaçmadı mı?

Devran Tığlı: En kibarı o kelimeydi ama haklısınız evet hoş durmamış. Siz deyince fark ettim.

Kitapcafe: Ahhşk, geçmişte var olan Sevgili’ye bir cevap, bir sesleniş veya bir özür mü? Okurken böyle hissettirdi.

Devran Tığlı: Bu konuda yorum yok.

Kitapcafe: Ahhşk’ta sessizce giden gerçekte Behram mı? Nefes mi?

Devran Tığlı: Nefes. Behram gidemedi zaten. Gidemez de.

Kitapcafe: Ahhşk’ta Behram’ın bir süre sonra duygularının ve düşüncelerinin aşktan ziyade saplantıya dönüştüğünü düşünmeye başladım. Sonra Aşktan Öte Ahhşk’ta ise, Nefes’in şehrine taşınınca bu düşüncem daha da arttı. Aslında Nefes’e onu rahatsız etmeyeceğine dair söz de veriyor. Onun şehrine taşınması bu sözü de çiğnemek olmuyor mu?

Devran Tığlı: Ama onun karşısına çıkmıyor, bilgi bile vermiyor, rahatsız etmiyor. Sadece uzaktan orada olmak onu iyi hissettiriyor. Ayrıca aşk zaten takıntıdır. Burada takıntılı olma halinin bize itici gelmesi, karşıdaki insana zarar verme, nefes aldırmama ya da hayatını zora sokmaktan kaynaklanıyor. Behram’ın böyle bir zararı olmuyor. Hatta Nefesin bundan haberi bile olmuyor.

Kitapcafe: Behram ve Ayşenur iki farklı aşk tanımı yapıyor. (bu arada aşkın gerçekte ne olduğunu birçok yerde Nefes de Behram da diğer karakterler de güzel ifade etmiş. Bu konuda sizi tebrik ederim.) Biri diğerinin aşkı bilmediği düşüncesinde. Aşk, kaç türlü hissedilebilir? Kitapta belirttiğiniz gibi, aşk, seven ve sevilen arasında iken niye başkalarının gözünde rekabet duygusuna dönüşür? Günümüzde de sosyal medya üzerinden kişilerin en özel anlarını bile fotoğraflar hale geldiğini görüyoruz.

Devran Tığlı: Ne kadar insan varsa yeryüzünde o kadar dünya ve o kadar duygu vardır aslında. Birbirine yakın olsa da aynı değildir. Parmak izi gibi kişiye hastır. Benim düşüncem gerçek bir aşkın sessiz olduğudur. Mahremdir. Onu kendi gözünden kıskanırken bir başkasına nasıl gösterilebilir. Bunu yapan insanların hissettiği nedir bilemem ama temelinde özgüven eksikliğini tamamlamak amaçlı olabilir. Aşkını, arabasını, elbisesini, zenginliğini, güzelliğini, kariyerini ya da başarısını paylaşarak “ bakın, ben de varım, bana saygı duyun” deme çabasıdır aslında.

Kitapcafe: Aşık olmayan insan eksik midir? Aşk insanı gerçek mi kılar? Aşk, aslında insanın kendi içinde arayışlarının cevabı mıdır?

Devran Tığlı: Aşkı yaşamayan için bunun cevabı bilinmez. Ama gerçek aşkı yaşayanlar bilir ki dünyanın tüm sıkıcılığı, saçmalığı, gözünün önüne inen kara perde aşk ile açılır. Aşk üzerine yaratılmış bir evrende yaşadığına inanan biri olarak evreni de anlamak için ancak o pencereden bakabilmek gerekir. İlla karşı cinse de olması şart değildir aşkın. Ama bir şeye aşırı hayranlıkla bakabilmek gerek bir kez de olsa.

Kitapcafe: Aşık olabilme becerisi genetik olabilir mi? Genetik küskünlükten bahsetmişsiniz bir de. Diğer duygular içinde bu geçerli midir?

Devran Tığlı: Evet. Bir çok duygu aslında bize atalarımızdan miras olarak hazır geçiyor. Bebeklerde, çocuklarda bunu anlayabilirsiniz. Henüz hayatı öğrenmeden, kimisi daha kırılgan, kimi daha agresif, daha neşeli vs mizaçta oluyor. Elbette ki sonradan öğrendiğimiz duygularda var ama temeli hep mizacımıza dayanıyor. Mizaçta genetik mirasımız, hatta kaderimiz.

Kitapcafe: Behram, ilk kitapta Mecnun olmaktan korktuğunu dile getirse de içten içe de Mecnun olmaya başlayan bir yapı sergiliyor. İkinci kitapta ise Mecnun olduğunu dile getirse de aslında Mecnunluktan tamamen uzak bir izlenim veriyor. Maneviyata yönelip orada kalacakken Nefes’in yani beşeriyetin peşine düşüyor. Bu tezatları açıklayabilir misiniz?

Devran Tığlı: Ben Behramın, Fuzulinin anlatımındaki gibi beşeri bırakıp ilahi aşka yönelmesini anlatmaya çalışmadım. Temelinde beşer ve ilahi aynı şey demeye çalıştım. “Parçasını seven bütünün sever, bütünü seven onun parçasını sever” dedim hep kitapta. Ya ben bunu tam anlatamadım ya da siz bu ayrıntıyı es geçmiş olabilirsiniz.

Kitapcafe: Kitapları okurken, evet felsefeden, tasavvuftan, psikolojiden bahsediliyor. Manevi yönü ağırlıklı bir kitap. Ama okuyup üzerine düşününce gerçekçi kitaplar olduğu kanısına vardım. Günlük hayatta eşimize, dostumuza, manevi olarak felsefik ve tasavvufi konuşmalar yaparken, verdiğimiz öğütlerin pek azını da kendimiz uyguluyoruz. Behram’da öyle. Bana o yüzden çok gerçekçi geldi. Mesela sakin bir hayat hayali kurup (çoğumuzun hayali), kendi elleriyle çiçek ekmesi (çoğumuzun hayali), kitap okuması, insanlarla olan iletişimini azaltması ama sonunda bunlardan sıkılması. Çünkü Behram bir insan. Melek değil. Farklı değil. Ondan çok var. Hepimiz Behram’ız, desem abartmış olur muyum?

Devran Tığlı: Bence çok güzel ve derin bir ayrıntıyı fark etmişsiniz. İdeal edilen dünya asla hiçbir zaman tam yaşanmamıştır. Çünkü gerçeklerimizle tam örtüşmez. Kitapta da sözde ve başkasına nasihatte kolay ama uygulamada zor ya da imkansız hiçbir sahte yaklaşım yapmamaya çalıştım. İnsan acizdir ve iniş çıkışları vardır. En bilgesinin en güçlüsünün bile. Ve bu iniş çıkışlar, yanılmalar, hatalar, deneyimler bize öğretir zaten hayatı. Yaratıcı dışında ahkam kesecek bir varlık var mıdır? Yapanlar ise kendi cehaletlerinden yapıyorlar, ki kendileri bile uygulayamıyor söyledikleri kibirli tavsiyeleri, diye düşünüyorum. Behramı çok güçlü, her şeyi bilen, yenilmeyen ütopik bir kahraman olarak yazabilirdim ama bu sahte bir karakter olurdu. Güçlü yanları, zayıf yanları, iyi ve kötü yanları ile bir insan. Ve evet hepimizden bir parça.

Kitapcafe: Kitaplarda Behram’a yapılan çok fazla övgü var. Neredeyse her karşılaştığı kişiden övgü alıyor. Gittikçe böyle bir beklenti haline mi giriyor? Ona göre mi davranıyor? Bundan hoşlandığı kesin. Bir de ünlü olma veya olmama derdi nedir? Hem bunu istiyor hem buna karşı. Hem Nefes onun ününü duysun istiyor hem de ünlü olmaktan rahatsız. Hem ünlülerden hoşlanmıyor hem de bir ünlüye hayat dersi vermeye kalkışıyor , üstelik çok özel bir anda. Nedir bu karmaşa?

Devran Tığlı: Behram’ın övgülerden etkilendiğini düşünmüyorum hatta rahatsız oluyor bundan. Diğerlerinin Behram’ı övmesi aslında onda bulunan özelliklerin iyi olanlarına dikkat çekme isteğim. Hep alakasız şeylerin yüceltildiği dünyada insanı özellikleri yüceltmeye çalışma çabamı böyle düşünmeniz biraz üzücü geldi bana. Behram da hep insani özellikleri yüceltiyor başkalarında dikkat ederseniz.

Ünlü olma isteği sizin de dediğiniz gibi sadece Nefes için. Nefes onu başarısız görüyor çünkü. Çok insani bir istek bu. Onun dışında ünlü olma isteğinin olduğunu nerde okudunuz bilmiyorum. Ünlülerden hoşlanmaması ile hayat dersi vermesi arasında da tezat yok. O sadece her gördüğü haksızlığa karşı durmaya çalışan biri. Ünlülerin ya da özgüven patlaması yaşayan, aslında Behram’a göre aptal insanların sanal bir şişkinlik yaşadığını dünyaya anlatmaya çalışıyor. “Yalnız aptallar kibirlidir, çünkü akıllılar zayıflıklarının farkındadır” diye düşünüyor. Ve hiç kimsenin kimseyi ezmesine katlanamıyor. Özel bir anı yok eden de o insan. Zaten yok olmuş bir anda kendisine saldıran bir kişiye cevap vermeye çalışıyor. Siz öyle bir anda o hakaretleri kabul eder miydiniz?

Kitapcafe: Kitapta çoğunluğu size ait olmak üzere neredeyse her sayfada bir şiire rastlamak veya sıklıkla bir müzikle karşılaşmak mümkün. Müzikal gibi kitaplar yazmışsınız… Şiir yarışmasını okurken aklıma gelen soru “Şiir yarışması Devran’ın hayali, Behram’ın gerçeği mi yoksa Devran’ın gerçeği Behram’ın kaderi mi?”

Devran Tığlı: Düz, sıkıcı, ezgiden uzak hiçbir şeyi sevmiyorum. Böyle hissedilmesine sevindim. O yarışma da Behramın maddi rahatlığa kavuşması için bir bahaneydi yazar için.

Kitapcafe: Aşktan Öte Ahhşk’ta Behram’ın kendi içinde konuşmaları, hatta yakarış şeklinde kaleme aldığı yazıları, bir dua, bir öğreti gibi. Matruşka bebekler gibi yazıları da; açtıkça farklı bir tad, farklı bir yapı çıkıyor…

Devran Tığlı: Bu sizin tanımlamanız, benim de çok hoşuma gitti. Zekamı derinliğine kullanmaya çalıştım. Bunu aktarabildimse ne mutlu.

Kitapcafe: Haksız kazanç (piyango vb.) ile ilgili düşünceleriniz, posta kartları ile aslında vefa arasındaki kurulan gizli bağ… Ne çok şeyi kaçırıyoruz hayatta… Devran bey, anlatmaktan yorulup yazmaya karar verdiğiniz ne çok konu var… Bunların sonu var mı? Devran’ın araba almaya gittiği ve satıcıya ders verdiği bölüm. Behram’ın yaptığını kaç kişi yapar?

Devran Tığlı: Evet kaçırdığımız çok şey var bu hızlı dünya sarmalında. Öyle bir dünyadayız ki artık, siyasi görüşümüz, beğenilerimiz, sevdiğimiz müzikler, insanlar bile aslında bize sunulanlar. Kendimiz yokuz. Ve maddileşen bu dünyada neler neler kaçırıyoruz. Bunları birilerinin bize anımsatması ve bizim de fark etmemiz lazım diye düşünüyorum. Behramın yaptığını yapan belkiş az kişi vardır ama aslında sıradan herkesin yapması gereken şeyler bunlar. Sadece kurnazlığın yüceltildiği bir dünyada bize tuhaf geliyor.

Kitapcafe: Behram’ın babasıyla derdi ne? Babalar ve oğullar arasındaki rekabeti Oidipus’a mı dayandıracağız illaki? Devran nasıl anlatır bunu?

Devran Tığlı: Oidipus kompleksi çok daha farklı bir durum. Freudun anlatımındaki karşı cins ebeveyne bir aşk, diğerine nefret yok Behramda. Sadece babasının onun önünü açmadığını, hatta hep tıkadığını, değersiz, işe yaramaz hissettirdiği için, hayatı boyunca içinde hep karmaşalara, ıssızlıklara sebep olduğunu düşünüyor.

Kitapcafe: Kitapta en beğendiğim iki konu var. Duanın gücü üzerine melekle yapılan konuşma ve “tek gerçek zamanın şu an” olduğu bölüm… Bunlar kitapların varmak istedikleri noktalar mıydı?

Devran Tığlı: Birkaç ana fikir yok aslında. Onlarca var diyebilirim. Bunlardan ikisi de evet bunlar. Ana fikirler daha çok 3. Kitapta olacak.

Kitapcafe: Sormayayım diye düşündüm ama aklımda kalacağına sorayım. Mel Gibson filmiyle ilgili anekdot gerçek mi?  Kitapta kahkaha ile güldüğüm tek yerdi.

Devran Tığlı: Evet gerçek.

Kitapcafe: Zamanı geri almak istediğiniz anlar var mı?

Devran Tığlı: Hayır. Neden derseniz de size cevabı 3.ciltte vereceğim.

Kitapcafe: Size soracağım çok soru var aslında ama okuyucuları da sizi de daha fazla yormak istemiyorum. Sorularıma verdiğiniz her bir yanıt için ayrı ayrı teşekkür ederim.

Devran Tığlı: Ben teşekkür ediyorum. İlk defa bu kadar derin analizler ve sorularla karşılaştım ve çok hoşuma gitti. Ben kitap yazarken düşündürmeyi seviyorum siz de sorularınızla bunu başardınız. Her soru elbet düşünülür ama sizin sorularınız klasik yollardan verilecek cevaplardan olmadığı için sıfırdan düşündüm. Bunun için de teşekkür ederim. Ayrıca eleştirileri de dikkate aldım, diğer kitaplarımda rehberim olacaklar. Her okuyucunun sizin gibi olmasını diliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.